Monthly Archives: Temmuz 2012

Insan ölünce ruhu değişmez!

(Hadîkat-ün-nediyye) kitâbının ikiyüzdoksanıncı sahîfesinde diyor ki: (Mü’minler, uykuda iken olduğu gibi, öldükden sonra da mü’mindir. Peygamberler de, uykuda iken olduğu gibi, öldükden sonra da Peygamberdirler. Çünki, mü’min olan ve Peygamber olan, rûhdur. İnsan ölünce, rûhu değişmez.

Böyle olduğu imâm-ı Abdüllah Nesefînin (Umdet-ül akâid) kitâbında yazılıdır

Reklamlar
Categories: Ölüler işitir-Ruh ölmez | Etiketler: , , , , , , , , ,

Kabir ziyareti(Ibn Hacer el Heytemi)

Kabir ziyareti

Nevevi, “el-İzah” adlı eserinde şöyle söyler: “Bezzaz ve Darukutni senediyle beraber İbni Ömer’den rivayet etmiştir ki Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
من زار قبري وجبت له شفاعتي
“Kim benim kabrimi ziyaret ederse şefaatim ona vacip olur.”
Hafız İbni Hacer el-Heytemi, Nevevi’nin bu eserine yazdığı haşiyesinde bu sözleri şöyle açıklar:

“Bu rivayeti İbni Huzeyme “Sahih” adlı eserinde yapmaktadır. Abdulhak ve Takiyyü’s-Sübki gibilerinin de içinde bulunduğu bir toplulukta hadisi sahih kabul etmektedirler. Zehebi’nin: “Bu rivayetin bütün tarikleri ‘leyyine’ (zayıf) dir, ama birbirlerini kuvvetlendirirler” ifadesi, hadisin sahih kabul edilmesine aykırılık teşkil etmez.

Darekutni de bu hadisi rivayet etmiş, Taberani ve İbni Sübki ise şu lafızlarla yapılan bir rivayeti sahih görmüşlerdir:
من جاءني زائراً لا تحمله حاجة إلا زيارتي كان حقاً عليَّ أن أكون له شفيعاً يوم القيامة
“Her kim ki benim ziyaretimden başka bir amacı olmadığı halde buraya gelirse. Ona kıyamet gününde şefaat etmek bana hak olur
Başka bir rivayette de:

كان له حقاً على الله عز وجل أن أكون له شفيعاً يوم القيامة
“O kimse için benim kıyamet günü şefaatçi olmam, Allah üstüne bir hak olur.” şeklinde gelmektedir.

“Benim ziyaretimden başka bir amacı olmadığı halde” sözleriyle Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, ziyaret ile alakalı olmayan hususlardan sakınılması gerektiğini ifade etmek istemektedir. Mescidi Nebevî’de itikâf, orada bol bol ibadet etmek, sahabeyi ziyaret gibi şeyler ziyaret eden kimse için mendup olan şeylerden sayıldığı için ziyaret amacına ve şefaate nail olmaya engel sayılmazlar.
Mezhebimizin ve diğer mezheplerin imamları derler ki: “Kabrin ziyaretiyle beraber Mescidi Nebevî için yolculuk yapmak ve orada namaz kılmak gibi amellerle ecir umma niyetinde olmak sünnettir.” Hadisi şerif, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in hayatta ya da vefatından sonraki ziyaretlerini kapsamaktadır. Uzaktan yakından gelen her erkek ve kadını kapsamaktadır. Bu hadis, ziyaret için hazırlık yapmak ve yola çıkmanın faziletine delalet etmektedir. Zira vesileler maksatlarına göre değer kazanırlar.
Ebu Davud, sahih bir senetle rivayet etmektedir:
ما من أحد يسلم عليَّ إلا ردّ الله عليَّ روحي حتى أرد عليه السلام
“Bana selam veren bir kimse olmasın ki Allah onun selamını almak için benim ruhumu bedenime iade etmesin.”

Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in, selam veren bir kimsenin selamını almasının ne kadar büyük bir şey olduğunu bir düşünün.

