Posts Tagged With: sufi

Şeyhin bağımsız tasarruf yetkisinin olmaması

Bir rivayette, Allah Teala’nın “sen sevdiğini hidayete erdiremezsin”(kassas 56) ayeti hakkında, Ebu Hüreyre(radiallahü anh) şöyle demiştir: “Bu ayet Peygamber Efendimiz’in(sallallahü aleyhi vesellem) amcası Ebu Talib’in İslam’a girmesini istemesi üzerine inmiştir”(Tirmizi tefsir, 3188)

Hadisten çıkan netice: Şeyhin bağımsız tasarruf yetkisinin olmaması

Bazı bilgisiz kimseler hata ederek feyzin şeyhlerin elinde olduğuna inanırlar. Bu hadis, bu yanlış fikri düzeltmektedir. Peygamber Efendimiz’in(sallallahü aleyhi vesellem) yetkisi olmadığı yerde, diğerlerinin yetkilerinin olduğu nasıl düşünülebilir? Şeyhin gerçek işi dini yönden faydalı olmaktır. Fakat bu mutlak faydalı olma yetkisi elinde değildir. Bu iş şeyhin elinde değilse, dünyevi işler devamlı onun elinde nasıl olabilir.

Pek çok cahil bu yanlış fikre düşmektedir. Bundan Allah’a sığınırız. Ayrıca böyle durumda olan pek çok cahil, ehlullahin büyün kainatın sahibi olduğuna inanmaktadır. Nassin yol göstermesiyle bunun ıslahı gerekir ve mümkündür.

[Şeyh Eşref Ali Tânevî, Hadislerle tasavvuf, s.60]

Reklamlar
Categories: Tasavvuf | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Tasavvufun Kaynağı

Şüphesiz Kuran’ın müslümanlar üzerindeki tesiri büyüktür ve (bazı fırkalar hariç tutulursa) bütün müslümanların icmasıyla o, Allah’ın ezeli ve ebedi kelamıdır. Bu tesir, diğer ilimlerde olduğu gibi hiç şüphesiz tasavvufun gelişmesinde de ilk ve en önemli faktör olmuştur.

Esasen güzel ahlakın ve tasavvufun temeli durumunda olan tevbe, zuhd, sabır, şükür, muhabbetullah, mehafetullah, haysetullah gibi her müslümanın kemalat sebebi ve imanının bir göstergesi olan sıfatlar yanında zikir-tesbih, tevekkül-teslimiyet, tefekkür ve murakabe, ihlas gibi istilah ve ameller, Kuran’ın ihtiva ve en çok teşvik ettiği konulardır. Bu tasavvufun oluşmasında Kuran’ın rolünü gösteren en önemli dayanaktır. Öyleki bu durum, müslüman müellifler tarafından tesbit ve teslim edilmesi bir yana, bazı Batılı araştırmacıların bile zorlanmadan itiraf ettikleri bi hakikat olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim tasavvuf sahasındaki çalışmaları ile tanınan Nicholson, “Kuran’da İslam Tasavvufuna hakiki kaynak olabilcek çok şeyler bulabiliriz”derken,[1] bu sahada önemli araştırmalar yapan Massignon, tasavvufun oluşması ve gelişmesine etki eden birtakım tesirler olduğunu söylemekte ve bu konuda yazdığı Essai adlı çalışmasında tasavvufa etki eden tesirlerin en önemlisinin Kuran olduğunu belirterek tasavvufun, İslam’ın kendisinden doğduğu görüşüne daha çok meyletmektedir.[2] Çağdaş düşünürlerden Roger Garaudy de tasavvufun kaynağının Kuran olduğunu vurgulamaktadır.[3]

Aslında tasavvufi anlayış ve yaşayışı ortaya koyan, onu savunan ve yaşayan ilk dönemdeki sufilerle daha sonra ona tarikat disiplini içinde şekil verip müesseseleştiren tarikat pırlerinin sufi, tasavvuf, tarikat, mürşid, ve seyr u sülüktan maksatlarını ifade eden açıklamarı, meseleyi çözüme kavuşturacak mahiyettedir. Nitekim tasavvuf mektebinin üstad ve usta kalemlerinden Hücviri(470/1077), önceki meşayıhtan tasavvuf ve sufinin birçok tarfini verdikten sonra, bunca tarifleri vermekten maksadının, bu yolun her şeyi ile hak olduunu ve herkesin ona sülûkunu temenni ettiğini söyleyerek tasavvufu red ve inkar edenleri şöyle değerlendirir:

“Eğer onlar, sadece bu ismi inkar ediyorlarsa bunda garipsenecek bir şey yoktur; bu olabilir. Fakat tasavvufun ifade ve ihtiva ettiği manayı inkar ederlerrse, o taktirde Peygamber’in(as) şeriatının tümünü ve onun bütün güzel hasletlerini inkar etmiş olurlar.”[4]

Sufiler, tasavvufu, bütünüyle ihlas, yakını iman, kuran ve sünnet çizgisinde ilahi edebi elde etme ve güzel ahlak olarak tarif etmişler, hedefini marifetullah ve ilahi rıza olarak göstermişlerdir. Buna örnek olarak birkaç tasavvuf ve sufi tarifi görelim:

Ebu Hafs Haddâd (270/ 883):

“Tasavvuf, bütünüyle edepten ibarettir. Her anı, her halin ve her makâmın kendine göre bir edebi vardır. Her vakit edebine riâyet eden kimse, Hak erlerinin ulaştığı hâle ulaşır. Edebini korumayan kimse ise her ne kadar kendini Hakk’a yakın zannetse de esasen Hak’tan uzaktır. İlâhî huzurda kabul gördüğnü düşünsede oradan tard edilmiştir.”[5]

Cüneyd el-Bağdadî (297/909):

“Bu (tasavvuf) ilmimiz, Kitap ve sünnetle kayıtlanmıştır, Sülûkundan önce Kur’ân okumayan, hadis yazmayan ve fıkıh öğrenmeyen kimseye uymak caiz değildir.”[6]

“Bizim ilmimiz, Resûlullah’ın (a.s) ilmiyle kenetlenmiştir “[7]

“ Tasavvuf; Hakk’ın, seni senden (nefis ve iradenden) öldürüp kendisiyle diriltmesidir.”[8]

Şu söz de Bağdâdî’ye aittir: “Resûlullah’a (a.s) mutâbaattan (uymaktan) başka Allah’a giden bütün yollar kapalıdır”[9]

Ebû Muhammed el-Cerîrî’ye (321/933), tasavvufun ne olduğu sorulunca: “Tasavvuf bütün güzel huylarla süslenmek, bütün çirkin şeylerden de çekinmektir” demiştir.[10]

