Allah ile Kulları Arasında Hiçbir Benzerlik Yoktur Demek Doğru Değildir…! (İbn-i Useymin)

Belam, VEHHABİ İbn-i Useymin Kitabında birkaç safsatadan sonra şöyle diyor:

“İkincisi: Mutlak olarak Allah Teâlâ ile mahlûkatlar arasındaki benzerliği yok saymak yanlıştır…!”

Dikkat edin!!! 

Allah Teâlâ Şura 11 de buyuruyor ki: “Onun benzeri hiçbir şey yoktur”  Ama bu belam ise bu ayet-i kerimeyi yalanlıyor…!

Sonra şöyle diyor:

“Çünkü var olan iki şey arasında illa ki birbirine benzeyecek bir ortak nokta ve birbirinden de ayrılacak bir hususiyet olmak zorundadır. Örneğin; ”Hayat (yaşamak) sıfatı” hem Yaratıcıda hem de mahlûkatlarda var olan bir sıfattır. İkisi arasında bir ortak noktadır fakat Yaratıcının ”Hayat” sıfatı kendi şanına layıktır ve mahlûkatların ”Hayat” sıfatı da kendi şanına layıktır.

Değerli kardeşlerim; bu apaçık bir laf oyunudur.! Ehlisünnet alimleri de Hayat sıfatı hakkında bu görüştedirler. Hayat sıfatı Cisimlik Gerektiren bir sıfat değildir. Her diri olan cisim olmak zorunda değildir. Çünkü cismin asli özelliklerini zarureten taşımak zorunda değildir. El ve Ayak gibi azalar bunun tersidir. Çünkü bunla cisimlik gerektirir. El ve ayak vs birer parçadırlar. Parça bütün ilişkisi cisimlik gerektirir.

İbn-i Useymin Belamı kelime oyunu yapıyor.!

Üçüncüsü: âlimler TEŞBİH’İN (yani Allah Teâlâ’yı mahlûkatlara benzetmenin) manasında ihtilaf ettiler, hatta bazıları Allah Teâlâ’nın kendisine kabul ettiği sıfatları TEŞBİH olarak kabul ettiler. Biz TEŞBİH olmaksızın dediğimiz zaman ise; bu grub bizim, Allah Teâlâ’nın kendisine kabul ettiği sıfatları inkâr ettiğimizi anlıyorlar.

Değerli kardeşlerim; İbn Useymin daha TECSİM ve TEŞBİH’İN ne olduğunu kavrayamamıştır. Önce Allah Teâlâ hakkında bu tür sözleri sarf ediyorlar ardından da çok anlamış ve bilmiş gibi bu sıfatların Allah Teâlâ’nın kendi zatına kabul ettiğini iddia ediyorlar. Sıfatları Rabbul Âlemine isnad ederlerken birebir TEŞBİH yapıyorlar ve devamında da TEŞBİH olmaksızın diyorlar…! Bu ne kadar saçma bir çelişkidir?

Tekyif (nasıl olduğunu söylemek) yani nasıllamak ise; Allah Teâlâ’nın sıfatlarını nasıllamak caiz değildir. Allah Teâlâ’nın sıfatlarından birisini keyfiyetlendirirse; o adam yalancı ve günahkârdır. Yalancıdır, çünkü bilmediği bir şeyi söylemiştir diye. Günahkârdır, çünkü Allah Teâlâ’nın şu ayet i kerimelerde yasakladığı ve haram kıldığı bir şeyi yapmıştır.   ”Bilmediğin şeyin ardına düşme” (isra:36)   Şu ayetten sonra gelen “Rabbim, ancak şunları haram kıldı: İğrençlikleri-görünenini, gizli olanı-günahı” (araf:33) ”Ve (şeytan) Allah’a karşı bilmediğiniz şeyler söylemenizi ister” (bakara: 169) ayeti.  Çünkü şu ayete göre, Keyfiyeti idrak etmek mümkün değildir: ”Onların ilerisinde olanı da, gerilerinde olanı da bilir. Onlar ise O’nu ilmen ihata edemezler.” (taha:110) Ve Allah’ın şu sözü: ”Gözler O’nu idrak edemez ama O, gözleri idrak eder” (Enam: 103)

