Monthly Archives: Temmuz 2013

Ibn Abdilber ve Akaid bahsi (1)

SELEFÎ-VEHHABÎLER İBN ABDİLBER’İN, KENDİ SAFLARINDA YÂNİ  MÜCESSİM AKİDESİ ÜZERE OLDUĞUNU İDDİA EDİYORLAR. BU KONUYA AÇIKLIK GETİRELİM İNŞAALLAH.

Şeyh İbn Abdilber, icmalen birçok meselede Ehlisünnet’e muvafıktır. Ona verilebilecek en güzel unvan; zahirî bir muhaddis ve gereğince derinlemesine akaid ilmi almamış olan bir fakihtir. Bu yüzden onun sözlerinde, Ehlisünnet’e uygun olan ve ya Ehlisünnet’e muhalif olan şeyler görebilirsiniz. Özellikle İstiva konusu ve Allah u Teâlâ’ya mekân isnad etme konusu ve bu konularla alakalı olan benzerî meselelerde. İbn Abdilber’in sözlerini okuyan kişi onun sözlerinde çelişkiler ve karışıklıklar görebilir fakat ona açıkça MUCESSİM diyemez ve de İbn Teymiyye ile tamamen uyumlu bir âlimdir diyemez. Bilakis İbn Teymiyye ile aslî konularda muhaliftirler. Örneğin; İbn Teymiyye: ”Allah u Teâlâ için ‘İNTİKAL’ fiilini kullanır”. İntikal demek; yani bir mekândan başka bir mekâna geçmek, buna misal; İbn Teymiyye’nin, Allah u Teâlâ’nın Arş’tan inip dünya semasına inmesi, sözü gibi. Bu konuda İbn Teymiyye ile İbn Abdilber muhaliftirler. Aynı şekilde İbn Teymiyye’ye zıt olarak, havadislerin (yaratılmışların) Allah u Teâlâ’nın zatına hulul ettiğini de İbn Abdilber söylemiyor. İbn Abdilber’in İstiva konusundaki sözü İbn Teymiyye ile muvafık olmayıp tamamen zıttır. Fakat ilk MUCESSİM’LER olan, Ebu Ya’la ve İbn Kudame’nin sözleriyle uygunluk gösterebilir. Genel olarak şunu söyleyebiliriz; bu tür akaid konularında İbn Abdilber’in sözleri çelişkili ve karışık sözlerdir ve bu sözlere itimad edilmez. Birazdan sözlerini sizlere nakledip aradaki karışıklık ve çelişkileri dile getireceğiz inşaALLAH.

İbn Abdilber hakkında en mükemmel ve en isabetli görüş; Allame Muhakkik Zahid el-Kevserî’nin görüşüdür. İbn Abdilber hakkında söylediklerini size özet olarak nakledeceğiz inşaALLAH: sözleri birbiriyle çelişkilidir ve sözleri bazı mucesimlerin sözleriyle karışmıştır. Çünkü İbn Abdilber, kendi bölgesinde bulunan diğer alimler gibi, sahih ve sağlam bir akide dersini öğrenmek için doğu ulemasına gidemedi. Onun bu durumu, İmam Ebi’l Velid el-Baci hariç, İbn Ebi Zeyd ve onun gibilerinin durumu gibidir. Onun sözlerindeki çelişkinin bulunması ve el-Bacî’nin kelamının düzgün ve sağlam olmasının sebebi budur. Şu genellemeyi yapabiliriz: İbn Abdilber, tam anlamıyla bir Mücessim değildir, ona kayıtsız bir şekilde Mücessim demek doğru değildir. Ondan sadır olan sözlerin hepsine göre kayıtlı bir şekilde Mücessim denebilir. Bu durum, birazdan da size açıklayacağımız İbn Abdilber’in ”et-Temhid” adlı kitabındaki sözlerinden zahiren anlaşılan durumdur.    Sözlerimizi destekleyici olarak İbn Abdilber’den bazı nakiller yapacağız inşaALLAH. İbn Abdilber’in sözlerinin çelişkili olduğu ve akaid konusunda kökleşmiş bir derin bilgiye sahip olmadığını dile getiren sözleri: Nuzul hadisinin şerhinde söylediği söz (3/277, İhyaut-Turas Baskısı) 276. sayfada İstiva’nın manası hakkında diyor ki: ”bir cemaatin dediğine göre burada, Allah u Teâlâ’nın yedi semalar üstündeki semada Arş’ın üstünde olduğuna dair delil vardır.” Sayfa 277’de ise; ”İstiva lugatta (sözlükte) bilinen ve açık olan bir şeydir. Bir şeyin üstünde olmak, ondan yüksekte olup yukarısında olmak ve oraya yerleşmek yani mekân edinmektir. …. Ebu Ömer: İstiva, yukarıda olup orayı mekân edinmektir.” Mutezile’ye cevaben ise şöyle demektedir: ”Mutezile’nin delili eğer bir mekânda olsaydı, mahlûkatların O’nda tesiri olurdu. Çünkü mekânın kendisini kuşattığı (ihata ettiği) ve mahlûkatların kendisini içine aldığı varlık gerekli ve bir mana ifade eden bir varlık değildir. Çünkü Allah u Teâla kendi yarattığı hiçbir şeye benzemez.”   (Burada İbn Abdilber’in bahsettiği mesele; Allah u Teâlâ vacib-ul vucudtur. Vacib-ul vucud olmazsa olmaz demektir. Bu durumda mekânın kendisini kuşattığı varlık vacib-ul vucud olamaz. İbn Abdilber’in sözünün manasını anlamayanlar için açıkladık)
Sonra şöyle demiştir: ”Müslümanlar demiş ki; bizden herhangi bir akıl sahibi mekânsız var olan bir varlığı tasavvur edemez. Çünkü bir mekânda olmayan yok demektir.”   Bu İbn Abdilber’in hatasıdır, Allah u Teâlâ’ya mekân isbat ediyor. Onun, İstiva istikrar (mekân edinmek) manasındadır demesi âlimlerin de belirttiği gibi hiçbir şekilde doğru olmayıp lugata da uygun değildir. Ama İbn Abdilber’in kabul etmediği ve İbn Teymiyye ile muhalif olduğu, mahlûkatların Allah u Teâlâ’nın zatına hulul etme, hal değiştirme ve Allah u Teâlâ’nın bir yerden bir yere intikal etme meselesini kabul etmemesi hak ehline Ehlisünnet’e uygundur. Bu da sayfa 280’de bulunmaktadır: ”İntikal (yer değiştirme) ve hal değiştirmesi, bu tür sözleri Allah u Teâlâ’ya kullanmak imkânsızdır.” Aynı şekilde İbn Abdilber’in, Allah u Teâlâ’nın cisim olmadığını ve hareket etmekten münezzeh olduğunu ”intikal”i kabul etmediğini söylediği sözleri de sahihtir. Aynı sayfada şöyle diyor: ”Allah u Teâlâ’nın cisim ve cevher (bölünmeyen en küçük yapı birimi) olmadığı kesinleştikten sonra, gelmesi ve yer değiştirmesi de gerekmez.”