Sühreverdî (632/1234) der ki: “Tasavvufun, güzel ahlâkın elde edilmesi ve çirkin şeylerden de el çekilmesi şeklindeki mânâsı düşünülünce görülecektir ki tasavvuf zühdün ve fakrın üstünde bir ameliyedir[11]

Zünnûn (245/859):

“Sûfi, (dünya adına bir dâva ve kavgası olmadığı için) hiç­bir arzu ve isteğin kendisini yormadığı alınacak hiçbir şeyin de kendisini korkutmadığı kimsedir

Yine Zünnûn demiştir ki:

“Sûfiler her şeye karşı Allah Teâlâ’yı tercih etmiş, Allah da her şeye karşı onları tercih etmiştir”[12]

Rüveym (330/941) demiştir ki:

“Tasavvuf, nefsi, Allah Teâlâ’ya, onun dilediği şekilde tâbi ve teslim kılmaktır”[13]

Sehl b. Abdullah (273/886):

“Kitap ve sünnetin kabul etmediği her vecd (cezbe) hâli bâtıldır”[14]

el-Kettânı (322/933):

“Tasavvuf tamamiyle güzel ahlâktan ibarettir. Ahlâkça senden güzel olan, tasavvuf yolunda da senden ileridir.”[15]

İbn Nüceyd (366/976):

“Tasavvuf, ilâhî emirler ve nehiyler altında sabretmektir”[16]

Ebû Ali Cüzcânî”ye: “Allah’a giden yol nasıldır?” diye so­rulduğunda şöyle demiştir:

“Ona giden yollar çoktur; ama bunların en sahihi, en güve­nilir ve şüpheden en uzak olanı kâlen, fiilen, azmen, akden ve niyeten sünnete uymaktır. Çünkü Allah Teâlâ: ‘Eğer o peygam­bere uyarsanız, hidâyete erersiniz!(Nûr 24/54) buyurmuştur!” Sünnete tâbi olmanın yolu ve şekli nasıldır, diye sorulunca da: “Bid’atlardan uzaklaşmak, ilk devir îslâm âlimlerinin üze­rinde ittifak ettiği şeylere uymak, (sapık) kelâm meclislerine ve ehline yanaşmamak ve hak yolda gidenlerin izine sımsıkı sarı­lıp inkıyâd etmektir. Baksanıza, Allah Teâlâ, Resûl’üne: “Son­ra, hanif olarak İbrahim’in dinine uyasın diye sana vahyettik’ (Nahl 16/23) buyurmaktadır!”demiştir.[17]

Ebû Hafs Haddâd (270/883):

“Bir kimse hâllerini ve fiillerini Kitap ve sünnetle ölçmez, kalbine gelen havâtırı (iyice bir tenkite tâbi tutup hak ölçülere uymayanı) kusurlu görmezse biz, onu ricâlullahtan saymayız”[18]

İmam Rabbânî (1034/1625):

“Tarikat ve hakikat, şeriatın üçüncü merhalesi olan ihlâsı elde etmede birer hizmetçidir.”[19]

Imam Rabbânî, seyr u sülûktan maksadın ne olduğu­nu şöyle açıklıyor: “Seyr u sülûktan maksat, kalbi tasfiye,[20]nefs-i emmâreyi tezkiye,[21] rızâ makamı için gerekli olan ihlâsı tahsil,[22] (dinin hakikatlerini keşfedip anlayarak) icmâlî bilgi­leri tafsil, istidlâlî olanı ise keşfen zarûrî ilim gibi tespit[23] ve îmân-ı hakîkiyi elde etmektir.[24] Asıl maksat, aşk ve muhabbet değil, kulluktur. Aşk (cezbe ve muhabbet), güzel kulluk yapılsın diye verilir. Velâyet mertebelerinin en sonu, kulluk makâmıdır. Ondan daha üstün bir makâm yoktur.[25]Tarikat ve hakikat, şeriatın hakikatinden ibarettir. Onları şeriattan ayrı düşünmek, ilhaddır (dinsizlik ve zındıklıktır.)”[26]

Sülûkun şekli konusunda ise şu değişmez ölçüyü ortaya koyuyor: “Bütün evâmir-i ilâhiyye ve peygamberler, kulu, nefsin hevâ ve hevesinden kurtarıp Hakk’a bağlamak için gelmiştir. Her ne miktar şer’î amel işlenirse o miktar nefsânî arzu zâil olur. Bunun içindir ki şer’î hükümlerden birisini icrâ etmek, nefsânî arzuların izâlesi için bin senelik riyazattan ve bu uğurda uğraşmaktan daha faziletlidir. Yapılan bütün mücâhede ve riyâzatlar, Şeriat-t Garrâ gereği olmayınca nefsin arzularım takviye ve te’yid eder. Brahmanlar ve Hindûlar riyâzat işinde hiçbir kusur etmedikleri halde, şeriatın tarif ve edebine göre yapmadıkları için (Hak adına) kendilerine hiçbir faydası olmamıştır”[27]

Ebû Said el-Harrâz (277/890):

“Zâhir ilme ters düşen her bâtınî hâl ve ilim, bâtıldır”[28]

Cüneyd el-Bağdâd (297/909):

“Bizim bu (tasavvuf) ilmimiz, Resûlullah’ın (s.a.v) hadisleri ile iç içe ve tamamen onlara bağlı bir durumdadır”[29]

Ebû Osman el-Hîrî (298/910):

“Kim, söz ve fiillerinde sünnete göre hareket ederse o, hikmetle konuşur. Kim de söz ve fiilinde hevâ ve hevesine göre hareket ederse o, bid’atla konuşur.” [30]

Sühreverdî (632/1234), kendinden önceki sûfilerin üze­rinde ittifak ettiği, sonradan gelen hiç kimsenin de itiraz ede­mediği şu temel anlayışı ortaya koyuyor: “Kim, sünnet yoluna girmeden, herhangi bir maksada ulaşacağını veya istediğini elde edeceğini zannederse o kimse, aldanmış ve hüsran içinde, kendi hâline terk edilmiştir. İşte sûfilerin hâli ve yolu budur. Bu yolun ve anlayışın dışında başka bir hâl (ve ilim) iddia eden kimse, fitneye düşmüş, yalancının birisidir”[31]

Bu şekilde tarif ve tatbik edilen bir terbiye metodunun na­sıl bir kaynaktan alındığı ve hangi asla dayandığı apaçık orta­dadır. Bu durumda, başka kaynak arayışları, zorlamadan iba­ret kalıyor ve ortaya konanlar, sünnî sûfiliğe değil, herkesin bir ölçü olmadan söz edebileceği felsefî tasavvufa ait gözüküyor.