O, diğer peygamberler gibi kabrinde hayatta olup namaz kılmaktadır. ‘Merfu’ senetle varit olmuştur:
الأنبياء أحياء في قبورهم يصلون
“Peygamberler kabirlerinde hayatta ve namaz kılmaktadırlar.”
Ruhu şeriflerinin geri iade edilmesinden maksad, o esnada konuşma kabiliyetinin ona verilmesi anlamına gelmektedir.”
[“el-İzah” s:488]

Categories: Kabir ziyareti | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Ebu Hanife(ra) fazileti(3)

Şafii imamlar’ından Şeyhülislam İbn Hacer el Heytemi’nin İmam Azam hakkında ki yazdığı Fıkhın Sultanı adındaki eserden alıntılar:

Hikaye edilir ki bir gün Abdullah b.Mübarek hazretleri insanlara hadisleri aktardığı bir sırada, “Hadisi Bana Nu’man b. sabit rivayet etti”deyince “Kimi kastediyorsunuz?”denildi. “Evet, ilmin özü olan Ebu Hanife’yi kastediyorum”diye cevap verince orada bulunanlardan bazılarının hadisi yazmaktan geri durduklarını gördü. Biraz duraklama ve sessizlikten sonra dedi ki: “Ey insanlar, edebiniz az, alim imamların mertebesi konusunda cehaletiniz çok olup hala ilim sahiplerini farkedemiyorsunuz. Ebu Hanife hazretleri her ilimde kendisine uyulmaya herkesten çok hak sahibidir. O, öyle fakih bir alım ve öyle takva sahibi temiz bir imamdi ki kimsenin açıklayamadığı, anlayamadığı ilmi sırları açıklayıp anlatmıştır”. İşte edep konusundaki ihmalden dolayı bir ay süresince hadis aktarmayı terkedeceğine yemin etti.

Sufyan-ı Sevri demiştir ki : “Ebu hanife hazretlerinin yanından  geliyorum”diyen kimseye hitaben,”Dünya üzerinde bulunanların en fakihi olan zatın huzurundan geliyorsun demektir”dedi

Yine Sufyan-ı Sevri demiştir ki: “Ebu Hanife hazretlerine muhalefet etmek isteyen kimsenin, değer itibarıyla daha üste ve ilim yönünden daha bilgili olması gerekir ki böyle bir şahıs bu zamanlarda bulunmaz

Ebu Hanife’nin Kitâbu’r-Rehn’İ Sufyan hazretlerinin başı altında görülünce, “Siz bunu okurmusunuz?”diyenlere, “Evet, nedemek istiyorsunuz? Keşke Ebu Hanife hazretlerinin her kitabı elime geçse de okuyabilsem. Bizler insaf etmiyoruz. Yoksa o, ilmi zorukları halledip açıklama konusunda en yüksek dereceye ermiş ve basklarına meydan bırakmamıştır” Onun için Ebu Yusuf hazretleri, “Sufyan-ı Sevri İmam Azam’a benden daha çok uyardı”demiştir.

Categories: Ebu Hanife(r.a.), Mezhep imamımız Ebu Hanife(ra) | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Imam Ebu Hanife(ra) fazileti(2)

Şafii imamlar’ından Şeyhülislam İbn Hacer el Heytemi’nin İmam Azam hakkında ki yazdığı Fıkhın Sultanı adındaki eserden alıntılar:

Sufyan b. Üyeyne, “Ebu Hanife’nin benzerini gözlerim görmüş değildir”dedi. Bunun gibi sufyan hazretleri dedi ki: “Megazi ve siyer ilmin talep eden Medine’ye, haccın menaşıkını öğrenmek isteyen Mekke’ye, bütün fıkıh ilmini arzu eden de Küfe’ye gitmeli ve Ebu Hanife’nin dostlarından ayrılmamalıdır.

Abdullah b. Mübarak, “Ebu Hanife hazretleri insanların en fakihi idi. Ondan daha fakih kimse görmedim. Bütün faziletlerde, ‘Allah’ın ayerlerinden bir ayettir’”demiştir.

