Posts Tagged With: ruh

Dirilerin yaptığı iyiliklerin ölülere bir yarar sağlarmı?

Dirilerin yaptığı iyiliklerin ölülere bir yarar sağlayamayacağı konusunda MUTEZILENIN delil olarak ileri sürdüğü: “İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur.” (53. Necm, 39) ayeti, Ehl-i Sünnet Alimleri tarafından şöyle yorumlanmıştır. Ayette yer alan (li’l-insâni) kelimesindeki ‘lam’ harfi mülkiyet ifade eder. Daha detaylı bir tercümeyle ayetin manası “çalışmasından başka insanın sahip olabileceği hiçbir şey yoktur.” şeklindedir.

Dirilerin ölülere bağışladığı iyilikler ölülere ait değildir. Bilakis onlar dirilere ait olduğu halde, bir fedakarlık gösterilerek onlann sevabı
ölülere bağışlanmıştır. Nitekim burada ölülerin, öldükten sonra kazandığı veya hak ettiği bir şey yoktur.

[Es-Semerkandi, Es-Sevâdü’l A’zam, s 137-138 (15. mesele); Açıklama bahsinde (Talha Hakan Alp’ın açıklaması)]


Ibn Teymiyye:

“kim ki, insan kendi amelinden başka şeyden fayda görmez der ise o kişi ICMA ÜL ULEMA’YA ters düsmüştür”

[Cami ül mesail li ibn Teymiyye/5/203]

Ibn Kayyim:

Bazıları da şöyle demektedir: “Kur’an-ı Kerim, başkalarının kazandığı şeyin kişiye faydalı olacağını reddetmemektedir. Kur’an’ın asıl reddettiği
şey, kazancı olmadan bir şeye malik olmaktır. Bu ikisi arasındaki fark gizli değildir. Allahıl Teala, kulun ancak kazandığı şeye malik olacağını belirtmiştir.
Başkalarının kazancı ise, kazanana, yapana aittir. Dilerse bunu dostuna bağışlar dilerse kendine saklar. Hiçbir zaman Alahıl Teala, ancak kendi kazandığı şeyin faydasını görür dememiştir.”
Hocam,Şeyhülislam İbni Teymiyye de bu görüşü tercih etmiştir.

“Kişinin kazandığı iyilik, kendi yararına kazandığı kötülük de kendi zararınadır” (Bakara,(2/286) ile “ancak yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz”(Yasin, (36/54) ayetleri, siyakından da anlaşılacağı gibi kişinin başkasının yaptığı suçtan dolayı cezalandırılmasını ve onun günahını yüklenmesini reddetmektedir. Çünkü Yüce Allah: “Bugün kimseye hiçbir şekilde zulmedilmez. Siz de ancak yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz”(Yasin, (36/54) ayetinde, kişinin günahları artırılmak, yahut sevapları azaltılmak, yahutta başkalarının yaptıklarından dolayı ceza çektirilmek suretiyle zulüm yapılmayacağını belirtirken, karşılık olarak değil de başkalarının yaptığı amelden fayda görmeyi nefyetmemiştir. Çünkü, kendisine karşı yapılan hediyeler, amelinin karşılığı değildir. Allah için kendi adına verilmiş, lutfedilmiş bir sadakadır ki bunda hiçbir katkısı yoktur. Belki bu, bazı kullarının elinden, amellerine karşılık olmaksızın Allah’ın verdiği bir hediyedir.

Rasulullah’ın: “Kul ölünce ameli kesilir” sözüyle ileri sürdüğünüz delile gelince, böyle bir istidlal sakattır. Çünkü Rasülullah, amelin faydasının kesileceğini söylememiştir. Bildirdiği şey amelinin kesilmesidir. Başkalarının ameli ise kendilerine aittir. Eğer bunlar, amellerini sevabını ölüye hediye ederlerse, ölüye ulaşan sevap kendi amelinin sevabı değil de hediye eden kimsenin amel sevabıdır. Demek ki ölen kişinin amelinin kesilmesi ile ona sevabın ulaşması ayrı ayrı şeylerdir. Aynı şekilde: “Ölüye ulaşan iyilikleri ve ameli …” hadisi de, başkalarının yaptığı iyiliklerin ve amellerin, ona ulaşacağını nefyetmemektedir.