[Kur’ân ve tasavvuf, Dr. Dilaver Selvi]


[1] Nicholson,Fi’t-Tasavvufi’l-Islami, s.112

[2] Nicholson,a.g.e.,(mütercim Afifi’nin mukaddimesi)

[3] Roger Garaudy, Islam ve Insanlığın Geleceği, s.38-42. Müellif, eserinde tasavvufun kaynağı ile ilgili özetle şunları söyler: “Tasavvu, Hristiyan mistisizminden alınmamıştır. Tasavvuf, yeni Eflatunculuktan kaynaklanmamıştır. Tasavvuf, Hind bilgeliğinden doğmamıştır. Tasavvufun kaynağı Kuran’dir.

[4] Hücviri, Keşfu’l-Mahcub, s.54

[5] Hücviri, Keşfü’l-Mahcub, s.51

[6] Sübki, Tabakatü’ş-Şafiiyye, 2/273, 274

[7] Serrac, Luma’,s.144

[8] Sühreverdi, Avarifü’l-Mearif, s.69; Kuşeyri, er-Risale, s.2/550

[9] Kuşeyri, er-Risale, s.1/117

[10] Sühreverdi, Avarifü’l-Mearif, s.67

[11] Sühreverdi, Avarifü’l-Mearif, s.67

[12] Sühreverdi, Avarifü’l-Mearif, s.69

[13] Sühreverdi, Avarifü’l-Mearif, s.70; Kuşeyri, er-Risale, 2/550

[14] Sühreverdi, Avarifü’l-Mearif, s.64

[15] Kuşeyrî, a.g.e., 2/550 vd.; Attâr, Tezkire, 580; Sühreverdî, a.g.e., s. 299; îbn Mulakkın, Tabakâtu’l-Evliya, s. 145.

[16] Sülemî, Tabakât, s. 354; Kuşeyrî, a.g.e, 1/182; îbn Mulakkın, a.g.e., s. 108.

[17] Sülemî, a.g.e., s. 247; Attâr, a.ge., s. 575; Şarânî, Tabakât, 1/90.

[18] Değişik tarifler için bk. Sühreverdî, a.g.e., s. 66-59.

[19] İmam Rabbânî, Mektûbât, 1/36. Mek.

[20] îmam Rabbânî, a.g.e., 1/90. Mek. Ayrıca bkz. Gazâlî, Ravdatut-Tâlibin, s.29-30. (Beyrut, trs.)

[21] imam Rabbânî, a.g.e., 1/35. Mek. Ayrıca bkz. Gazâlî, Sırru’LEsrâr, t. 45 (Kahire, 1988).

[22] îmam Rabbânî, a.g.e., 1/36. Mek.

[23] îmam Rabbânî, a.g.e., 1/30. Mek.

[24] îmam Rabbânî, a.g.e., 1/161. Mek.

[25] îmam Rabbânî, a.g.e., 1/30. Mek. Kulluk makamının üstünlüğü için bkz. Gazali Ravdatu’t-Talibin, 17. Muhabbetin tarifi ve hakiki muhabbetin sonuçları için bkz. el-Herevi, Menazilü’s-Sairin, s.32(Kahire,1966)

[26] îmam Rabbânî, a.g.e., 1/57. Mek.

[27] îmam Rabbânî, a.g.e., 1/52. Mek.

[28] Sülemi, Tabakat, s.231;  Kuşeyri, Risale, 1/140, Sühreverdi, Gerçek tasavvuf, s.63

[29] Kuşeyri, Risale, 1/117;  Sühreverdi, Gerçek tasavvuf, s.63

[30] Kuşeyri, Risale, 1/122

[31] Sühreverdi, Gerçek tasavvuf, s.63-64

Categories: Tasavvuf | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Ibn Kayyim ve feraset

Ibn Teymiyyenin talebesi Ibn Kayyim:

Ferasete gelince, Yüce Allah, feraset sahiplerinden övgüyle şu şekilde bahsetmiştir: “Şüphesiz bunda, işaretten anlayanlara nice ibretler vardır.” (Hicr, 15/75). İbni Abbas ve diğerleri: “İşaretten anlayanlar, feraset sahipleridir” demişlerdir.

Diğer bir ayette: “Onları tanımayan, utangaçlıklarından dolayı onları zengin sanır. Onları simalarından tanırsın” (Bakara, (2/273) buyrulmuştur. Bir başka ayette de: “Biz dileseydik, onları sana gösterirdik. Sen onları simalarından tanırdın ve onları sözlerinin uslubundan tanırsın” (Muhammed, 47/30) buyurulmuştur.

Feraset, kalbi doğrular. Temiz ve saf olur. Pisliklerden uzak bulunur. Allah’a yakın olur. Ferasetli kimse, Allah’ın kalbine attığı nurla bakar. Tirmizi ve diğerlerinde Ebu Said’den şöyle bir hadis nakledilir; Rasulullah buyuruyor:
“Mü’minin ferasetinden sakının. O, Allah’ın nuruyla bakar.”

Bu feraset, Allah’a yakınlıktan kaynaklanmıştır. Kul Allah’a yaklaşınca, hakkı bilmesine, anlamasına engel olan kötü engeller ortadan kalkar, Allah’a yakınlığı ölçüsünde, Allah’a yakın bir fener ışığı, kula ulaşır. Yakınlığına göre bu ışık onu aydınlatır. Bu nurla, Allah’tan uzak kimsenin, mahcubun göremediği şeyleri görür.

es-Sahih’te, Ebu Hureyre’den naklen, Rasullah’ın Allah’tan rivayet ettiği kudsi bir hadiste Yüce Allah şöyle der: “Kulum bana, üzerine farz kıldığım ibadetlerle yaklaştığı gibi hiçbir şeyle yaklaşamaz. Kulum bana,nafile ibadetlerle yaklaştıkça da onu severim. Kulumu sevince, duyduğu kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli ve yürüdüğü ayağı olurum. Böylece o, benimle duyar, benimle görür, benimle tutar ve benimle yürür.”