Yine Abdullah hazreterli demiştir ki: “İçtihada ilişkin meselelerde Malik ve Sufyan hazretlerine de müracaat edilir. Ancak Ebu Hanife hazretleri hepsinden daha fakih, görüşleri daha ince, fıkıh ilminin özüne ve hakikatlerine vakıftır. Resul-i Ekrem Efendimiz’den örnek bulamadığımız meselelerde İmam Ebu Hanife’nin sözleri Peygamberimizin sözü yerine geçer”

Categories: Ebu Hanife(r.a.), Mezhep imamımız Ebu Hanife(ra) | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

Ebu Hanife(ra) fazileti!(1)

Şafii imamlar’ından Şeyhülislam İbn Hacer el Heytemi’nin İmam Azam hakkında ki yazdığı Fıkhın Sultanı adındaki eserden alıntılar:

Hatip el-Bağdadi’nin Şafii hazretlerinden rivayet ettiğine göre İmam Malik hazretlerine, “İmam Ebu Hanife hazretlerini nasıl gördünüz ?” denildiğinde, “Evet. Öyle bir zat gördüm ki eğer mesela bu direğin altın olduğuna inansaydı, ona kesin bir delil getirmekten aciz kalmazdı” diye cevap vermiştir”

Başka bir rivayette bir zat, meşhur kimselerin çoğunu İmam Malik hazretlerine sormuş ve sözünün sonunda, “Ebu Hanife hazretleri için ne buyurursunuz?” deyince o da,”Subhanellah, onu başkalarıyla kıyaslamak mümkün müdür? Tallahi, ben ömrüm boyunca Ebu Hanife hazretlerinin benzerini görmüş değilim. Şu mescidin direğinin altın olduğunu iddia etseydi, iddiasının doğruluğunu için kabul edilir bir kıyas delili getirebilirdi”demiştir. Abdullah b. Mubarek dedi ki : Bir gün İmam Malik, ona layık gördüğü üstün hürmeti gösterip onu baş köşeye oturttu. O ayrildiktan sonra bize, “bu zat Ebu Hanife denilen Nu’man b. Sabir hazretleridir. Şu direk altındır dese gerçekten dediği gibi çıkar. Fıkıh ilminin en ince meselelerine dair hükümler çıkarmak, kendisine çok kolay kılınmıştır. Herkesin şaşırdığı meselelerde hiç zamet çekmeden doğru hükme ulaşır” dedi.

Daha sonra Sufyan-ı Sevri hazretleri geldi; ancak Ebu Hanife hazretlerinin oturduğu yere onu oturtmadı. Oda o meclisten ayrılınca onunda fakihliği ve faziletlerini anlattı. Talebelerinden Harmele’nin(Harmele b.Yahya et-Tuçibi el-Mısrı: Ebu Hafs künyesiyle anılır. İmam Şafii hazretlerinin dostlarının büyüklerindendir. Tuçib, müzarı sigasıyla kabile ismidir) rivayetinde İmam Şafii hazretleri,  “Fıkıh ilminde derinleşmek isteyen kişiler, Ebu hanife hazretlerinin sohbetlerne katılmalıdır. Çünki söz konusu ilim, ona kolay kılınmıştır”demiş; Rebi(Rebi b Süleyman el-Muradı el-Mısrı de İmam Şafii hazretlerinin önde gelen dostlarından olup onun telif ettiği eserleri rivayet etmekle meşhurdur. Hadis ilmi imamlarındandır. Dört Sünen sahibi ve diğer hadis alimleri kendisinden hadis rivayetleri almışlardır. İrtihali 270’te(884) vuku bulmuştur) rivayetinde “insanlar fıkıhta Ebu Hanife hazretlerinin çocuklarıdır” dedikten sonra, “Mâ raeytü ehaden efkahu minhu” buyurmuştur ki, “Ondann daha çok fıkıh ilmine aşina bir kimse bilmiyorum” demektir. Burada “raeytü”(görmedim), “alımtu”(bilmiyorum) manasındadır; “edrektu”(idrak etmedim,anlayamadım) değil. Çünki İmam Şafii, İmam Azam hazretlerine yetişmiş değildir. Bunun gibi İmam Şafii’nin, “Ebu Hanife hazretlerinin kitaplarını mütaala etmeyen kimse fıkıh ilminde derinleşemez” dediği rivayet edilmiştir.

Categories: Ebu Hanife(r.a.), Mezhep imamımız Ebu Hanife(ra) | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Salih kişilerin anılması sırasında rahmet iner!!

İmam Ebu Hanife hakkındaki yapacağımız paylaşımları tıpkı İbn hacer el heyteminin kitabında yer verdiği açıklamaya dayanarak yapacaz Allah’ın izniyle!