Evet değerli kardeşlerim; çok kısa ve öz bir şekilde İbn Abdilber’in sözlerindeki çelişkileri görmeniz için yeterli birkaç delil. Lakin İbn Abdilber için kayıtsız bir şekilde MÜCESSİM denemez! İbn Abdilber’in Ehlisünnet’e muhalif olan sözleri kesinlikle yanlıştır ve kabul edilemez. Aynı şekilde İbn Teymiyye’nin etbaı (onun yolunda gidenler) olan Mücessimler kalkıp da İbn Abdilber’in sözlerini kendilerine delil olarak gösteremezler. Çünkü İbn Abdilber, birçok aslî meselelerde İbn Teymiyye’ye muhalefet etmiştir. Hareket ve yer değiştirme (intikal) gibi konularda Selefî-Vehhabîler’e ve onların şeyhi olan İbn Teymiyye’ye tamamen muhaliftir ve onlarla muvafık değildir. İbn Abdilber bu konularda çelişki ve karışıklık merkezidir. Allah’a şükürler olsun ki, İbn Abdilber’in bu konu dışındaki hemen hemen bütün sözleri Hak Ehli Ehlisünnet’e uygundur. Biz de âcizane, bu konu hakkında bildiğimiz kadarıyla cevap verdik. Siz de İbn Abdilber’in kitaplarını okursanız, bazen Ehlisünnet’e o kadar yakın olduğunu görürsünüz ki isteseniz dahi onu normal Ehlisünnet âlimlerinden ayırt edemezsiniz. Bazen de karışık ve çelişkili olarak görebilirsiniz onu, fakat ona direk ve kayıtsız bir şekilde Mücessim diyemezsiniz. Bu çelişkilerin de tek sebebi, Allame el-Kevserî’nin de buyurduğu gibi, İbn Abdilber’in akaid ilmindeki yetersizliği ve akaid ilmini itkan edememesindendir.

Reklamlar
Categories: Istiva/tevil | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Kur’an ayetler ve hadislerin zahiri manalarının tevil edilmesi gerektiği

Ilk olarak Kur’ an-ı Kerim’ e gelince; onunla ilgili açıklamalarda çeşitli vecihler vardır:

Birincisi: Kur’ an’ da Allah hakkında yüz, göz, tek bir yan, eller, tek bir baldır gibi ifadeler geçmektedir. Eğer biz Kur’an’daki lafızların zahirlerini alırsak, bir yüzü olan, o yüz üzerinde bir çok göz bulunan, tek bir tarafı olan o taraf üzerinde de çok eller bulunan ve tek bir baldırı olan bir şahsı ispat etmemiz gerekir ki bizler, bu dünyada dahi tahayyül ettiğimiz bu şahıstan daha çirkin suretli birisini düşünemeyiz ve akıllı hiçbir insanın Rabbinin ve bu sıfatlarla vasıflanınasına razı olacağına da inanmıyoruz.

İkincisi: Kur’an’da ‘0, göklerin ve yerin nurudur’ ifadesi geçmektedir. Akıllı her insan açık ve net bir şekilde bilir ki alemin İlah’ı duvarlar üzerinde yayılan ışık değildir. O  nur, Güneşten, Aydan ve ateşten yayılan nur (ışık) da değildir. O halde her birimize düşen “Allah göklerin ve yerin nurudur.”  ayetini tefsir etmemizdedir. Şöyle ki Allah göklerin ve yerin aydınlahcısıdır, nurlandırıcısıdır. O, semavat ve yer ehlinin yol göstericisidir. Ya da O, gökleri ve yeri ıslah edenidir, düzene koyanıdır. İşte bütün bunlar yukarıdaki ayetin tevildir.

Üçüncüsü: Allah Teala Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet vardır.” Malumdur ki, demirin kendisi, hacmi gökten yere inmemiştir. Başka bir ayette de Allah şöyle buyuruyor: ” … Ve sizin için yumuşak başlı hayvanlardan sekizer çift indirdi.” Malumdur ki hayvanlar gökten yere inmemiştir.