Yüce Allah bu kudsi hadiste, kendisine yaklaşan kuluna olan sevgisinin, faydalı olacağını belirtmiştir. Allah kulunu sevince kulağına, gözüne, eline ve ayaklarına yaklaşır. Artık gözü Allah’la görür. Kulağı O’nunla duyar. O’nunla tutar. O’nunla yürür. Kalbi, eşyaların gerçeklerinin belirdiği saf ayna gibi olur. Ferasetinde oldukça az yanılır. Çünkü kul, Allah’la varlığa bakınca onu olduğu gibi görür. Allah’la işitince onu olduğu gibi işitir. Ancak bu, gayb bilgisinden sayılamaz. Yüce Allah’ın, hakikatlerin suretlerini görmeye mani olan vesvese, hayal ve batıl izlerden uzak, nurla kaplı, kendine yakın kulunun kalbine attığı hak ile hakikatların suretlerini görür, bilir. Nur kalbte çoğalınca, derhal kalbten uzuvlara, göze geçer; nur ölçüsünde görme gözüyle hakikatlan olduğu gibi keşfeder.

Rasulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) namaz kılarken -sair zamanda önünde bulunan ashabını gördüğü gibi- arkasında namaz kılanları görürdü. Mekke’de iken gözü ile Beyt-i Makdis’i görmüştür. Şam saraylarını, San’a kapılarını ve Kisra’nın şehirlerini hendek kazarken, Medine’de görmüştür. Medine’de iken Mute’de yaralanmış komutanları görmüş; yine Medine’ de iken Necaşi’nin ölüsünü görmüş, Musalla’ya giderek, gıyabında cenaze namazı kılmıştır.
Hz. Ömer, İran’ın Nihavend bölgesinde düşmanlarla savaşan İslam askerlerini ve askerlerden Sariye’yi görmüş, O’na: “Sariye! Dağa, dağa” diye nida etmiştir. Yine Hz. Ömer’in huzuruna içlerinde Eşter en-Nehai’nin de bulunduğu Mezheç kabilesine mensup bir grup insan
girmiş, Hz. Ömer başını kaldırarak Eşter’i görmüş. Onlara: “Bu adam kim?” diye sormuştur. Onlar da: “Malik b. Haris” karşılığını verince Hz. Ömer: “Ne oluyor ona. Aşkolsun ona. Bugün müslümanların korkunç bir gün yaşadıklarını görüyorum” demiştir……………….

İşte Osman b. Affan! Hz. Osman’ın yanına gelirken yolda bir kadın görmüş, onun güzelliklerini düşünmüş bir sahabe huzura girer. Hz. Osman ona der ki: “Gözlerinde zina belirtisi olan sizden bir zat yanıma geldi.” Bunu duyan sahabe: “Rasulullah’tan sonra vahiy mi?” diyerek Hz. Osınan’ın haline muttali olmasına şaşırır. O sahabeye Hz. Osman: “Hayır. Bu, basiret, burhan ve doğru ferasetle bilinir” karşılığını verir.

İşte feraset budur. O, Allah’ın kalbe attığı bir nurdur. Bu sayede bir şey, nasıl ise o şekilde hatıra gelir. Feraset göze geçerek başkasının göremeyeceği şeyleri görür.

[Ibn Kayyim, Kitâbu’r-Ruh, s. 304-308]

 

Categories: Tasavvuf | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Basiret hakkında Ibn Kayyim

Ibn teymiyyenin talebesi Ibn Kayyim:

Salikin gafletten uyanışı gerçekleştikten sonra düşünce uyanışını gerçekleştirmesi gerekir. Bu da kalbin önce özet olarak kendisine ulaşmaya hazırladığı maksadına yönelmesidir, maksadının ayrıntısı ve O’na götürecek yolu bilmesi daha sonra gelir.

Salikin fikri sahih olunca, basiret gerekir. Basiret Allah’ın dostları ve düşmanları için hazırladığı cennet ve cehennemi, va’d ve vaidini görmesini sağlayan kalbdeki bir nurdur. Basiret sahibi bir kimse insanların Allah’ın çağrısı üzerine korkarak kabirlerinden çıktıklarını, göklerden meleklerin inip onları çepe çevre sarmalarını, hüküm için, Allah’ın huzurunda hazırlandığını Allah’ın nuruyla yeryüzünü aydınlattığını, kitabın ortaya konup nebiler ve şehidlerin getirildiğini, mizanın kurulup, sahifelerin uçuştuğunu, hasımların toplandığını, borçlunun alacaklının boğazına yapıştığını, havz ve şeffaf kadehlerin parıltılarını, susuzluğun artıp, gelen – gidenin azaldığını, geçmek için köprü kurulup, insanların O’na doğru sevkedildiğini, köprünün aydınlatıldığını, altında katmer katmer ateş tutuşturulduğunu, ateşe düşenler, kurtulanlardan kat kat fazla olduğunu bütün bunları görür ve düşünür.

Onun kalbinde bütün bunları gören bir göz açılır. Onun kalbinde ahiret ahvaline açılan bir pencere olur, ona ahireti ve ahiretin devamlılığını; dünyayı ve dünyanın süratle gelip – geçici olduğunu gösterir.

Dolayısıyla “Basiret”; Allah’ın kalbe koyduğu bir nurdur, bu nurla rasüllerin, haber verdiği şeylerin hakikati bilinir. Salik gören bir gözle ahireti müşahade ediyor gibi olur.

[Medâricu’s Sâlikîn, Basiret mertebesi konusu]

bu sözler acaba başkalarından çıksa vehhabiler nasil tepki verirlerdi?  Buyuk ihtimalle herzamanki yaptiklari gibi tekfir ederlerdi

Categories: Tasavvuf | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Sufiler Abdal ve Evliyadır arasındadırlar (Geylani hz)

geylani abdallar

Imam Abdulkadir Geylani Rahimahullah soyle yaziyor:

“Gercek Fukara sufilerin yolunda yuruyen insanlardır.Onlar kendilerini şeytani arzulardan temizliyorlar.Onlar “Abdal” ve “Evliya” arasındadırlar’

[El-Guniya Tut Talibi Fi Tarik el Hakk, seh No. 449]

Categories: Tasavvuf | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Alimlerin sufiler hakkındaki sözleri..(1)

Tac’ed-Din es-Subki :

Mu`id en-ni`am’da tasavvuf başlığı altında şunları söyler: “ Allah onlara ömür versin ve onları(sufileri) selamlasın, ve Allah bizi cennetle onların yanına koysun. Onlar hakkında çok fazla şey söylenmiştir ve çok fazla cahil insan onlarla alakası olmayan şeyler söylemiştir… Gerçek şu ki, o insanlar dünyayı terk etti ve ibadetle meşgullerdi. ” (es-Subki, Mu`id en-ni`am ve mubid en-nikam s. 190.)