“Din imamlarnidan ve hadis hafızlarından pek çok kimse, İmam Ebu Hanife hazretlerinin hayatı ve oldunglunu anlatıp açıklamakla uğraştılar; gerekli gördükleri kadar sözü uzattılar. Bu sayede her biri feyiz ve berekete nail oldu. Ben de onlar gibi türlü feyizlere ermek için onların yollarından gitmeyi istedim. Bununla birlikte bu yolda sarfedilen emeklerin boşa gitmediği: genel olarak selamet ve doğruluk ehlinin anılmasının, rahmetin inmesine vesile olduğu, İbnu’l-Cevzi merhumun aktardığı üzere tabiinden Süfyan b. Üyeyne hazretlerinin rivayet ettiği,”Salih kişilerin anılması sırasında rahmet iner”[Şehavi, Makasıdu’l-hasene, s.338] şeklindeki hakikati bildiren sözlerden-hadisten- de anlaşılıyor.

Bizde en azından bu alimlerin bu feyiz ve bereket umarak hazırladıkları eserlerden nakiller ederek aynı feyiz ve berekete nail olmayı umuyoruz.

Categories: Ebu Hanife(r.a.), Mezhep imamımız Ebu Hanife(ra) | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

Kıtlık anında hz Aişe’ye yapılan şikayet ve sonrası!(TEVESSÜL)


İmâm Hafız Dârimî (v. 255/869), “Sünen” adlı eserinde “Allah’ın (celle celâluhû) Peygamberimize vefatından sonra verdikleri” başlığıyla açmış olduğu babta şöyle demiştir: “Ebû Nûman, Said b. Zeyd’ten, o, Amr b. Mâlik en-Nekri’den, o da Ebû’l-Cevza Evs b. Abdullah’tan şunu rivâyet etmiştir:

“Bir ara Medine’ye çok şiddetli bir kıtlık isabet etmişti. Herkes durumdan, Hazreti Âişe’ye şikâyetçi olmuşlardı. Bunun üzerine Hazreti Âişe: “Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in kabrine gidin ve gökyüzü ile arasında bir engel kalmayacak şekilde çatısına bir pencere açın” diye tâlimat vermişti. Gidip aynen dediğini yaptık. Akabinde otlar yetişip, hayvanlar semizleşinceye kadar yağmur yağmıştı. Hayvanlardan bol bol yağ temin ettiğimiz için bu seneyi “yağ veren yıl” olarak anmaya başlamıştık.”

[Dârimî,sayfa 277 no.93; İbnü’l-Cevzî, el-Vefa (1534); Darimî, es-Sünen I, 56; Suyutî, Hasâis, II, 280; Nebhanî, Huccetullah, s.1090; Zürkanî, Şerhu’l-Mevahib, VIII, 801; Zübeydî, Tacu’l-Arus, XIII, 388; İbn Esir, en-Nihâye, III, 409; Behcetü’l-Mehafil, II, 129; Aliyyu’l-Karî, Mirkat, X, 290; Mişkatu’l-Mesabih, (5950); Mevahibu’l-Leduniye, II, 365; Cem’ü’l-Fevaid, (2086); Şevahidu’l-Hak, s.160; İbn Teymiye, Ziyaretu’l-Kubur, s. 32; İbn Merzuk, Berâatu’l-Eşarî, s. 357; Gımarî, İrgam, s. 24; İsmail b. Mahfuz, Mesaf, s. 187; Elbanî, Tevessul, s.178.]

———————

Elbanî bu hadiste zayıf dediği Said b. Zeyd’in bulunduğu başka bir hadiste Said b. Zeyd’in hakkında şunları söylemiştir:
“Hadisin isnadı hasendir. Ravilerinden hepsi de güvenilirdir. Said b. Zeyd hakkında söz söylenmiştir. Ama bu, onun hadisini hasen derecesinden aşağı düşürmez. İbnü’l-Kayyim de hadisin isnadının ceyyid olduğunu söylemiştir.”
[Elbanî, İrvau’l-Galil, V, 338.]