Dördüncüsü: Allah’ın Kur’an-ı Kerim’deki “Nerde olursanız o sizinle beraberdir”, “Biz ona şah damarından daha yakınız”5ve “Üç kişinin gizili konuştuğu yerde mutlaka dördüncüsü odur” sözleridir. Akıllı her insan bilir ki bu ayetlerde geçen birliktelik ve yakınlıktan murat, ilim yakınlığı (onların bütün durumlarını bilmek) ve llahi kudrettir.

Beşincisi: Allah Teala’run Kur’an-ı Kerim’de ki “Allah’a secde et ve yaklaş” sözü. Bu yaklaşma, ancak itaat ve kullukla olur. ‘(ön bakımından yaklaşmaya gelince, zaruri olarak bilinir ki secde etmekle bu (maddi) yaklaşma hasıl olmaz.

Alhncısı: Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de ki ” …Nereye dönerseniz orası Allah’a çıkar” sözü ve ” … Biz ona sizden daha yakınız Lakin siz görmüyorsunuz”  sözü.

Yedincisi: Allah Teala şöyle buyuruyor: “Allah’a güzel bir borç verecek yok mu?”Şüphe yok ki bu ayetin de tevil edilmesi gerekir.

Sekizincisi: Allah’ın Kur’ an-ı Kerim’ deki “Allah onlara, binalarına temelinden geldi.”Ayette “geldi” den maksat sarstı, anlamındadır. Bu ayetin de tevil edilmesi gerekir

Dokuzuncusu: Allah Hz. Musa ve Hz. Harun’a hitaben şöyle buyuruyor: ” Ben sizinle beraberim. Işitir ve görürüm.” Bu beraberlik onlan koruma durumlannı bilme ve onlara merhamet etme anlamındadır. Her akıllı insan, bütün bu ayetler ve benzerlerinin tevil edilmesi gerektiğini kabullenmek durumundadır.

Hadislere gelince; bu türden olan hadisler de hayli fazladır:

Birincisi: Rasulullah (s.a.v.)’ın Allah Sübhanehu ve Taaladan hikaye ettiği “Hastalandım beni ziyaret etmedin, senden yemek istedim bana yemek vermedin, senden su istedim bana su vermedin”  rivayeti. Akıllı kişi, bu ifadelerdeki maksadın sadece temsili bir anlatım olduğundan asla şüphe etmez.

Ikincisi: Rasulullah (s.a.v.)’ın Rabbinden hikaye ettiği “Bana yürüyerek gelene ben koşarak gelirim” sözü. Yine hiçbir akıllı kimse bu rivayetteki muradın temsil ve tasvir olduğundan şüphe etmez.

Üçüncüsü: Imam Gazall (r.a.), Ahmet b. Hanbel’in aşağıdaki üç hadis hakkında tevili kabul ettiğini nakletmiştir.
1 . Hz. Peygamber (s.a.v.)’in: “Haceru’l Esved Allah’ın yeryüzündeki
sağ yanıdır” sözü.
2. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in: “Ben sağ yönden Rahmanın nefesini
göriiyorum/hissediyorum” sözü.
3. Rasulullah (s.a.v.)’ın Allah Azze ve Celle’den hikaye ettiği:
“Ben, beni zikredenin yanında oturmaktayım” sözü.

Dördüncüsü: Rivayet edilir ki Mu’tezlle mezhebi Kur’an’ın mahluk olduğu konusunda Hz. Peygamber (s.a.v.)’ den rivayet edilen ” Bakara ve Al-i Imran sureleri kıyamet gününde sanki iki bulut gibi gelirler” hadisine tutundular. Bu hadise dayanarak Kur’an’ın mahluk olduğunu iddia ettiler. Ahmet b. Hanbel bu hadis hakkında şöyle der: “Yani okuyanın sevabı gelir.” Açıkça bu hadisin tevil edilmesine ihtiyaç vardır.

Beşincisi: Hz. Peygamber’in (s.a.v.)’in “Sıla-i rahim, Rakmanın her iki yanına bağlıdır. Allah Sübhanehu Teala şöyle söyler: ‘Sana ulaşana ben de ulaşırım”‘ sözü. Bu hadisin de tevil edilmesi gereklidir.

Altıncısı: Hz. Peygamber’in şu sözü: “Mescitler cildin ateşten uzaklaştığı gibi tükiirükten uzaklaşırlar.” Bu hadisin de tevil edilmesi gerekir.

Yedincisi: Hz. Peygamber şöyle dedi: “Mü’minin kalbi Rahmanın iki parmağı arasındadır.”Bu hadisin de tevil edilmesi gerekir. Çünkü bizler zorunlu olarak biliriz ki göğsümüzde, kalplerimizi tutan iki parmak yoktur.

Sekizincisi: Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Rabbinden hikaye ettiği şu söz: “Biz kalpleri kırılmışların yanındayız.”Buradaki beraberlik, yanında olma ancak merhamet etmektir.

Yine Hz. Peygamber (s.a.v.) evliyanın sıfatları konusunda Allah’tan hikaye ederek şöyle der: “Ondan hoşlandığım zaman onun işiten kulağı gören gözü olurum .. . ” Zaruretle bilinmektedir ki kendisiyle eşyanın görüldüğü görme gücü, Allah sühnanehu Teala’nın kendisi değildir.

Dokuzuncusu: Hz. Peygamber Allah Teala’dan hikaye ederek şöyle buyuruyor: “Kibriya (ululuk) benim Cübbem, azamet
ise peştemalimdir.”Akıllı olan, Allah için abayı ve peştemali kabul etmez.

Onuncusu: Rasulullah Ubeyy b. Ka’b’a şöyle dedi: “Ey Ebu Münzir: Allah’ın kitabında hangi ayet daha büyüktür? Rasulullah (s.a.v.) bu soruyu iki defa tekrarladı. Üçüncüsünde ise Ebu Münzir: “Ayete’l-Kursi” dedi. Hz. Peygamber (s.a.v.) elini onun göğsüne koydu ve ona “isabet ettin” dedi. “Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a yernin ederim ki onun ( Ayetel Karsi) bir dili vardır, arşın yanında Allah Teala’yı takdis eder.”25
Bu hadisin de tevil edilmesi gerekir. Sonuç olarak bütün bu zikrettiğimiz rivayetler göstermektedir ki gerektiğinde tevil etmek her akıllı
kimse için zorunlu bir durumdur. Bununla beraber Kelamcılar derler ki: Allah Teala’nın yönden ve cisim olmaktan münezzeh olduğu delille sabit olunca, eleştirme sebebi olmaması için Kur’ an’ da ve Hadislerde geçen bu lafızları sahih olan bir anlam üzerine hamletmemiz gerekir. Mukaddime olarak sunulan söz burada sona erdi.
Başarı Allah’ tandır.

[Fahreddin er-Razi, esâsu’t-takdîs fî ilmi’l-kelâm, s. 101-105 ]

Categories: Istiva/tevil | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Ölülere sağ olanların haberi gelirmi?

Onbirinci Soru: Kabirdeki bir ölünün yakınına veya uzağına başka bir ölü defnedildiğinde kabirdeki ölü onu tanır mı ve dünyadaki diğer olup biten şeyler hakkında, yeni gelen ölüye soru sorar mı?

Cevap: Evet. Bunun hakkında hadisler varid olmuştur. Bu hadislerden bazıları:
İbni Ebid Dünya’nın, Ebiz Zübeyr’den onun da Cabir’den rivayetine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ölülerinizin kefenlerini güzel seçin. Çünkü onlar kefenlerinden dolayı övünürler ve kabirlerinde birbirlerini ziyaret ederler.”

İbni Mübarek, Ebu Eyyüb’den mevkuf olarak rivayet ettiği ve Taberani’nin buna benzer Rasululah’a merfu olarak rivayet ettiği bir hadiste Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sağ olanların amelleri ölülere gösterilir. İyilik görürlerse sevinirler ve rahatlarlar. Eğer kötülük görürlerse Allah’ım onlara hidayet ver derler.” Bu rivayette defnedilenlerin onların yakınında veya uzağında olduğuna dair bir kayıt yoktur. Fakat sadece yakınlarında defnedilenleri duyabilmeleri de mümkündür.

İbni Ebid Dünya şöyle rivayet etti: “Osman İbni Abdullah, Said İbni Cübeyr’e şu soruyu sordu: “Ölülere sağ olanların haberi gelir mi? Said İbni Cübeyr: “Evet” dedi. Bir kişi öldüğünde yakın akrabalarının haberlerini diğer ölülere ulaştırır. Mezardaki kişi haberler hayır ise sevinir, şer ise üzülür. (Bu hadisi Tirmizi, Taberani, Enes İbni Malik’ten Rasulullah’a merfu olarak rivayet etmişlerdir).

Buhari’nin tarihinde Numan İbni Beşir’den Rasulullah’ın (s.a.v.) şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Kabirlerde bulunan kardeşlerinize eziyet etme hususunda Allah’tan korkun. Çünkü amelleriniz onlara gösterilir.” Hakim rivayet etti ve sahih dedi).

“Kabirler” kitabında İbni Ebid Dünya şöyle rivayet etmiştir. Yahya b. Abdurrahman b. Ebi Lebibe o da babasından o da dedesinden şöyle rivayet etmişlerdir: “Bişr İbni Berra b. Ma’rur öldüğünde annesi ona çok üzüldü ve Rasulullah’a (s.a.v.) annesi şöyle dedi: “Beni Seleme’den ölenler olarak ölüler birbirini tanır mı ki ben Bişr’e selam göndereyim?” Rasulullah (s.a.v.) ona: “Evet ey Bişr’in annesi! Kuşların birbirini tanıdıkları gibi onlar da birbirini tanırlar.” Bunun üzerine Beni Seleme’den bir kişi ölüm döşeğine düşse Bişr’in annesi ona gidip Bişr’e selam söyle derdi. Taberani başka bir yoldan şöyle rivayet etti: “Bişr’in annesi, Ka’b İbni Malik ölüm döşeğine düştüğü zaman ona gelip: “Bişr’e selam söyle” dedi. Bu rivayet Ebu Lebibe’nin rivayetini desteklemektedir.

Sufyan İbni Uyeyne, Amr İbni Dinar’dan o da Ubeyd İbni Umeyr’den şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Kabir ehli sağ olanların haberlerini beklerler. Bir kişi öldüğünde ona gelirler ve: “Filanın durumu nasıl?” diye sorralar. O da: “Salih bir kişidir” diye cevap verir. “Peki falan kişi ne yaptı?” derler. O da: “O size gelmedi mi?” der. Onlar: “Hayır bize gelmedi” derler. O da: “Biz Allah’A aidiz ve ona döneceğiz” dedikten sonra: “Demekki bu bizim yolumuzdan başka bir yola gitti” derler. Bu rivayet Ubeyd İbni Umeyr’in sözüdür. Ubeyd İbnü Umeyr; tabiin alimlerinin en büyüklerinden birisidir. Ona ulaşan senet sahihtir. Bu gibi kişiler kendi görüşlerinden birşey söylemezler. Bu rivayet mürsel hükmündedir.

Nesei’ni Ebu Hureyre’den Rasulullah’a merfu olarak rivayet ettiğibuna benzer bir rivayeti vardır. Bu rivayetin sonunda şöyle bir ibare vardır. “Onlar yeni ölen kişiye: “Filan kişi ne haldedir?” diye sorduklarında yeni kişi: “O daha size gelmedi mi?” diye sorunca onlar: “Hayır” deyince,yeni ölen kişi: “Demekki o cehenneme gitti” der. İbni Mübarek’in Ebu Eyyüb’den Rasulullah’a merfu olan buna benzer bir rivayeti vardır.

Taberani Ebu Eyyüb’den şöyle rivayet etmiştir. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Mü’min kişi ölünce salih kullar bu kişiyi müjdeleyici bir kişinin karşılandığ gibi karşılarlar ve birbirine onu rahat ettirelim derler. Sonra ona: “Filan erkek ne yaptı? Filan kız ne yaptı? Evlendi mi? diye sorarlar. Fakat ondan önce ölmüş olan bir kişi hakkında sorduklarında; “O cehenneme gitti” der.”[1]
(1) Taberani Kebir’de ve el-Evsat’ta zayıf senetle rivayet etti. (Mecma ez-Zevaid, İbni Hacer el-Heytemi).

Bir rivayetlerden anlaşılıyorki ölülerin ruhu birbirleriyle buluşurlar ve konuşurlar. Fakat bu, dünyadaki buluştukları gibi değildir. Çünkü Berzah hayatı (kabir hayatı) dünya hayatına benzemez. Dolayısıyla orada olan olaylar dünyadikelere benzemez. Alah daha iyi bilir.

[Ibn Hacer Askalani, Kabir Alemi]

Categories: Ölüye amellerin hediye ve arz edilmesi | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Kur’an okumanın sevabı ölüye ulaşır mı?

Dördüncü Soru: Kur’an okumanın sevabı ölüye ulaşır mı? Şayet ulaşırsa kabir yanında okunduğu zaman mı, yoksa uzakta okunduğunda mı ulaşır? Ve ölü okuma sevabının tamamını mı, yoksa dinleme sevabını mı alır?

Cevap: Burada iki mesele var. Bu meselelerden birincisi, ikinci meselenin bir parçasıdır. Ben bu konuda Hanbeli mezhebinin şu görüşünü tercih ettim. Okuyucu, ölü için niyet edip okumaya yöneldiğinde okuduğu Kur’an ölüye fayda verir ve sevabı da ona ulaşır.
Bazı alimler şöyle dedi: “Okumanın başında ölü için okumaya niyet etmek şart değildir. Bilakis önce okuyup sonra bunun sevabını ölüye hediye ederse bu sevap ölüye ulaşır. Daha önce zikrettiğim gibi birinci görüş tercih edilmiştir. Bu iki görüş arasında yani Kur’an’ın kabirde okunmasıyla kabirden uzakta okunmasının sevabının ölüye ulaşması hususunda fark yoktur. Her iki durumda da okumanın sevabı ölüye ulaşır. Bazı Şafii’ler ölü ancak dinleme sevabı alır dediler. Bu görüşün iki kurala dayandığını söylediler. Birincisi: Sevabı hediye etmek sahih değildir. İkincisi: Ruhlar kabirlerin etrafındadır. Azaplanmayı ve nimetlenmeyi bedenlerinin hissetmesi sebebiyle ölülerin ruhları, kabirle ve bedenle manevi bir birleşmeyle birleşmişlerdir. (Bedenin azap ve nimeti hissetmesinin sabitliği daha önce açıklanmıştı.) Bunun için ölü okumayı duyar ve duyunca da dinleme sevabı ona ulaşır. Bu söz, söyleyen kişiyi çıkmaza sokar. Çünkü ölünün idraki ve duyuşu mükellef kişilerin (dirilerin) idraki gibi değildir. Bu konuda Allah’ın fazlına ihtiyaç duyar. Allah isterse ölüye duyma nimetini verebilir. Şafiilerden bazıları okuma sevabı konusunda başka bir görüş ileri sürdüler. Kur’an okurken ölü için niyet edilirse bu doğru olmaz. Eğer önce kendisi için okur, sonra bu sevabın ölüye ulaşması için Allah’a dua ederse ölüye sevabın ulaşması bu şekilde mümkün olur. Zaten bu da dua hükmündedir. Onun işi Allah’a kalmıştır, isterse onun duasını kabul eder, isterse kabul etmez. Bu söz onlarda şu sözü söyleyen kimsenin sözüne zıt değildir. Sevabı hediye etmek doğru değildir. Çünkü kul, mal konusunda hibe etme hakkına sahip olduğu gibi, ibadetler (sevap) konusunda herhangi bir tasarruf hakkına sahip değildir. Çünkü burada okuma sevabının ölü için olmasını amaçlıyor, veya sevabını ölüye verdim diyor. Bu görüş daha önce zikredilen duaya zıttır. Daha önce de geçtiği gibi sevabın ölüye ulaşması kesin değlidir. Kabirde Kur’an okuma hakkında sahabelerden gelen rivayetler azdır. Fakat dört mezhep zamanından günümüze kadar müslümanlar Kur’an’ı ölünün mezarının yanında okumayı sürdüregelmişlerdir.
Ahmed İbni Muhammed İbni Harun Ebubekir il-Hilal bu konuda “Cami” kitabında şöyle dedi: “Abbas İbni Ahmed id-Devri bize şöyle dedi: “Ahmet İbni Hanbel’e kabirlerin yanında Kur’an okumak konusunda birşey bilip, bilmediğini sordum. “Bilmiyorum” dedi. Sonra dediki: “Yahya b. Muin’e sordum. Mübeşşir b. İsmail el-Halebi’den şöyle dedi: “Abdurrahman İbnil Ala b. El-Lahlah’ın babasından şöyle dedi: “Babam dediki: “Ben öldüğüm zaman beni lahite koy ve Allah’ın adıyla Rasulullah’ın sünneti üzere de başımın yanında Bakara’nın başlangıcını ve sonunu oku. Ben İbin Ömer’in de bu şekilde vasiyet ettiğini duydum. Sonra Hilal başka bir rivayette şöyle dedi: “Ahmed İbni Hanbel’e bir cenazede iken ölü defnedilince, kör bir adam kabrin yanına gelerek Kur’an okudu. Ahmed b. Hanbel ona şöyle dedi: “Ey adam kabrin yanında Kur’an okumak bid’attir.” Muhammed İbni Kuddeme ona şöyle dedi: “Ey Eba Abdullah! Mübeşşir el-Halebi hakkında ne diyorsun?” Ahmed b. Hanbel dedi ki: “Güvenilir bir zattır.” Ona Mübeşşir’il-Halebi’nin daha önceki yukarıda zikredilen hadisini zikredince Ahmed b. Hanbel (r.a.) ona şöyle dedi: “Adam git ve okumasını söyle.” Hilal aynı şekilde şöyle demiştir: “Ebubekr el-Mervezi bize şöyle demiştir: “Ahmed İbni Muhammed İbni Hanbeli’yi şöyle derken işittim: “Kabirlere girdiğiniz zaman: Fatiha, Felak, Nas ve İhlas surelerini okuyun ve okuduklarınızı kabir ehline hediye edin, böylece bu okuduklarınızın sevabı onlara ulaşır.”
Aynı şekilde Zaferani’nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Şafii’ye (r.a.) kabri yanında Kur’an okuma hakkında sordum” O şöyle dedi: “Bir sakınca yoktur.” Zaferani güvenilirdir ve Şafii’nin eski görüşünü rivayet etmiştir ve Şafii’den rivayet ettiği bu rivayet gariptir. Şafii’nin yeni görüşünde eski görüşüne muhalif bir şey varid olmadıkça eski görüşüyle amel edilir, fakat Şafii’nin Kur’an’ın sevabının ölüye ulaştığını söylediği yeni görüşü şöyledir: “Kur’an zikrin en şereflisidir. Zikir zikredildiği yer için bir bereket sağlar ve bu bereket orada bulunanlara yayılır” Bu görüşün temeli şuna dayanmaktadır: Kabre iki hurma dikildiği zaman bunlar yaşadıkları müddetçe Allah’ı tesbih ederler. Böylece onların tesbihleri sonucu kabirde sahibi için bir bereket hasıl olur. Ve bu bereket, dallar kuruyuncaya kadar devam eder. Rivayetin bu tefsiri bazı müfessirlere göredir. Bitkilerin Allah’ı tesbih etmesinin bereketi hasıl olunca zikirlerin en şereflisi olan Kur’an ki hayvan, bitki ve cansızlardan daha şerefli olan Ademoğlu tarafından okunuyor, bilhassa okuyan salih kişi ise bu Kur’an’ın bereketinin hasıl olması tabiiki daha evladır. Allah en iyisini bilir.
İçinde Abdulhak’ın da bulunduğu bir gurup alimler ölünün duymasına, ölü hakkında selam vermenin meşruiyetini delil olarak göstererek şöyle dediler: “Eğer ölü selamı işitmeseydi onlara yapılan hitap boş ve faydasız olurdu.” Bu zayıf bir görüştür. Çünkü bu, bunu gerektirmez. Namazdaki teşehhüdde Rasulullah’a (s.a.v.) hitaben selam söylenir. Elbette Rasulullah teşehhüdde ona bütün selam söyleyenleri duymaz. Mezarların yanından geçen kimsenin mezardaki mü’minlere selam söylemesi ölülerin, o selamı duymasını gerektirmez. Bu dua mahiyyetindedir. Ve “ey Rabbim! Onların üzerine selam olsun” demektir. Aynı şekilde namazda Rasule “Ey Allah’ın Rasulu! Selam senin üzerindedir” demek yani: “Ey Rabbimiz! Salat ve selamı Rasul’ün üstüne yap” demektir. Buhari ve Müslim’deki bir hadiste Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Bizim üzerimize ve salih kulların üzerine selam olsun” dediğinde bu söz bütün salih kullara ulaşır. Aslında bu söz Allah’tan bir istemedir. O sözün manası “Allah’ım salih kullara selam söyle” manasındadır.

Beşinci Soru: Kur’an okuyucu Kur’an’dan birşey okuduğu zaman ve onu ölülere hediye ettiği zaman bu onlara ulaşır mı yoksa ulaşmaz mı? Ve okunanı ölü işitir mi yoksa işitmez mi?

Cevap: Bu ihtilaflı bir konudur. En iyi olan okuyucunun şöyle demesidir: “Allah’ım eğer bu okuyuşumdaki amelimi kabul ettiysen bunun sevabını senden bir lütuf olarak filana ver.” Eğer böyle demeyip de: “Allah’ım okuduğum Kur’an sevabını filana ver” derse; bu sevabın ölüye ulaşıp ulaşmaması alimler arasında ihtilaflıdır. Birinci söz (yani eğer Kur’an okuyuşumu kabul ettiysen bunun sevabını senden bir lütuf olarak filan kişiye ver) dua mahiyetindedir. Allah dilerse onu kabul eder, dilerse kabul etmez. Allah bunu kabul etmişse muhakkak ki ölüye fayda verir.

[Ibn Hacer Askalani, Kabir Alemi]

Categories: Ölüye amellerin hediye ve arz edilmesi, Kabirde kuran okumak | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Ölülere Kuran-ı Kerim’in sevabı ulaşır mı?

Kuran-ı Kerim’in ölüler için okunup, ruhlarına hediye edilmesi eğer sevap maksatlı olup bu iş karşılığında KARÎ’ (yani okuyan) para istemiyorsa; Hac ve Orucun sevabının ulaştığı gibi Kuran-ı Kerim’in de sevabı ölüye ulaşır.
İTİRAZCI:   ”Bu tür bir şeyi seleften kimse yapmadı ve Resulullah da (sallallahu aleyhi vesellem) onları böyle bir amele yönlendirmedi” derse Cevap: Bu soruyu soran kişi; Hac, Oruç ve Dua’nın sevabının ölüye ula…şacağına inanıyorsa ona şöyle denir: ”Bu ibadetlerin sevabı ile Kuran-ı Kerim’in sevabı arasındaki fark nedir? Ve selefin böyle bir uygulama yapmadıkları aleyhimizde bir delil olamaz! Peki, böylesi genel-umum bir olumsuzluk hükmünü (yani ölüye Kuran-ı Kerim’in sevabı ulaşmaz hükmünü) neye göre veriyorsunuz?”
İTİRAZ: Eğer cevaben derlerse: ”Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onları, ölülerine oruç tutmaya, hac yapıp sadaka vermeye yönlendirdi lakin Kuran-ı Kerim okumaya teşvik ettirdiğine dair bir nakil gelmemiştir”
CEVAP: Biz de deriz: ”Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onlara direk teşvik amaçlı bunları emretmedi, bilakis bu sorular soruldu diye cevaben onara şöyle, böyle yapmalarını buyurdu. Bir tanesi ölüsüne HAC yapmak için sordu ve Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ona izin vermiştir. Başka birisi Efendimiz’den (sallallahu aleyhi ve sellem) ölüsü için ORUÇ tutabilir miyim diye sordu ve Efendimiz de (sallallahu aleyhi ve sellem) ona izin verdi. Bununla beraber dikkat edilecek nokta şudur! Efendimiz de (sallallahu aleyhi ve sellem)  bu soruyu soranların dışındakilere bu ibadetleri ölüleri için yasaklamadı, Ümmet-i Muhammed’ten olan herkes kendi ölüsü için Oruç tutabilir ve Hac yapabilir. Aynı şekilde Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)  ORUÇ ile HAC dışındaki ibadetlere bir yasak getirmedi. Madem ortada umumî ve ya hususî bir yasak yoksa! O zaman, imsak ve niyetten ibaret olan orucun sevabının ölüye ulaşması ile zikir ve Kuran-ı Kerim kıraatinin sevabının ölüye ulaşması arasında ne fark vardır?

(Akidet-ut Tahaviyye Şerhi/ Ebul İzz el-HanefÎ/ Elbanî tahkikli)

Categories: Ölüye amellerin hediye ve arz edilmesi, Kabirde kuran okumak | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Peygamber(sav) kabrinin ziyaret edilmesinin müstehab olduğunun beyanı

Subkî,  Şifâü’s-Sekam’da der ki:

(Dördüncü bab)Peygamber sallallahü aleyhi ve sellemin kab­rini ziyaret etmenin müstehab olduğu, ulemanın nasslarında var­dır. Yâni bu mesele üzerinde Müslümanlarca ittifak edilmiştir. Kadı İyaz (Allah ona rahmet eylesin) dahi, Peygamber sallallahü aleyhi ve sellemin kabrinin ziyareti Müslümanlar nezdindde sünnet olup, ziyaret edilmesine teşvik edilmesi hususunda ittifak etmişlerdir, de­miştir. Subkî daha sonra müstehab olduğuna dair dört mezheb imamlarından, tâbilerinden nakiller yapmıştır. Meselâ bunu, Şafiî ulemasından Kadı Ebu’t-Tayyib et-Taberî, Muhamilî, Halimi, Maverdî, Ruyani ve El-Kadı Hüseyin ile Şeyh Ebû îshak eş-Şirazî’den nakletmiş; bu hususta bunların ve diğer âlimlerin icmaları olduğu­nu söyledikten sonra artık imamların ashabının dediklerini araştır­maya ihtiyaç yoktur, demiştir.

Ziyaretin müstehab olduğunu söyleyen Hanefî âlimlerinden Ebû Mansur el-Kirmanî, «Menâsik» adlı eserinde; Abdullah b.Mahmud, «Şerhu’l-Muhtar», adlı eserinde; Ebu’l-Leys es-Semerkandî «Fetavâ» kitabında; Es-Sürûcî, «El-Gâye» kitabında-, Hanbelîlerden de Ebu’l- Hattab el-Kılvazânî «Hidâye» kitabında; Ebû Abdullah es Şamirrî «Mustav’îb» kitabında ve Necmeddin b. Handan, «Er-Riâyetül-Kübrâ», kitabında zikretmişlerdir.

Yine Subkî der ki: İbnü’l-Cevzî, «Müsirrü’l-Azm es-Sakin» kita­bında Peygamber sallallahü aleyhi ve sellemin kabrini ziyaret etmek meselesi için bir bab düzenlemiş, onda İbn Ömer ve Enes radıyallahü anhumadan rivayet olunan hadîsleri ve Muvaffakuddin’in «EI- Muğni» kitabındaki hadîsi ve Darekutnî ile Said b. Mansur’un tari­kinden rivayet edilen, İbn Ömer’den rivayet eylediği hadîsi zikret­miştir. Yine onda Ahmed b. Hanbel’in tarikinden Hz. Ebû Hüreyre radıyallahü anhdan rivayet olunan Peygamber sallallahü aleyhi ve sellemin buyurduğu, «Herhangi bir kimse, kabrimin yanında bana selâm verirse…» hadîs-i şerifini zikretmiştir. Mâliki mezhebi âlim­lerinden ziyaret hakkında Ebû îmran el-Fasi, Şeyh îbn Ebû Zeyd, Ebu’l-Velid b. Rüşd ile îbn Ataullah da bu hususta hadîsler rivayet etmişlerdir.