İmam Ebu İshak eş-Şatibî el-Malikî :

Kitabı el-İ`tisam’da şöyle yazar: “Cahillerin çoğu, sufilerin şeriate uymakta gevşek olduklarını düşünür. Böyle bir inanç atfedilmesi onlardan uzaktır! Onların yolunun ilk esası  sünnet-i seniyyedir ve ona uymayandan kaçınmaktır!” ( eş-Şatibi, el-İ`tisam min el-kutub, el-Muslim: macellat el-`aşira el-muhammediye’de söyledi (Zu el-ki`da 1373).

İmam eş-Şatibi ayrıca sufilerin ve tasavvufun bu kritere göre islamda bir bidat olarak sınıflandırılmasını da reddetti. ( Eş-Şatibi, el-I`tisam (Beyrut: Dar el-Kutub el-`Ilmiye, 1415/1995) s. 150-159).

İbn Haldun :

İbn Haldun ünlü Mukaddime’sinde şöyle dedi:

“Tasavvuf İslamî toplumdaki hukukun son dönem bilimlerinden biridir. Halbuki, tasavvufun temeli, (gerçekte görüldüğü gibi, daha eski) bu insanların ve onların yolunun daima selef ve sahabelerin ve halefin en kıdemlilerinin arasında bulunması, ve onların yolunun hakikat ve kılavuzluk olmasıdır.” (Mukaddimat ibn Haldun, s. 328.)

İmam es-Sehavî:

İmam Şems ed-Din Muhammed ibn Abdurrahman es-Sehavî, İbn Hacer el-`Askalanî’nin en iyi öğrencisidir ve  el-Cevahir el-mukallala fi’l-ahbar el-musalsala’sındaki yalnızca sufi raviler tarafından aktarılmış hadislere tahsis edilmiş bölümde, Sehavî der ki kendisi sufi yolunu Kahire’de Zeyn’ed-Din Ridvan el-Mukrî’den almıştır. (A.J. Arberry, Seheviyana: Chester Beatty Ms. Arab. 773 kaynaklı bir çalışma(Londra: Emery Walker Ltd., 1951) s. 35).

Zekeriyya ibn Muhammed Ensarî:

Zekeriyya ibn Muhammed Ensarî Şeyh’ul-İslam İbn Hacer el-Heytemî’nin hocası idi. İmam el-Ensarî Kuseyri hakkındaki şerhinde tasavvufu şöyle tanımlar:

“Tasavvuf ihtiyatın terkedilmesidir. Ayrıca şöyle denir: her nefeste aklını ve dikkatliliğini korumaktır; ayrıca: bütün meliklerin Malik’i olana doğru ilerlemede tam samimiyet(ciddiyet)tir; ayrıca: iyi işlere bağlılık ve kusurlardan kaçınmaktır; ve başka açıklamalar… Sufiyye ya da Sufiler, Allah onları saf (safahum) kıldığı ve onların kısıtsız (akhlasa lahum al-ni`am) bakmalarına izin vermesi hakikatinden dolayı bu isimle çağrılırlar.” (Zekeriyya el-Ensari, Şerh er-risale el-Kuşeyriyya (Kahire: dar’ul-kutub el-`arabiyya el-kubra, 1330/1912) s. 126).

Imam Zehebi Rahimahullah Sufi Seyhini kendi eserinde soyle takdim etmekte:

” Sufi, Sheyh,guvenilir Muhaddis. Ebu Abdullah Ahmed bin Hasan bin Abdul Cebbar bin Rashid el Bagdadi. “ Büyük Sufi”
[Es-Siyar A’lem el-Nubela, cilt No. 17, seh No. 211]

Imam Beyhaki(ra) sufi sheyhlerine baglanan hadisler nakletmisdir.Buna misal olarak “Shuabul Iman” adli kitapindaki bir hadisin isnadindaki ravilere bakalim:

أخبرنا ابو عبد الله الحافظ أخبرني ابو بكر محمد بن داود بن سليمان شيخ عصره في التصوف حدثني علي بن محمد بن خالد

Ebu Abdullah el-Hafiz ebuBekr> Muhammed bin Davud bin Sulaymendan “Zamaninin Sufi Şeyhi”> o da Ali bin Muhammed bin Halitden…
[Shu’a b ul Iman, Cilt No. 3, seh No. 170, Hedis # 3251]

Imam Zehebi(ra) Bu Muhaddis hakkinda shoyle diyor:

الإِمَامُ الْحَافِظُ الرَّبَّانِيُّ الْعَابِدُ، شَيْخُ الصُّوفِيَّةِ أَبُو بَكْرٍ، مُحَمَّدُ بْنُ دَاوُدَ بْنِ سُلَيْمَانَ النَّيْسَابُورِ يُّ الزَّاهِدُ… قَالَ أَبُو الْفَتْحِ الْقَوَّاسُ: سَمِعْتُ مِنْهُ، وَكَانَ يُقَالُ: إِنَّهُ مِنَ الأَوْلِيَاءِ وَسُئِلَ الدَّارَقُطْنِي ُّ عَنْهُ، فَقَالَ: فَاضِلٌ ثِقَةٌ أَرَّخَهُ الْحَاكِمُ، وَقَالَ: هُوَ شَيْخُ عَصْرِهِ فِي التَّصَوُّفِ،

Imam, dindar Hafiz,inancli abid . “Sufilerin Şeyhi”- Ebu Bekr Muhammed bin Davud bin Suleyman el-Neysaburi. “ ZAHID”…Imam Ebu Fettahin soyle dedigi isitildi:O,“EVLIYA”lar arasindadir…Imam Darakutniye onun hakkinda soruldu ve o dedi: O “FAZIL Ve SIKAdir”…Imam Hakim ayni zamanda ondan rivayet etmis ve demisdir: “O,zamaninin Tasavvuf Şeyhlerinden idi”
[Siyar A’lem el-Nubela Cilt No. 12, Seh No. 83]

Categories: Tasavvuf | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Alimlerin sufiler hakkındaki sözleri…

Ibn Kayyim el-Cevziye Medaric el-salikin’de, ve Ibn el-Cevzi Sıfat el-safva’sının “Ebu Haşim el-Zahid” başlıklı bölümünde, Sufyan el-Sevri’nin şöyle dediğini nakleder:

“Eğer Ebu Haşim el-Sufi olmasaydı, kişilikteki ikiyüzlülüğün en ince biçiminin varlığını asla idrak edemezdim…İlim öğrenmiş sufi, en iyi insanlar arasındadır.”
[Ibn Kayyim, Medaric el-salikin; Ibn el-Cevzi, Sifat al-safva ( Beyrut : dar el-kutub el-`ilmiye, 1403/1989].

El-Cuneyd’in hocası, el-Haris el-Muhasibi bir sufi idi. `Abd el-Kahir el-Bağdadi, Tac el-Din el-Subki, ve Cemal el-Din el-Isnevi,  tekrar tekrar “Aramızdan mutakallim (ilahiyatçı), fakih (hukukçu), sufi olanlar  El-Harith ibn Asad al-Muhasibi’nin kelam, fıkh, ve hadis kitaplarına dayanır(güveir, gönül ferahlığı bulur).” söyleminde bulunmuştur
[‘Abd el-Kahir el-Bağdadi, Kitab Usul el-Din p. 308-309; Tac el-Din Subki, Tabakat el-şafi`iye 2:275; Cemal el-Din el-Isnevi, Tabakat el-Şafi`iye 1:(#9)26-27].
El-Cuneyd el-Bagğdadi, dedi ki: ”Sufi, Peygamber(itteba’a tarik el-Mustafa)’nın yolunu izlemiş, hayatını ibadete adayarak ve zevklere dayanarak (kulluğun zevklerinden) bedensel zorluklara katlanmış,  ve  dünyaya dair ne varsa geride bırakmış, saflığın üzerine yün giyendir.”
[`Afif el-Din Ebu Muhammed `Abd Allah Ibn As`ad el-Yafi`i (d. 768), Naşr el-mahasin el-ğaliya fi fadl maşayih el-sufiyye ( Beyrut : Dar Sedir, 1975].

İmam Ebu Mansur `Abd el-Kahir el-Bağdadi dedi ki:

“Şunu biliniz ki Ehl el-Sunnet vel-Cema`at, 8 grup (insana) ayrılmıştır… 6. grup, dünyadan elini eteğini çekmiş sufilerdir ( el-zuhhad el-sufiyye), olayları(nesneleri) olduğu gibi görmüş ve bu nedenle uzak duran, deneyimleyerek öğrenmiş ve bu nedenle gerçekten önemseyen, Allah’ın takdirini(paylaştırmasın) kabul etmiş ve erişebilecekleri şeylerden razı olmuşlardır. Dinleri birliğin beyanı ve  teşbihin reddidir. Okulları(öğretileri) meseleleri Allah’a havale etme, O’na güvenme, O’nun emrine itaat etme, O’ndan gelenden hoşnutluk ve O’na olan tüm itirazlardan uzak durmaktır. “Böylesi Allah’tan armağandır, onu dilediğine lütfeder ve Allah’ın cömertliği sınırsızdır”.
[`Abd el-Kahir el-Bağdadi, el-Fark beyn al-firak ( Beyrut : dar el-kutub el-`ilmiyye, n.d.) 242-243].

Imam Fahr el-Din Razi şunları yazdı: “Sufilerin söylediklerinin özeti şudur ki, Allah’ın ilmine giden yol kendini arındırma ve maddesel bağlılıklardan el ayak çekmedir, ve bu mükemmel bir yoldur…Sufiler derin düşünce(tefekkür) ve benliğin maddsel tuzaklarla ilişiğinin kesilmesi ile çalışan bir halktır. İçsel benliklerinin tüm işlerinde ve davranışlarında sadece Allah’ın zikri ile meşgul olması için çabalarlar, ve Allah’a olan tutumlarının mükemmelliği ile tanımlanırlar. Doğrusu bunlar,tüm insan cemaatlerinin en iyileridir.”
[(Fahr el-Din el-Razi, I`tikadat firak el-muslimin s. 72-73].

Ehli Sünnetin mezheb imamlarından Muhammed bin İdris Eş Şafi (150–204 h/767–820 m) şiirlerinin birinde şöyle diyor:

فقيهاً وصُوفياً فكُنْ ليسَ واحداً * فإِنِّي – وحَقِّ الله – إِياكَ أنصَحُ
فذلكَ قاسٍ , لمْ يذقْ قلْبُهُ تُقىً * وهذا جَهُولٌ , كيفَ ذو الجهْلِ يصلُح ؟

“(Ayni zamanda) Sufi ve fakih ol! (sadece bunlardan) biri olma!
Hakikaten ben Allah için sana nasihat ediyorum
(Fakih olub, sufi olmayanın) kalbi katıdır, kalbi takvani tatmamişdir!
(Sufi olub, fakih olmayan) Çok cahildir! Cahil nasil salah üzre olur?

[Muhammed bin İdris Eş Şafi: El Cevherun Nefis fi Şiril İmam Muhammed bin İdris:Sayfa 46
Kahire: Mektebetu İbn Sina Yayinevi ]

Imam Ahmed bin Hanbel :

Muhammed ibn Ahmed el-Saffarini el-Hanbeli (d. 1188) Ğiza’ el-elbab li-şerh manzumat el-adab’ında Ibrahim ibn `Abd Allah el-Kalanasi’den Imam Ahmed’in Sufiler hakkındaki şu sözlerini nakleder: “Ben onlardan daha iyi insanlar bilmiyorum.” (el-Saffarini, Ğiza’ el-elbab li-şerh manzumat el-adab
(Kahire: Matba`at en-Nece, 1324/1906) 1:120).

el-Kasım ibn `Osman el-Cu`i :

el-Kasım ibn `Osman el-Cu`i Sufyan ibn `Uyeyne’den hadis aldı. Ez-Zehebi Siyar a`lem en-nubala’da onun hakkında şöyle yazar: “el-`Abdi, Kasım el-Cu`i olarak tanınır: Imam, örnek, evliya, Muhaddis… Sufilerin şeyhi ve Ahmed ibn el-Havari’nin arkadaşı.” [#506] (el-imam el-Kudva el-veli el-muhaddis Ebu `Abd el-Malik el-Kasım ibn ‘Osman el-`Abdi el-Dimeşki, Şeyh es-sufiyye ve rafik Ahmed ibn al-Havari,’urife bi al-Cu’i).

Imam Nevevi:

Şeyh el-Islam Imam Muhyiddin Yahya ibn Şeref el-Nevevi el-Makasid fi el tevhid ve el-`ibadet ve usul el-tasavvuf (“Birlik”ten  kasıtlar, ibadet ve kendini arındırmanın temelleri) başlıklı kısa tezinde şöyle yazar: Sufilerin yolunun belirteçleri 5’tir:

“insan içerisinde ve yalnızken Allah’ın varlığını kalbinde tutmakkonuşmasında ve davranışlarında Peygamber(sallAllahu aleyhi ve sellem)’in sünnetine uymak; insanlardan ve onlardan istemekten kaçınmak; az da olsa Allah’ın verdiğine kanaat etmek; her zaman meseleleri Allah’a bırakmak.” (El-Makasid: Imam Nevevi’nin İslam kitapçığı (Evanston: Sunnet Kitapları, 1994) s. 85-86).

Imam ayrıca Tasavvuf üzerine bir kitap yazmaya başladı, ama maalesef tamamlayamadan öldü. Kitabın başlığı: Bustan el-`arifin fi el-zuhd ve el-tasavvuf (sofilik ve kendini arındırmadaki ruhaniyetin bahçesi).(bkz. el-Nevevi, Bustan el-`arifin (Beyrut: dar el-kitab el-`arabi,1405/1985). ayrıca bkz: el-Mecmu: şerh el-Muhazzab. 20 vols. Kahire n.d. Reprint. Medine: el-Maktaba es-Selefiyye, n.d., 1.1718.

devamı   https://islamkalesi.wordpress.com/2013/03/07/alimlerin-sufiler-hakkindaki-sozleri-1/ 

Categories: Tasavvuf | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

BİR EKBERİ SUFİSİ:”İMAM ZEHEBİ(R.A)”…

Değerli kardeşlerimiz,Vehhabiler nezdinde ayni zamanda da ehli sünnet nezdinde büyük bir yere sahip imam zehebinin gerçekte bir Ekberi sufisi olduğunun delillerini sizlerle paylaşicağiz.Kendisinin bile reddettiği uluv risalesinden delliller getirmeye kalkişan vehhabiler acaba bunlari kabul edecekmi?

“Bana Sufi hırkasını çilekeş şeyhim Muhaddis Ziya el Din İsa İbn Yahya el ensari giydirdi ve dedi ki:” Bunu bana Şeyh Şibab el Din el el Şuverdi Mekkede amcasi Ebu El Necibden alarak giydirmişdi”(Siyar alem en nubela,Risale yayinevi cilt 22 sayfa 377,fikr yayinevi cilt 16,sayfa 300-302)

“Gerçek bir sufi eleştirmeni şu hadisin hedefi haline geliyor:”Kim benim bir arkadaşima düşmanlik ederse ben ona karşi harb açmişimdir”(el Mukize fi ilm mustalah el hadis,sayfa 88-90)

İMAM ZEHEBİNİN(R.A) SUFİ ÖGRETMENLERİ…

kendi kitabi “Mucemüş-Şüyuh”da bahsettiği sufi şeyhlerinin isimleri

Ahmed İbni Abdullah el kadi sugeyr-bir hariri sufisi(Mucemüş-Şüyuh,cilt 1 sayfa 48)

Ahmed ibn Ishak Abu al-Ma`ali al-Abarkuhi (d. 701),hastaliğinin son döneminde Mekkede olarken bu hastaliktan öleceğini çünki bana Resulallah(s.a.s) mekkede öleceğimi bildirdi dedi(Mucemüş-Şüyuh,cilt 1,sayfa 37)

Ahmed ibn `Abd al-Rahman al-Şahrazuri el-Sufi el-Kadiri (d.
701)-(Mucemüş-Şüyuh,cilt 1 sayfa 58)

Ahmed ibn `Abd al-Mun`im Rukn al-Din Abu al-`Abbas al-Kazvini
al-Tavusi al-Sufi (d. 704)-(Mucemüş-Şüyuh,cilt 1,sayfa 72)

Ahmed ibn `Ali al-Kadi el-Ceyli el-Dimaşki al-Sufi (d. 724) -(Mucemüş-Şüyuh,cilt 1,sayfa 77)

“Benim arkadaşim” Sharaf al-Din Ahmed ibn Nasr Allah el-Fakih al-
Sufi (d. 730)-(Mucemüş-Şüyuh,cilt 1,sayfa 104)

el-Şeyh Ebu Ishak Ibrahim ibnDavud al-Hakkari al-Kurdi al-
Muğri’ al-Sufi al-Zahid (d. 712)-(Mucemüş-Şüyuh,cilt 1,sayfa 136)

el-Şeyh Ebu Ishak Ibrahim ibn Barakat el-Ba`albaki el Kadiri-(d. 740)-(Mucemüş-Şüyuh,cilt 1,sayfa 131)

Şeyh Sadr al-Din Abu al-Majami` Ibrahim ibn
Muhammad al-Cüveyni al-Horasani al-Sufi al-Muhaddis(d.
720)-Zehebi Mongol hani Gazan hanin bu şahsin eli ile müslüman olduğunu kaydetmekdedir-(Mucemüş-Şüyuh,cilt 1,sayfa 157-158)

“Benim Şeyhim” Ibrahim ibn Munir al-Ba`albaki al-`Abid al-Zahid
al-Sayyah (d. 725)-(Mucemüş-Şüyuh,cilt 1,sayfa 160)

Ishak ibn Ibrahim ibn Muzaffar al-Misri al-Veziri al-Muğri’
al-Mu’addib al-Sufi (d. 719)-Yetimlerin öğretmeni(Mucemüş-Şüyuh,cilt 1,sayfa 163)

Akush Abu Muhammad Husam al-Din al-kutbi al-Yunini (d. 720)-o bir esedi sufisiydi,dindardi ve kurani çok okurdu((Mucemüş-Şüyuh,cilt 1,sayfa 184)

benim arkadaşim Izz al-Din al-Hasan ibn Ahmad al-Irbili(Mucemüş-Şüyuh,cilt 1,sayfa 209)

Husayn ibn Mubarak al-Mavsili al-Sufi (d. 742)-O iyi ve dindar bir adamdi.Sünneti öğretmek için birçok kitap yazdi.fakirlerin dostu idi(Mucemüş-Şüyuh,cilt 1,sayfa 216)

Abu Sa`d al-hidir ibn `Abd Allah al-Cüveyni al-Dimaşki al-
Sufi (d. 674).-(Mucemüş-Şüyuh,cilt 1,sayfa 222)

Abu al-Barakat Şa`ban ibn Abi Bakr al-Irbili al-Sufi al-
Kadiri al-Zahiri al-Zahid (d. 711)-o iyi bir adamdi(Mucemüş-Şüyuh,cilt 1,sayfa 298)

Abu `Ali Suvanc ibn Muhammad al-Turkumani al-Dimaşki al-
Fakir (d. 694)-(Mucemüş-Şüyuh,cilt 1,sayfa 227)

Abu Ğanim Zafir ibn Ca`fer al-Sulami al-Dimaski (d. 615). -(Mucemüş-Şüyuh,cilt 1,sayfa 314)

Ibn Abu Nasr `Abd Allah ibn Muhammad ibn Nasr ibn `Abd al-
Razzaq ibn al-Shaykh `Abd al-Kadir al-Cili al-Hanbali al-Fakih al-Sufi (d. 708).-(Mucemüş-Şüyuh,cilt 1,sayfa 339)