Hafız b. Hacer “Takrib”de, hadisin râvîlerinden Ebû Said Zeyd ve Amr b. Mâlik için “Güvenilir ama vehimlidir” ifâdelerini kullanmıştır.
Hadis âlimleri, İbn Hacer’in “güvenilir ama vehimli” ifadesinin, râvînin zayıf değil de, güvenilir ve sika olduğuna delalet eden ifâdelerden olduğunu belirtmişlerdir. “Tedribü’r-Râvî” de böyle zikredilmiştir
Buharî, (et-Tarihu’l-Kebir, III. 472), İmam İcli (Tarihu’s-Sikât s;184), Ebû Cafer ed-Darimî, Ahmed b. Hanbel, Ebû Züra, İbn Hibbân, İbn Sa’d ve başkaları. Kim o başkaları? Mesela bazı sözde selefilerin sandığı gibi İbn Main onu zayıf değil, bizzat kendi eserinde Said b. Zeyd’i sika görmüştür[İbn Main, Tarih, II.199-Zehebî, Kaif I. 361]

Bu açık beyan karşısında Ukaylî’nin (v. 323/934) İbn Maîn onun hakkında “zayıftır” dediğine dair naklettiği bilgi[bkz: Duafâ, II, 105, 106] doğru olmasa gerekir. Eseri tahkik ederek neşreden Kal’acî da dip notta, Saîd b. Zeyd’in sika olduğunu, Nesaî dışındaki Kütüb-i Sitte müelliflerinin onun hadisleri tahriç ettiklerini söyler.

Elbani bu hadisi zayiflatma cabasindaki diger bir girisimide şöyledir:
Arîm diye bilinen Ebû’n-Nu’man Muhammed b. el-Fadl güvenilir bir ravi olsa da, ömrünün sonunda ihtilata uğramıştır. Bu haberi Darimî’nin ihtilat öncesi mi, sonrası mı, Arîm’den dinlediği bilinmemektedir.
[Elbanî, Tevessul, s. 140-141, Tercemesi s. 178-179.]

Hadisin senedinde adı geçen Ebû Nu’man, “Arim” lakaplı Muhammad b. Fazl olup, Buhârî’nin hocalarındandır. Hafız, “Takrib” adlı eserinde onun için: Sika/güvenilirdir. Fakat ömrünün sonlarına doğru bu hali değişmiştir” demektedir.

İbnu’s-Salah; Buharî ve Zühlî gibi muhaddislerin, Arîm’den aldıkları rivayetlerin ihtilattan öncesine aid olması gerektiğini laydetmektedir
[İbn Salah, Ulumu’l-Hadis, s. 356.]

Zehebî, İbn Hibbân’ın; “Arîm, ömrünün sonunda ihtilata uğradı ve ne rivayet ettiğini bilmeyecek kadar tegayyüre maruz kaldı. Bundan dolayı da, rivayetleri içinde çok sayıda münker hadis vardır…” şeklindeki sözlerini şöyle reddeder: “İbn Hibbân, ravi Arîm için hiçbir münker hadis gösterememiştir. Peki, nerede kaldı onun iddiası?!”
[Zehebî, Mizan, VI, 298; Leknevî, er-Re’fu ve’t-Tekmil, s. 279]

Zehebî, Ruvvatü’s-Sükati’l-Mutekellim’de der ki: “Arîm güvenilirdir, hüccettir. Sonradan ihtilata uğradı ise de, bunda zarar yoktur. Zira ihtilattan sonra söyledikleri bilinmiştir.”
[Zehebî, Ruvvatu’s-Sukati’l-Mutekellim, I, 162.]

Darakutnî ise: “Arîm’in ihtilatından sonra münker bir hadisi ortaya çıkmamıştır, o güvenilir bir ravidir”
[ Zehebî, Mizan, VI, 298; Tehzibu’t-Tehzib, IX, 358; Kitabu’l-Muhtelitin, I, 117; Zehebî, Tezkiratu’l-Huffaz, I, 301; Ebû Abdullah es-Salihî, et-Tabâkat, II, 35.]

el-A’laî de, İbn Hibbân’ın, Arîm hakkındaki sözlerine şöyle itiraz eder; “…Bu haddi aşmak ve aşırı gitmektir! Buharî, Ahmed b. Hanbel, Abd b. Humeyd ve birçok insan Arim’den hadis rivayet etmiş, Müslim onunla huccet getirmiştir. Darakutnî’nin; “İhtilatından sonra Arîm’in münker hadisi çıkmamıştır. O güvenilirdir” demesi, İbn Hibbân’ın sözünü reddetmektedir.”
[el-Alaî, Kitabu’l-Muhtelitin, I, 117.]

Kaldı ki Elbanî, hakkında ihtilaf edilen (muhtelifun fih) bir ravinin bulunduğu bir hadis için: “Hasen olması muhtemeldir’ diyebilmektedir
[Silsiletü’l-Ehadisi’s-Sahiha, IV, 354. senedi hakkında ihtilaf edilen İsa b. Cariye’nin bulunduğu hadis için aynı ifadeyi kulanır.]