[Ebu Hamid bin merzuk, Bera’atü’l-Eş’ariyyîn, s.246-247]

Categories: Kabir ziyareti | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Teravih

Imam Bedruddin Ayni (Rahimehullah) dedi ki:

رواه البيهقي بإسناد صحيح عن السائب بن يزيد الصحابي قال كانوا يقومون على عهد عمر رضي الله تعالى عنه بعشرين ركعة وعلى عهد عثمان وعلي رضي الله تعالى عنهما مثله وفي المغني عن علي أنه أمر رجلا أن يصلي بهم في رمضان بعشرين ركعة قال وهذا كالإجماع

Imam Beyhaki (Rahimehullah) Saib Ibn Yezid’den “SAHİH” isnadla sahabenin şöyle söylediğini nakletmiştir: Ömer (radiallahu anh) devrinde, (insanların) 20… rekat için kıyam ettiklerini gördüm, ayrıca Osman (RA) ve Ali (radiallahu anh)devrinde de. El-Muğni’de (temel Hanbeli fıkh el kitabı) Ali (radiallahu anh)’dan kendisinin bir adama Ramazanda 20 rekat kıldırmasını emrettiği nakledilmiştir. “BU HUSUSTA TOPTAN İCMA VARDIR (وهذا كالإجماع)”
[Umdat ul Kari Cilt No.7, Sayfa No. 177]

Imam Ibn Hammam (Rahimehullah) dedi ki: Hakiki ispatla saptanmıştır ki, Sahabe ve Tabiîn Ömer(ra) zamanında 20 rekat Teravih kılarlardı, bu otantik bilgi, Omar(ra) devrinde 20 rekat kıldıkları, Yezid ibn Ruman’dan nakledilmiştir.Imam Nevevi de bu bilgiyi “DOĞRULAMIŞTIR”
[El-Feth el Kadir, Cilt No.1, Sayfa No. 470]

Allame Molla Ali Kari (Rahimehullah) dedi ki: أجمع الصحابة على أن التراويح عشرون ركعة Teravih’in 20 Rekat olduğu hususunda fikir birliği/icma vardır. [Mirkat Şarah el Mişkat, Cilt No.2, Sayfa No. 202, Mekteb el Mişkat tarafından yayınlanmıştır]

Imam Ibn Kudame (Rahimehullah) dedi ki: كان الناس يقومون في زمن عمر في رمضان بثلاث وعشرين ركعة وعن علي, أنه أمر رجلا يصلي بهم في رمضان عشرين ركعة وهذا كالإجماع İnsanlar Omar(ra) zamanında Ramazanda 23 Rekat kıyam ettiler, ve Ali (ra)’den, kendisinin bir kişiye 20 rekat imamlık ettirdiği rivayet edilmiştir ve bu hususta “FİKİR BİRLİĞİ/İCMA” (وهذا كالإجماع)  vardır
[Ibn Kudame el Hanbeli El-Muğni’de, Cilt No.1, Sayfa No. 802, Teravih’de rekat bölümü altında]

أخبرنا أبو طاهر الفقية، قال: أخبرنا أبو عثمان البصري، قال: حدثنا أبو أحمد: محمد بن عبد الوهاب، قال: أخبرنا خالد بن مخلد، قال: حدثنا محمد بن جعفر، قال: حدثني يزيد بن خصيفة، عن السائب بن يزيد، قال: كنا نقوم في زمان عمر بن الخطاب بعشرين ركعة والوتر.

Sa’ib ibn Yezid dedi ki:”Ömer ibn el-Hattab (RadiAllahu anhu) zamanında insanlar “20 rekat” a(Teravih) ve vitre uyarlardı.’ [Marifet-us-Sunen ve’l asar – Imam Beyheki, Cilt 004, Sayfa No. 42, Hadis No 5409]

Imam el-Beyheki (RadiAllahu anhu) ayrıca yukarıdaki naklin farklı bir intikal kanalı yoluyla başka bir versiyonunu da bildirmiştir..

وقد أخبرنا أبو عبد الله الحسين بن محمد بن الحسين بن فنجويه الدينوري بالدامغان ثنا أحمد بن محمد بن إسحاق السني أنبأ عبد الله بن محمد بن عبد العزيز البغوي ثنا علي بن الجعد أنبأ بن أبي ذئب عن يزيد بن خصيفة عن السائب بن يزيد قال كانوا يقومون على عهد عمر بن الخطاب رضي الله عنه في شهر رمضان بعشرين ركعة قال وكانوا يقرؤون بالمئين وكانوا يتوكؤن على عصيهم في عهد عثمان بن عفان رضي الله عنه من شده القيام

Sa’ib bin Yezid (RadiAllahu anhu) dedi ki: “Ömer ibn al-Khattab (radiAllahu anhu) zamanında, Ramazan ayında “20 rek’at” (Teravih) kılarlardı.Dedi ki (ayrıca): Ve Mi’in okurlardı, ve Osman ibn Affan (radiAllahu anhu) zamanında, ayakta durmanın sıkıntısından dolayı bastonlarına dayanırlardı.” [Beyhaki Sunen el-Kubra Cilt 002, Sayfa No. 698-9, Hadis No 4617]

Imam en-Nevevi dedi ki: ‘Isnadı Sahihtir’. (بإسنادصحيح) [El-Hulasa el-Ahkam, Hadis No 1961]

Categories: Teravih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.