Abu al-Macd `Abd al-Rahman ibn al-Muhaddis Abi `Abd Allah
al-Isfarayini al-Dimaski al-Safi`i (d. 701)-(Mucemüş-Şüyuh,cilt 1,sayfa 379)

Zayn al-Din `Abd al-Rahman ibn Muhammad al-Zahid, hatib
Yalda (712).-o merhametli,tenahalarda çok ibadet eden biriydi-(Mucemüş-Şüyuh,cilt 1,sayfa 381)

Abu al-Qasim `Abd al-Samad ibn Kadi al-Hudat `Abd al-Karim
al-Harastani al-Dimaski al-Safi`i (d. 694)-fikih öğrendi ve okullar açti.insanlar onun mücizelerinden konusurlardi.Şeyhim Zeyn al-Din al-Fariki Ibn al-Harastani tatarlarin 680-de bu yerleri alacağini önceden bildirmişti(Mucemüş-Şüyuh,cilt 1,sayfa 393-394)

`Izz al-Din `Abd al-`Aziz ibn `Ömer al-Hamavi al-Ğassani al-
Sufi (d. 720).-(Mucemüş-Şüyuh,cilt 1,sayfa 399)

Abu Muhammad `Abd al-Ğaffar ibn Muhammad al-Maqdisi al-Sufi -(Mucemüş-Şüyuh,cilt 1,sayfa 405)

Abu Nasr `Abd al-Latif ibn Nasr al-Şeyh al-Sufi al-Halabi
(d. 697). -(Mucemüş-Şüyuh,cilt 1,sayfa 415)

Necm al-Din `Abd al-malik ibn `Abd al-Qahir Ibn `Abd al-Ğani
Ibn Taymiyya al-Harrani al-Shahid al-Sufi (d. 720)-(Mucemüş-Şüyuh,cilt 1,sayfa 421)

Abu `Amr `Osman ibn Abi Bakr al-Faqir al-Salih (b. 674)-Kuran hafizi,ahlakli ve bilgili bir adamdi.Onunla çocuklukdan beri arkadaşiz-(Mucemüş-Şüyuh,cilt 1,sayfa 441)

Abu `AbdAllah Necm al-Din `Ali ibn Muhammad al-Azdi al-Hilali al-
Dimasqk al-Şafi`i (d. 729)-(Mucemüş-Şüyuh,cilt 2,sayfa 49)

Abu Hafs `Ömer ibn Abi al-Kasim al-Yunini al-Salavi al-Sufi
(d. 707)-o fakirlerin arkadaşi idi(Mucemüş-Şüyuh,cilt 2,sayfa 83)

Umm Muhammad `A’işe Bint Rizk Allah al-Biladiyya al-
Makdisiyya (d. 711)–o ağlayarak çok ibadet eden bir kadindi.-(Mucemüş-Şüyuh,cilt 2,sayfa 90)

al-Fulk al-Sufi, `Ali ibn al-Fulk al-`Alavi al-Hasani al-
siti al-Mu`ammar (600). -(Mucemüş-Şüyuh,cilt 2,sayfa 100)

Abu Kasim al-Fadl ibn `Isa al-`Acluni al-Hanbali al-Maari (d. 735).-güzel elbiseler giyerdi,rüyalari iyi yorumlardi ve insanlar ona çok saygi duyardi-(Mucemüş-Şüyuh,cilt 2,sayfa 101)

Abu `Abd Allah Muhammad ibn Ahmad al-Makdisi al-Salihi (d.
705). -(Mucemüş-Şüyuh,cilt 2,sayfa 139-140)

Muhammad ibn Ahmad al-Mavsili al-Salihi al-Fakir (d. 723). -o sade bir yaşam süren iyi bir adamdi-(Mucemüş-Şüyuh,cilt 2,sayfa 143)

Diya’ al-Din Abu `Abd Allah Muhammad ibn Ahmad al-Fakir (d.
713)-(Mucemüş-Şüyuh,cilt 2,sayfa 146)

al-Imam al-Hayyir Şams al-Din Abu `Abd Allah Muhammad ibn
Ahmad al-hhallati al-Şafi`i al-Sufi (d. 706).-(Mucemüş-Şüyuh,cilt 2,sayfa 148)

Abu `Abd Allah Muhammad ibn Cevher al-Muğri’ al-Mucavvid al-
Tala`fazi al-Sufi al-Mulakkan (d. 696)-(Mucemüş-Şüyuh,cilt 2,sayfa 181)

İmam,Tefsirci,çilekeş Camal al-Din Muhammad ibn Sulayman al-Nakib al-Balhi al-Dimaski al-Hanefi (d. 698).-O,Kuranin çok uzun 99 ciltte açiklamasini yazdi.Bunlar sufiler ve onlarin manevi hakikatidir(Mucemüş-Şüyuh,cilt 2,sayfa 193)

Categories: Tasavvuf | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

MUHAMMED BİN ABDÜLVEHHAB:”SUFİLER İBADETE İTİNA İLE YAKLAŞİYORLAR”…!

Vehhabilerin Şeyhul İslam lakabiyla zikr etdikleri Muhammed bin AbdülVehhab İslamı iki kisimdan oluşmuş sayıyor, fikıh ve tasavvuf:

اعلمْ – أرْشدَك الله – أنَّ اللهَ سبحانه وتعالى بعَث محمداً – صلى الله عليه وسلم – بالهدى الذي هو العلمُ النافعُ ، ودينِ الحقِّ الذي هو العملُ الصالحُ ، إذا كان مَن ينتسِب

 إلى الدينِ : منهم مَن يتعانى بالعلمِ والفقهِ ويقول به كالفقهاءِ ، ومِنهم مَن يتعانى العبادةَ وطَلَبَ الآخرةَ كالصوفيةِ ، فبعَث الله نبيَّه بهذا الدينِ الجامعِ للنوعَيْن

“Bil ki – Allah seni doğruya yöneltsin – Allah – Subhanehu ve Teala – Muhammedi – sallallahu aleyhi ve sellem – faydalı ilim olan hidayet ve salih amel olan hakk dinle göndermişdir.
Din muntasıblarindan fakihler gibi ilim ve fıkıhla meşgul olurlar ve Sufiler gibi ibadete itinayla yaklaşan ve Ahireti taleb edenlerde var.
Yüce Allahda kendi Nebisini bu iki türü (fıkhı ve tasavvufu) oluşturan bir dinle göndermişdir.”

Kaynak: Muhammed bin AbdülVehhab: Fetava ve Mesail: sayfa 31

Categories: Vehhabilik(tarih-hadis-alimler) | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.