Buyuk alim Meragi diyorki: Medineliler kitlik oldugu zaman kabri serifin bir tarafindan bir delik acmayi adet edindiler.

Buna ilavet Semhudi diyorki: Bugun bile boyle bir seyle karsilastiklari zaman,turbenin mubarek yüzü tarafina gelen kapisini acarlar ve orada toplanirlar.
[zeyni dehlan,degerli inciler, sayfa 62-63]

Bazıları bu rivayetin Hz. Ayşe -radıyallâhu anhâ-’ya kadar gelen ama Peygamberimize kadar dayanağı olmayan ‘mevkuf’ bir rivayet olduğunu iddia etmişlerdir. Bu rivayette anlatılanlar, Hz. Ayşe -radıyallâhu anhâ-’nın kendi görüşü olsa bile şu bilinmelidir ki Hz. Ayşe -radıyallâhu anhâ- alim olmasıyla şöhret bulmuş biridir. Bunun yanında söylediği bu amelin sahabenin diğer büyük âlimleri önünde gerçekleştirmiş olmalıdır. Bu rivayet ‘Mevkuf’ kabul edilse bile Hz. Ayşe, Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in vefatından sonra bile ümmetine acıyarak onlara şefaat ettiğini, kabrini ziyaret edip ondan şefaat isteyene şefaat edeceğini, uygulayarak bizlere göstermiştir. Bu delili burada görebilmek bizim için fazlasıyla yeterlidir.
Milleti küfür ve sapkınlıkla itham etme meraklılarının yaygaralarına bakacak olsak, Hz. Ayşe -radıyallâhu anhâ-’nın bu hareketini şirk olarak kabul etmek gerekecektir ki bu asla mümkün değildir. Zira ne Hz. Ayşe, ne de bu hadiseye şahit olan diğer sahabiler şirki bilmeyen insanlar değillerdi.[Mefahim]

Categories: Tevessül, Tevessül-Teberruk-Istiğase-Himmet | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Ümmetimin ihtilafı rahmettir!

Dinimiz birlik ve beraberlik dini olduğu, her fırsatta birlik ve beraberliği muhafaza etmemiz emredildiği, bir ayet-i kerimede,”İhtilafa düşmeyin; sonra cesaretiniz kırılr, kuvvetiniz de elden gider[1] buyurduğu halde, ümmetin ihtilafı rahmet olması, birlik ve beraberliği emreden ayet ve hadislere zıt değilmidir??

Zıt değildir çünki ayrılığa düşmemenin emredildiği makamla, ihtilafta rahmetin olduğu makam birbirinden tamamen farklıdır. Hadisteki ihtilaf, yapıcı ihtilaftır. Yani herbiri kendi fikrinin yayılmasına çalışır. Başkasının tahribine ve ortadan kalkmasına değil. Belki tamamlanmasına ve yanlışları varsa düzeltilmesine çalışır. İşte hadiste kendisinde rahmet olduğu söylenilen ihtilaf budur. Ayrı düşenlerin birbirine düşmanca tavır içine girmesi, birbirini tahrip etmeye çalışması ise İslamiyette reddedilmiştir. Çünki birbiriyle mücadele edenler müsbet haraket edemezler[2]

Gerçekten de mezhep imamlarının hayatına baktığımızda, birbirlerinin tahribine değil, tamirine çalıştıklarını, hatta buna ters düşen teklifleri reddettiklerini görürüz.

Mesela Harunürreşid, İmam Malik hazretlerinin eseri olan el-Muvatta kitabını Kabe-i Muazzama’ya astırıp bütün müminleri onun gereğince amel etmeye mecbur etmek isteyince İmam Malik buna rıza göstermemiş ve, “Ey müminlerin emiri, bunu emretmeyin. Çünki Resulullah’ın ashabı bazı fürûlarda ihtilaf ederek memleketlere, beldelere dağılmışlardır”demiştir. Büyük alimlerin ihtilaf etmesi ise Allah tarafından şu ümmete verilmiş büyük bir rahmettir. Her biri, kendi yanında sabit olan delil ile amel ettiğinden doğruluktan pay almış ve hidayet nuruna kavuşmuşlardır.[3]

Bunun böyle olduğu ,yani başkasın tahribine ve ortadan kalkmasına çalışılmadığı, alimlerin sözlerinde de açıkça ortadadır. Bir kaç missal verecek olursak:

İmam Mazeri diyorki: Fürû meseleleri hakkında her iki tarafın da hak üzere olduğu görüşünü bir çok fıkıhçi ve kelamcı tercih etmiştir ve bu dört mezhep imamından da rivayet edilmiştir. Her müctehidin ecir kazanmış olduğu hakkındaki hadisi şeriflede bu iddiaya delil getirilir. Çünki isabet olmasaydı hiç ecir olmaması gerekirdi….