Değerli kardeşlerim! Bakın burada keyfiyet veren kişinin  yalancı olmasını KEYFİYETİNİ BİLMEDİĞİNDEN ötürü olmasına bağlıyor! Yani var onlara göre keyfiyet var fakat kimse bunu bilemez de birisi ben bildim derse yalancıdır demek istiyorlar halbuki keyfiyet zaten yok…!

Allah Teâlâ mücessim ve müşebbihe olan Haşeviyye’nin vasıflandırmalarından beridir…!    

Belam İbn-i Useymin sözlerine devam ediyor:

 Keyfiyetlendirmek (yani Allah Teâlâ için bir nasıllık kabul etmek), gerek dil ile tabir edilsin gerekse de kalp ile takdir edilsin (yani gizlensin) yine aynıdır. Bu yüzden Malik (rahimehullah) istivanın keyfiyeti hakkında sorulduğunda şöyle buyurmuştur:

”keyfiyet meçhuldür, onu sormak da bidattir”

İmam-ı Malik’in sözünü tahrif edip buraya ibn-i teymiyye gibi nakletti ve şimdi asıl bombayı patlatacak.

BUNUN MANASI ŞU DEĞİLDİR Kİ; BİZ BURADA KEYFİYETİN OLDUĞUNU DÜŞÜNMEMELİYİZ. BİLAKİS! İSTİVANIN BİR KEYFİYETİ (NASILLIĞI) VARDIR LÂKİN BİZİM İÇİN MALUM DEĞİLDİR (YANİ BİZ BİLMİYORUZ).  ÇÜNKÜ KEYFİYETİ (NASILLIĞI) OLMAYAN BİR ŞEY VAR DEĞİLDİR. O ZAMAN; İSTİVA, NUZUL (HÂŞÂ! ALLAH’IN İNMESİ), YED (EL)İ VECH (YÜZ), AYN (GÖZ) HEPSİNİN KEYFİYETİ VARDIR LAKİN BİZ BUNU BİLMİYORUZ. HAS BİR KEYFİYET KABUL ETMEK İLE ONUN BİR KEYFİYETİNİN OLMASINA İMAN ETMEK ARASINDA FARK VARDIR. İŞTE VACİB OLAN BUDUR. BİZ DERİZ Kİ; ONUN BİR KEYFİYETİ (NASILLIĞI) VARDIR FAKAT BİZ BİLMİYORUZ.  

Tecsim ve Teşbih kokan bu kirli sözler İbn-i Useymin’in  Allah Teâlâ hakkında apaçık bir cüretkarlıkla sarfettiği sözlerdir. İmam-ı Malik keyfiyet yoktur demesine rağmen bunlar keyfiyet meçhuldür diye bir rivayet uydurdular. O uydurma onlara bu neticeleri verebiliyor. Bu inceliğe dikkat etmezseniz zehre kapılabilirsiniz…!

Belam sözlerine bakın nasıl bir tasvir ile devam ediyor.?

Eğer sorulursa: Nasıl tasavvur edilebilir ki; bir şey için bir keyfiyet olduğuna inanıyoruz fakat o keyfiyeti de bilmiyoruz? Derim ki: böyle bir şey tasavvur edilebilir. Örneğin; bizden biri bu sarayın içinde bir keyfiyet (nasıllık) olduğuna inanıyor, fakat sarayın içini ve ya o saraya benzeyen başka bir tanesini görmeden ve yahut doğru sözlü güvenilir birisi ona orayı anlatmadan o keyfiyeti bilemez.