[Ibn Kayyim, Kitâbu’r-Ruh, s.172,173] 

Reklamlar
Categories: Ölüye amellerin hediye ve arz edilmesi | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Ibn Kayyim ve feraset

Ibn Teymiyyenin talebesi Ibn Kayyim:

Ferasete gelince, Yüce Allah, feraset sahiplerinden övgüyle şu şekilde bahsetmiştir: “Şüphesiz bunda, işaretten anlayanlara nice ibretler vardır.” (Hicr, 15/75). İbni Abbas ve diğerleri: “İşaretten anlayanlar, feraset sahipleridir” demişlerdir.

Diğer bir ayette: “Onları tanımayan, utangaçlıklarından dolayı onları zengin sanır. Onları simalarından tanırsın” (Bakara, (2/273) buyrulmuştur. Bir başka ayette de: “Biz dileseydik, onları sana gösterirdik. Sen onları simalarından tanırdın ve onları sözlerinin uslubundan tanırsın” (Muhammed, 47/30) buyurulmuştur.

Feraset, kalbi doğrular. Temiz ve saf olur. Pisliklerden uzak bulunur. Allah’a yakın olur. Ferasetli kimse, Allah’ın kalbine attığı nurla bakar. Tirmizi ve diğerlerinde Ebu Said’den şöyle bir hadis nakledilir; Rasulullah buyuruyor:
“Mü’minin ferasetinden sakının. O, Allah’ın nuruyla bakar.”

Bu feraset, Allah’a yakınlıktan kaynaklanmıştır. Kul Allah’a yaklaşınca, hakkı bilmesine, anlamasına engel olan kötü engeller ortadan kalkar, Allah’a yakınlığı ölçüsünde, Allah’a yakın bir fener ışığı, kula ulaşır. Yakınlığına göre bu ışık onu aydınlatır. Bu nurla, Allah’tan uzak kimsenin, mahcubun göremediği şeyleri görür.

es-Sahih’te, Ebu Hureyre’den naklen, Rasullah’ın Allah’tan rivayet ettiği kudsi bir hadiste Yüce Allah şöyle der: “Kulum bana, üzerine farz kıldığım ibadetlerle yaklaştığı gibi hiçbir şeyle yaklaşamaz. Kulum bana,nafile ibadetlerle yaklaştıkça da onu severim. Kulumu sevince, duyduğu kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli ve yürüdüğü ayağı olurum. Böylece o, benimle duyar, benimle görür, benimle tutar ve benimle yürür.”

Yüce Allah bu kudsi hadiste, kendisine yaklaşan kuluna olan sevgisinin, faydalı olacağını belirtmiştir. Allah kulunu sevince kulağına, gözüne, eline ve ayaklarına yaklaşır. Artık gözü Allah’la görür. Kulağı O’nunla duyar. O’nunla tutar. O’nunla yürür. Kalbi, eşyaların gerçeklerinin belirdiği saf ayna gibi olur. Ferasetinde oldukça az yanılır. Çünkü kul, Allah’la varlığa bakınca onu olduğu gibi görür. Allah’la işitince onu olduğu gibi işitir. Ancak bu, gayb bilgisinden sayılamaz. Yüce Allah’ın, hakikatlerin suretlerini görmeye mani olan vesvese, hayal ve batıl izlerden uzak, nurla kaplı, kendine yakın kulunun kalbine attığı hak ile hakikatların suretlerini görür, bilir. Nur kalbte çoğalınca, derhal kalbten uzuvlara, göze geçer; nur ölçüsünde görme gözüyle hakikatlan olduğu gibi keşfeder.

Rasulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) namaz kılarken -sair zamanda önünde bulunan ashabını gördüğü gibi- arkasında namaz kılanları görürdü. Mekke’de iken gözü ile Beyt-i Makdis’i görmüştür. Şam saraylarını, San’a kapılarını ve Kisra’nın şehirlerini hendek kazarken, Medine’de görmüştür. Medine’de iken Mute’de yaralanmış komutanları görmüş; yine Medine’ de iken Necaşi’nin ölüsünü görmüş, Musalla’ya giderek, gıyabında cenaze namazı kılmıştır.
Hz. Ömer, İran’ın Nihavend bölgesinde düşmanlarla savaşan İslam askerlerini ve askerlerden Sariye’yi görmüş, O’na: “Sariye! Dağa, dağa” diye nida etmiştir. Yine Hz. Ömer’in huzuruna içlerinde Eşter en-Nehai’nin de bulunduğu Mezheç kabilesine mensup bir grup insan
girmiş, Hz. Ömer başını kaldırarak Eşter’i görmüş. Onlara: “Bu adam kim?” diye sormuştur. Onlar da: “Malik b. Haris” karşılığını verince Hz. Ömer: “Ne oluyor ona. Aşkolsun ona. Bugün müslümanların korkunç bir gün yaşadıklarını görüyorum” demiştir……………….

İşte Osman b. Affan! Hz. Osman’ın yanına gelirken yolda bir kadın görmüş, onun güzelliklerini düşünmüş bir sahabe huzura girer. Hz. Osman ona der ki: “Gözlerinde zina belirtisi olan sizden bir zat yanıma geldi.” Bunu duyan sahabe: “Rasulullah’tan sonra vahiy mi?” diyerek Hz. Osınan’ın haline muttali olmasına şaşırır. O sahabeye Hz. Osman: “Hayır. Bu, basiret, burhan ve doğru ferasetle bilinir” karşılığını verir.

İşte feraset budur. O, Allah’ın kalbe attığı bir nurdur. Bu sayede bir şey, nasıl ise o şekilde hatıra gelir. Feraset göze geçerek başkasının göremeyeceği şeyleri görür.

[Ibn Kayyim, Kitâbu’r-Ruh, s. 304-308]

 

Categories: Tasavvuf | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Peygamberimize(sav) vefatından sonra selam vermek!

“Her kim bana selam verirse Allah ruhumu bedenime iade eder ve muhakkak onun selamı mukabele ederim.”
[Ebû Davud Ebû Hureyre’den nakletmiş, Nevevi “isnadı sahihtir” demiştir]

Abdurrezzak, bu hususta Zeyd bin Eslem’den bir rivayet nakletmektedir: “Ebû Hureyre ve bir arkadaşı bir kabre uğramışlardı. Ebû Hureyre -radıyallâhu anh- arkadaşına: “selam ver” deyince adam: “kabre mi selam vereyim?” diye sormuş, Ebû Hureyre: “eğer kabirdeki seni dünyada bir kere görmüş ise seni şu anda tanır” diye cevap vermişti.
[Abdurrezzak, “Musannef” 3/577]

Abdullah İbni Mesud -radıyallâhu anh-, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’den rivayet eder:
إن لله ملائكة سياحين في الأرض يبلغوني من أمتي السلام

“Allah’ın yeryüzünde ümmetimin bana verdiği selamları bana ulaştıran gezici melekleri vardır.
[Münziri der ki: “Nesai, İbni Hıbban da “Sahih”inde bu rivayeti aktarmıştır.” “et-Tergib ve’t-Terhib” 2/498]

Bezzaz ve Ebû’ş-Şeyh İbni Hıbban’dan rivayeten:
إن الله تبارك وتعالى وكل ملكاً أعطاه أسماء الخلائق فهو قائم على قبري إذا مت، فليس أحد يصلي عليَّ صلاة إلا
قال: يا محمد! صلى عليك فلان ابن فلان قال : فيصلي الرب تبارك وتعالى على ذلك الرجل بكل واحدة عشراً

“Allah -celle celâluhu- bir meleğe tüm mahlûkatın ismini vermiştir. Ben öldüğümde o kabrimin başında duracak, bir kişi bana salâvat getirdiği zaman: “ey Muhammed falan oğlu falan sana salâvat getirdi, Allah -celle celâluhu- da bu adama bire on karşılık ile rahmet etti” diyecektir
[Taberani “Kebir” de benzer bir rivayette bulunmuştur. “et-Tergib ve’t-Terhib” 2/500]

Ebû Hureyre -radıyallâhu anh-, Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’den rivayet eder:
ما من أحد يسلم عليَّ إلا رد الله عليَّ روحي حتى أردّ عليه السلام

“Bana bir Müslüman selam verdiği zaman Allah benim ruhumu bedenime iade eder ve ben o selamı alırım.
[Ahmed ve Ebu Davud rivayet etmişlerdir. “et-Tergib ve’t-Terhib” 2/499]

Categories: Ölüler işitir-Ruh ölmez, Ölüye amellerin hediye ve arz edilmesi, Kabir ve ruh | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Allahü teala ruhumu bedenime reddeder”tabirinin manası nedir?

Şayet peygamber(sallallahü aleyhi vesellem)’in hadisinde geçen “Allahü teala ruhumu bedenime reddeder”tabirinin manası nedir? Denilse,bunu iki cevabı olduğunu belirtmek isterim:

Birincisi: Yani,Peygamber(sallallahü aleyhi vesellem) vefat edip defnolunduktan sonra, ona selam verenin cevabını vermek üzere Allahü teala ruhunu bedenine iade eder ve ruhun bedeninde kalmaya devam eder, diya hafız Ebu Bekir el-Beyhaki bu görüşü savunmuştur.

İkincisi: Ruhun bedenine reddi, manevi bir iade olduğu ve ruh-İ şerifi, bizzat ilahi huzurda şühud makamiyle bu alemden başka, melekler alemiyle meşgul olup ona selam verilince, ruh-İ şerifi o yüce alemden bu aleme yönelerek kendisine selam verenin selamını idrak ederek onu cevap vermeside muhtemeldir.

[sıfau’s sekam-Imam Subki]

Bu hadis hakkındaki sorulara birçok cevap verilmiş, Allame Zürkanı hepsini “mevahibu’l-Leduniyye”üzerinde yazdığı şerhinde zikretmiştir.
[Ebu hamid bin Merzuk-Bera’atu’l-Es’ariyyin]

Categories: Ölüye amellerin hediye ve arz edilmesi, Kabir ve ruh | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Ruhlarin tasarrufu!

“Bedenlerinin ölümünden sonra ruhların, bedenleriyle irtibât halindeyken yapamadıkları şeylere güç yetirebildikleri konusu, insanların birçoğunun görüşlerinin birleştiği hususlardandır, özellikle bir-iki kişinin ve bazı azınlıkların, kalabalık orduları bozguna uğrattığı çok görülmüştür.
Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in, Ebû Bekir ve Ömer (Radıyallâhu anhumâ) ile birlikte geldikleri ve onların kutsal ruhlarının şirk ve zulüm ordularını bozguna uğrattığı çok kere rüyalara girmiş, görenler uyandıklarında, güçsüz ve az olan İslâm ordusunun, sayıca ve silahça çoğunluğa sahip olan küfür ordusunu bozguna uğrattığını görmüşlerdir.

[İbn-i Kayyim, er-Rûh, sh: 237]

İmâm-ı Dücevî (Rahimehullâh)ın naklettiği gibi; tevessülü inkâr edenlerin imamlarından olan, hatta onlar nezdinde ikinin ikincisi veya üçün üçüncüsü sayılan İbn-i Kayyım, er-Rûh isimli kitabında: “Ebû Bekr (Radıyallâhu anh)’ın ruhu gibi büyük ruhlar tek başına bütün bir orduyu bozguna uğratırlar” demiştir

[Dücevî, el-Makalât, 1/566]

Categories: Ölünün tasarrufu, Kabir ve ruh | Etiketler: , , , , , ,

Kimler şehittir?!

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
— “Siz kimleri şehit sayıyorsunuz?” diye sordu. Sahâbîler:
— Yâ Resûlallah! Kim Allah yolunda öldürülürse o şehittir, dediler. Peygamber Efendimiz:
— “Öyleyse ümmetimin şehitleri oldukça azdır” buyurdu. Ashâb:
— O halde kimler şehittir, yâ Resûlallah! dediler.
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:
— “Allah yolunda öldürülen şehittir; Allah yolunda ölen şehittir; bulaşıcı hastalıktan ölen şehittir; ishalden ölen şehittir; boğularak ölen şehittir” buyurdu.
[Müslim, İmâre: 165. Ayrıca bkz: İbn Mâce, Cihâd: 17.]

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivâyete göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Şehîtler beş türlüdür; Allah’ın istediği gibi Müslümanca yaşamakta iken, taun hastalığına yakalanmış, karın bölgesinden öldürücü hastalığa yakalanmış, suda boğulmuş ve enkaz altında kalmak suretiyle Müslüman olarak ölmüş kimselerle; Allah’ın dinini yeryüzüne hâkim kılma yolunda ölen ve öldürülen kimseler şehit sayılırlar.”
[Buhârî, Cihad: 30; Müslim, İmâre: 51.]

Sehl b. Hanif radıyallahu anh’den Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in söyle dediği rivayet edilir:
“Allah-u Teâlâ’dan samimiyetle şehadeti talep eden kimse, yatağında ölse de, Allah onu şehitlerin makamına ulaştıracak.”
[Müslim, Cihâd: 156, 157, (1908, 1909); Ebu Dâvud, Salât: 361, (1520); Tirmizî, Fezâilü’l-Cihâd: 19, (1653); Nesâî, Cihâd: 36, (6, 36); İbn Mâce, Cihâd: 15, (2797).]

Categories: Ölüler işitir-Ruh ölmez, Kabir ve ruh | Etiketler: , , , , , , , ,

Ölüler isitir! Rum suresi 52. ayet tefsiri!

Ölülerin işitmediğine dair getirdikleri delil,Rum suresinin 52. ayeti.
52.. Tabiidir ki sen ölülere katiyyen işittiremezsin; dönüp giden sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.Bu ayeti delil vererek bakin ayet nediyor,ölülere isittiremezsiniz diyor iste derler.

Biz bu ayeti kendi kafamiza göre degilde tefsirinle aciklama getirelim insallah..

Hz. Peygamber (S.A.)’İn, Davetinden Yüzçevrilmesine Karşı Teselli Edilmesi:

52- Sen hiç şüphesiz ölülere duyuramazsın. Arkalarını dönüp giden sağırlara da (bu daveti) duyuramazsin
53- Sen kör olanları sapıklıklarıntan kurtarıp hidayete erdiremezsin. Sen (davetini) ancak müslüman olarak ayetlerimize iman edenlere duyurabilirsin.

Belagat:

“Sen hiç şüphesiz ölülere duyuramazsın.” istiare-i tasrihiyyedir. Kâfirler Nebevî risaletin delillerini ibret ve öğütleri anlama ve düşünme şeklinde bir dinleme ile dinlememeleri hususunda sağırlara ve ölülere benzetilmektedir.

Kelime ve İbareler:

“Sen hiç şüphesiz ölülere duyuramazsın.” Düşünüp ibret almak için dinlemelerini temin edemezsin. Çünkü onlar duyularını Hakk’a kapatmışlardır.
“Arkalarını dönüp giden sağırlara da duyuramazsın” Son derece imkânsız olduğunu göstermek için arkalarını dönüp gitme kaydını koymuştur. Çünkü sağır, dinlemek için muhataba yöneldiği zaman sözü duymasa da dilin bazı hareketleri vasıtasıyla birtakım şeyleri anlayıp yararlanabilir.
“Sen kör olanları sapıklıklarından kurtarıp hidayete erdiremezsin.” Kâfirler görme duyusunun gerçek maksadını kaybettikleri için “kör” diye adlandırılmışlardır.
“Sen ancak müslüman olarak” kendilerine emrettiğin şeye boyun eğen ihlaslı kimseler olacak “ayetlerimize” Kur’an’a “iman edenlere,” müminlere “duyurabilirsin.” Kabul ettirebilirsin. Çünkü onların iman etmiş olmaları, onların lafzı öğrenmelerine ve manayı düşünmelerine sevkeder.

Ayetler Arası İlişki:

Tevhidin ve dirilişin delillerini, peygamberlerin vazifelerini, vaad ve vaîdi, Hz. Peygamber (s.a.)’in davetinden yüzçevirilmesi durumunu beyan ettikten sonra; Rabbi, peygamberinin gördüğü Hak’tan yüzçevirilmesi ve inatçılıkta devam edilmesi karşısında onu teselli etti.
Müşrikler, hidayet delillerini ibret alma ve düşünme anlamındaki dinlemeye istidatlı olmamaları sebebiyle ölülere, sağırlara ve körlere çok ben-ziyorlardı. Kendilerine benzetilen kimseler yüzçevirme derecelerine göre sıralama yapılmıştır. Kör olan kimse pek çok şeyi idrak edip anlar, ama onu irşad etmek zordur. Sözü sadece işaretle anlayan sağır kimseyi irşad etmek çok daha zordur. ÖZünün irşad edilmesi ise imkânsızdır.

Açıklaması:

“Sen hiç şüphesiz ölülere duyuramazsın. Arkalarını dönüp giden sağırlara da duyuramazsın.”
Ey peygamber! Tevhid ve diriltmeye kadir olma delillerini beyan ettikten, müşrikleri tehdit edip vaidde bulunduktan sonra, müşriklerin senin davetinden yüzçevirmelerinden dolayı üzülme ve telaşa kapılma. Çünkü sen ölülere bir şey anlatamazsın, ya da onların ibret alma ve düşünme amacıyla seni dinlemelerini temin edemezsin. Sen bu davetini işitmeyen ve aynı zamanda bununla birlikte sana arkalarını dönen, senin sözüne ve hidayetine yönelmeyen sağır kimselere de bu davetini duyuramazsın.
Onlar dış görünüş itibariyle işitmelerine rağmen kabirlerdeki ölülere benzerler. Hidayet yollarını kapattıkları ve Hak sözü duymamak için arkalarını döndükleri ve seni anlamak ve idrak etmeye istidatları da bulunmadığı için işitme duyusunu kaybeden sağırlar gibidir. Onlar aynı zamanda körlere benzerler. Nitekim şöyle buyurulmaktadır:
“Sen kör olanları sapıklıklarından kurtarıp hidayete erdiremezsin.” Yani hakkı görmeyenleri hidayete erdirmek ve onları sapıklıklarından çevirmek senin gücünün yeteceği şeyler değildir. Hidayete erdirmek Allah’a aittir. Zira O, kudretiyle dilerse ölülere dirilerin seslerini işittirir. Dilediğini hidayete erdirir, dilediğini saptırır. Bu O’ndan başka hiçbir kimsenin hakkı değildir. Bu sebeple Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur:
“Sen ancak müslüman olarak ayetlerimize iman edenlere duyurabilirsin. ” Yani ey Rasulüm! Sen istifade etmeye sebep olacak bir duyuruyu, sadece Kur’an’ı ve Kur’an’ın ihtiva ettiği tevhid delillerini ve herşeye muktedir olan ilâhî kudretin delillerini tasdik eden mümin kişiden başkasına yapamazsın. Mümin Allah’ın ayetleri kendisine okunduğu zaman bunları düşünür ve anlar; bunlara yönelir, bu ayetlerde yer alan hususlarla amel eder, nehyedilen hususlardan da uzaklaşır. Bunlar müminlerdir. Yani emrettiği ve nehyettiği hususlarda Allah’a itaat eden, emrine icabet edip boyun eğen kimselerdir. Onlar Hakkı duyan ve Ona tâbi olan kimselerdir.

Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler:

Bu ayetler aşağıdaki hususları açıklamaktadır:
1- İnkarcılıkta geçmişlerini taklit etme alışkanlığına kapılan, akılları dumura uğrayan, basiretleri körleşen inatçı ve gururlu müşriklerin hidayete ermesine hiçbir imkân ve ihtimal yoktur.
2- Ancak Allah’ın öğütlerini; tevhid delillerine kulak veren, hidayet delilleri ortaya konduğu zaman hidayeti kabul etmeye müsait olan müminlere duyurmakta fayda vardır.
3- “Sen hiç şüphesiz ölülere duyuramazsın.” ayetinden maksat düşünme, anlama ve ibret alma manasındaki duymadır. Bu ayet Sünnet-i Nebe-viyye’de ölülerin, dirilerin sözlerini duyabileceği şeklindeki sabit ve sahih hadislerle çelişki teşkil etmemektedir.
Abdullah b. Ömer (r.a.)’in rivayet ettiğine göre Peygamberimiz (s.a.) Bedir kuyusuna atılan ölülere savaştan üç gün sonra hitap etmiş, onları azarlamış ve tekdir etmişti. Hatta Hz. Ömer (r.a.) Peygamberimiz’e:
– Ya Rasulallah! Kokmuş, cifeler haline gelen topluluğa ne diye hitap ediyorsun? demiş. Efendimiz:
– Nefsimi kudretinin elinde tutan Allah’a yemin olsun ki, siz benim söylediklerimi onlardan daha iyi işitemezsiniz. Fakat onlar cevap veremezler, demişti.
Bu pek çok delille teyid edilen sahih bir haberdir. Bunlardan biri İbni Abdülberr’in, sahihtir, diyerek İbni Abbas (r.a.)’den -merfû- olarak rivayet ettiği şu hadis-i şeriftir: “Bir kimse dünyada tanıdığı birinin kabrine uğrayıp selâm verirse, Allah o kabir sahibine ruhunu iade eder, o da selâm alır.” Yine Peygamberimiz (s.a.)’den ümmetine kabir ehline selâm veriş şeklini tarif ederken dirilere hitap eder gibi: “es-Selâmü aleyküm yâ dara kavmin müminin” (Ey mümin topluluğunun yurdu! Allah’ın selâmı üzerinize olsun) demeleri sabit olmuştur.
Bu, duyan ve anlayan kimseye yapılan hitap şeklidir. Bu hitap olmasaydı tamamen yok olan ve cansız olana hitap makamında olurdu.
İbni Ebi’d-Dünya’nm Hz. Âişe (r.a.)’den rivayet ettiğine göre Peygamberimiz (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Kardeşinin kabrini ziyaret edip onun yanında oturan hiçbir kimse yoktur ki kabir sahibi ondan memnun olmasın ve kalkıncaya kadar ona cevap vermesin.”
Ebu Hüreyre (r.a.) diyor ki: “Kişi tanıdığı birinin kabrine uğrar, ona selam verirse, o da onun selâmını alır.”
Selef âlimleri bu hususta icma etmişler, ölülere selâm verilmesini meşru’ olarak kabul etmişlerdir.
Kabir sahiplerinin bu durumu hissettiklerine ve selâm vereni bildiklerine delâlet eden, Müslim’in Büreyde’den rivayet ettiği hadis-i şerife göre Peygamberimiz (s.a.)’in ümmetine, kabirleri gördükleri zaman şöyle demelerini öğretmiş olmasıdır: “es-Selâmü aleyküm ehle’d-diyari mine’l-müminin … Ey müminler diyarının halkı! Allah’ın selâmı üzerinize olsun. Biz de inşaallah size katılacağız. Allah bizden ve sizden önce gelenleri de, sonra gelecek olanları da rahmetine nail eylesin. Biz bizim ve sizin için Allah’tan afiyet niyaz ediyoruz.”
Bütün bunlar mezarlıklarda, duyan, hitap edilen, anlayan ve her ne kadar selâm veren kimse işitmese de, selâma cevap veren bir varlığa selâm verildiği, hitap edildiği ve nida edildiğine delâlet etmektedir.

[Tefsir’ül Münir]

Categories: Ölüler işitir-Ruh ölmez, Kabir ve ruh | Etiketler: , , , , , , ,

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.