Kadı İyaz hazretleri Sıfâ’sında, “bizim katımızda hak ve doğru olan, bütün büyük müctehidlerin isabet ettikleri hükümdür”diyor. Cem’u’l-Cevamı adlı eserin sahibi, “Kelam alimleride buna katılmışlardır ve bizler inanırız ki Ebu Hanife, Malik,Şafii, Ahmed b. Hanbel hazretleriyle Sufyan b. Üyeyne, Sufyan-ı Sevri, Evzai, Muhammed b. Cerir ve diğer imamların hepsi tam manasıyla hidayet üzeriydiler. Her biri hakkında düşmanları tarafından bugz ve hasetle birtakım sözler söylenmişse de bu sözlere asla iltifat edilmemiştir. Çünki bu faziletli büyük kimselerin nail olduğu ledunni ilimler, rabbani faziletler ve dini gayretlerinden gelen yüceliklerin kendilerine kazandırmış olduğu şanlı büyüklük idrakın alabileceği şeylerden değildir. Bunların yüksek derecesinin yüzde birini bile elde etmek sonradan gelenlere mümkün olmamıştır” diyor.[4]

[1] Enfal suresi,46
[2] Uhuvvet Risalesi,26-27
[3] Ibn Hacer el Heytemi,Fıkhın Sultanı, sayfa 57
[4] Ibn Hacer el Heytemi,Fıkhın Sultanı, sayfa 59-60

Categories: Mezhebe bağlılık, Mezhep | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Vehhabiliği kabul etmiyen Vehhabilere!!


VEHHABİ ŞEYH MUHAMMED BİN ABDÜLLATİF:”BİZ VEHHABİ CEMAATİYİZ”…!

Muhammed bin Eş Şeyh Abdül Latif bin Abuir Rahman kendisinin Vehhabi dininde olduğunu bildirerek şöyle diyor:

وصار بعض الناس : يسمِّع بنا معاشرِ الوهابية ، ولا يعرف حقيقة ما نحن عليه، وينسب الينا، ويضيف إلى ديننا ما لا ندعوا اليه

“Bazi insanlar, bizim düşüncelerin hakikatini bilmeden biz Vehhabiler camaatini eleştiriyor, bize ve bizim dinimize davet etmediğimiz şeyleri nispet ediyorlar…”

Kaynak: İbnul Kasim En Necdi: Ed Durerus Seniyye: cilt 1/ sayfa 566

Vehhabilik yoktur diyip sagda solda iftira atmayin diyen VEHHABILER bi parmak kaldirsin 🙂

Categories: Vehhabi Fitnesi, Vehhabiliğin kabul edilişi | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Vehhabiliği kabul etmiyen Vehhabilere!(1)

VEHHABİ ŞEYH ABDULLATİF BİN ABDURRAHMAN:”HAMD OLSUN VEHHABİLİK BİZİM DİNİMİZDİR”…!

Abdul Latif bin Eş Şeyh Abdur-Rahman bin Hasan kendisinin Vehhabi dininde olduğunu şu sözlerle dile getiriyor:

فأبيتم هذا كله، وقلتم هذا دين الوهابية، ونعم هو ديننا بحمد الله

“(Bütün bu zikr etdiklerimizden) yüz döndererek “bu Vehhabilerin dinidir” dediniz.
Evet! Allaha hamd olsun bu (Vehhabilik) bizim dinimizdir!”

Kaynak: İbnul Kasim En Necdi: Ed Durerus Seniyye:cilt 12 sayfa 267

vehhabilik yoktur diyip duranlar iyi okuyup sindirsinler!!


Categories: Vehhabi Fitnesi, Vehhabiliğin kabul edilişi | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

WordPress.com'da Blog Oluşturun.