Rabbini saraya benzetmiş demek ilim ehline yakışmaz çünkü ben bu sözlerden böyle bir benzetme görmüyorum fakat apaçık bir şekilde Rabbine bir şeyler isnad etmek isterken sarayın yani mahlukatların sıfatları ile Rabbinin sıfatlarını benzetiyor. Malumdur ki zat ve sıfatlar hepsi kadimdir. 

İbn-i Useymin gibi birisi bunları apaçık zikrediyor ve hala selefiyim diyen kardeşler de bize iftira atıyorsunuz diyorlar.

Buyrun ibareyi de vereceğim Arapça bilen hocalarınıza gösterin.


الثاني: أن نفي التشبيه على الإطلاق لا يصح ; لأن كل موجودين فلا بد أن يكون بينهما قدر مشترك يشتبهان فيه ويتميز كل واحد بما يختص به; ف: “الحياة” مثلا وصف ثابت في الخالق والمخلوق، فبينهما قدر مشترك، ولكن حياة الخالق تليق به وحياة المخلوق تليق به.

الثالث: أن الناس اختلفوا في مسمى التشبيه، حتى جعل بعضهم إثبات الصفات التي أثبتها الله لنفسه تشبيها، فإذا قلنا من غير تشبيه; فهم هذا البعض من هذا القول نفي الصفات التي أثبتها الله لنفسه.

وأما التكييف; فلا يجوز أن نكيف صفات الله، فمن كيف صفة من الصفات; فهو كاذب عاص، كاذب لأنه قال بما لا علم عنده فيه، عاص لأنه واقع فيما نهى الله عنه وحرمه في قوله تعالى: {وَلا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ}، [الإسراء: من الآية36]، وقوله تعالى: {وَأَنْ تَقُولُوا عَلَى اللَّهِ مَا لا تَعْلَمُونَ}، [البقرة: من الآية169]، بعد قوله: {قُلْ إِنَّمَا حَرَّمَ رَبِّيَ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ}، الآية، [الأعراف: من الآية33]، ولأنه لا يمكن إدراك الكيفية; لقوله تعالى: {يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلا يُحِيطُونَ بِهِ عِلْماً}، [طه:110]، وقوله: {لا تُدْرِكُهُ الْأَبْصَارُ وَهُوَ يُدْرِكُ الْأَبْصَارَ}، [الأنعام: من الآية103].

وسواء كان التكييف باللسان تعبيرا أو بالجنان تقديرا، أو بالبنان تحريرا، ولهذا قال مالك رحمه الله حين سئل عن كيفية الاستواء: “الكيف مجهول، والسؤال عنه بدعة”، وليس معنى هذا أن لا نعتقد أن لها كيفية، بل لها كيفية، ولكنها ليست معلومة لنا; لأن ما ليس له كيفية ليس بموجود; فالاستواء، والنزول، واليد، والوجه، والعين، لها كيفية، لكننا لا نعلمها; ففرق بين أن نثبت كيفية معينة ولو تقديرا، وبين أن نؤمن بأن لها كيفية غير معلومة، وهذا هو الواجب; فنقول: لها كيفية، لكن غير معلومة.

فإن قيل: كيف يتصور أن نعتقد للشيء كيفية ونحن لا نعلمها؟

أجيب: إنه متصور; فالواحد منا يعتقد أن لهذا القصر كيفية من داخله، ولكن لا يعلم هذه الكيفية إلا إذا شاهدها، أو شاهد نظيرها، أو أخبره شخص صادق عنها.

قوله تعالى: {وَهُمْ يَكْفُرُونَ بِالرَّحْمَنِ}، الآية.

“وهم”: أي: كفار قريش. {يَكْفُرُونَ بِالرَّحْمَنِ}، المراد: أنهم يكفرون بهذا الاسم لا بالمسمى، فهم يقرون به،

(القول المفيد على كتاب التوحيد/ابن عثيمين/المجلد 2/ الصحيفة 190)

Reklamlar
Categories: mücessime, müşebbihe, selefilerin akidesi, Tevessül

Yazı dolaşımı

Yorumlar kapatıldı.

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: