Posts Tagged With: feraset

Mürşide verilen yetkiler

Bütün mucizeler, peygamberlerin insan ve kainat üzerindeki yetkileridir. Bunların bir kısmı, derecelerine göre peygamber vârisi olan kamil insanlarda da zuhur eder. Ancak bunun bir sınırı vardır. Onu bilmek gerekir. Yoksa, veliler hakkındaki yanlış inançlar yüzünden, şirke düşülür.

Bazıları, kutub ve gavs olarak bilinen velilerin kainatı idare ettiğini, bütün insanlardan ve âlemden haberdar olduğunu, istediğini yapma yetkisininin bulunduğunu düşünür ve söyler. Bu fikir yanlıştır; tövbe edilmezse şirke ve küfre girme tehlikesi vardır. 

Bütün kainatı yoktan var eden ve varlığını devam ettiren Allahu Teala’dır. Kainat ve insan onun elinde ve emrindedir. O dilediği şekilde yaratır, istediği gibi sevk ve idare eder.

Ancak Allahu Teala, bu kainatta bazı mühim vazifeleri meleklerine, bazı işleri de velilerine gördürür. Bir takım işleri de başka varlıklara yüklemiştir. İrşatla görevli bir velinin işi, Allah’ın izniyle ölü kalpleri nur ve ilâhi sevgi ile diriltmek, kulu Yüce Rabbine sevk etmektir.

Velinin bütün yetkisi ilâhi kadere bağlı olarak gerçekleşir, ve hepsi ilâhi izinle olur. Velî sonuç almak için sebepleri kullanır. Her işinde Allah’ın rızasını arar. Nazı, niyazı, dua ve avazı hak içindir.

Allahu Teala’nın kendisine ikram ettiği feyiz, nur, keşif, keramet, marifet, feraset ve duasının kabul edilir olmasını ilâhi irade ve rızaya uygun kullanır. Kul olduğunu unutmaz; haddini bilir, yetkisini aşmaz.

Yüce Rabbine karşı boynu bükük, gönlü yanık, kalbi uyanık bir vaziyette hep onun emrini ve desteğini bekler. Elinde hangi güzel hal zuhur etse onu kendisinden bilmez, kibir göstermez, övünmez.

Makamı ne olursa olsun veli her şeyi bilmez, bilmesi de gerekmez. Her şeyi bilmek ancak Allahu Teala’ya aittir. Yüce Allah bu konuda peygamber de olsa kimseyi kendisine ortak etmez.

Veli, Allahu Teala’nın kendisine bildirdiklerini ve hak yolunda lazım olanı iyi bilir. O Allah’ın şahididir. Onu tanır. Onu tanıtır. Kalbin ve nefsin terbiyesinde ustadır.

İrşat kutbu olan veli, bütün gücünü dinin yayılması ve insanların ıslahı için kullanır. Eşyayı ıslah etmek, dünya işlerini düzene sokmak, güzel geçim yolları aramak, teknik gelişmeleri takip etmek velinin birinci işi değildir. O bunları ehline havale eder.

Bazı insanlar, baş ve bel ağrısına varana kadar her türlü derdini velinin himmet ve tasarrufu ile dindirmek ister; doktor yerine veliye gider. Kimileri, insanların cehalet, zulüm, tembellik ve ihanetleri yüzünden bozulan cemiyet hayatının mürşitlerin tasarrufu ile düzelmesini ve zalimlerin başının ezilmesini bekler, durur.

Halbuki veliler, Allahu Teala’nın koyduğu fıtrat kanunlarına uymayı takvanın bir gereği görürler. Yüce Allah’ın hikmetine bakarlar, tecellisine tâbi olurlar, her halükârda Hakk’ın muradını gözetirler. İlâhi rızaya uymayan ta-lepleri de reddederler.

[Kaynaklarıyla Tasavvuf, Dilaver Selvi, 1/360-361]

Reklamlar
Categories: Tasavvuf | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Ibn Kayyim ve feraset

Ibn Teymiyyenin talebesi Ibn Kayyim:

Ferasete gelince, Yüce Allah, feraset sahiplerinden övgüyle şu şekilde bahsetmiştir: “Şüphesiz bunda, işaretten anlayanlara nice ibretler vardır.” (Hicr, 15/75). İbni Abbas ve diğerleri: “İşaretten anlayanlar, feraset sahipleridir” demişlerdir.

Diğer bir ayette: “Onları tanımayan, utangaçlıklarından dolayı onları zengin sanır. Onları simalarından tanırsın” (Bakara, (2/273) buyrulmuştur. Bir başka ayette de: “Biz dileseydik, onları sana gösterirdik. Sen onları simalarından tanırdın ve onları sözlerinin uslubundan tanırsın” (Muhammed, 47/30) buyurulmuştur.

Feraset, kalbi doğrular. Temiz ve saf olur. Pisliklerden uzak bulunur. Allah’a yakın olur. Ferasetli kimse, Allah’ın kalbine attığı nurla bakar. Tirmizi ve diğerlerinde Ebu Said’den şöyle bir hadis nakledilir; Rasulullah buyuruyor:
“Mü’minin ferasetinden sakının. O, Allah’ın nuruyla bakar.”

Bu feraset, Allah’a yakınlıktan kaynaklanmıştır. Kul Allah’a yaklaşınca, hakkı bilmesine, anlamasına engel olan kötü engeller ortadan kalkar, Allah’a yakınlığı ölçüsünde, Allah’a yakın bir fener ışığı, kula ulaşır. Yakınlığına göre bu ışık onu aydınlatır. Bu nurla, Allah’tan uzak kimsenin, mahcubun göremediği şeyleri görür.

es-Sahih’te, Ebu Hureyre’den naklen, Rasullah’ın Allah’tan rivayet ettiği kudsi bir hadiste Yüce Allah şöyle der: “Kulum bana, üzerine farz kıldığım ibadetlerle yaklaştığı gibi hiçbir şeyle yaklaşamaz. Kulum bana,nafile ibadetlerle yaklaştıkça da onu severim. Kulumu sevince, duyduğu kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli ve yürüdüğü ayağı olurum. Böylece o, benimle duyar, benimle görür, benimle tutar ve benimle yürür.”

Yüce Allah bu kudsi hadiste, kendisine yaklaşan kuluna olan sevgisinin, faydalı olacağını belirtmiştir. Allah kulunu sevince kulağına, gözüne, eline ve ayaklarına yaklaşır. Artık gözü Allah’la görür. Kulağı O’nunla duyar. O’nunla tutar. O’nunla yürür. Kalbi, eşyaların gerçeklerinin belirdiği saf ayna gibi olur. Ferasetinde oldukça az yanılır. Çünkü kul, Allah’la varlığa bakınca onu olduğu gibi görür. Allah’la işitince onu olduğu gibi işitir. Ancak bu, gayb bilgisinden sayılamaz. Yüce Allah’ın, hakikatlerin suretlerini görmeye mani olan vesvese, hayal ve batıl izlerden uzak, nurla kaplı, kendine yakın kulunun kalbine attığı hak ile hakikatların suretlerini görür, bilir. Nur kalbte çoğalınca, derhal kalbten uzuvlara, göze geçer; nur ölçüsünde görme gözüyle hakikatlan olduğu gibi keşfeder.

Rasulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) namaz kılarken -sair zamanda önünde bulunan ashabını gördüğü gibi- arkasında namaz kılanları görürdü. Mekke’de iken gözü ile Beyt-i Makdis’i görmüştür. Şam saraylarını, San’a kapılarını ve Kisra’nın şehirlerini hendek kazarken, Medine’de görmüştür. Medine’de iken Mute’de yaralanmış komutanları görmüş; yine Medine’ de iken Necaşi’nin ölüsünü görmüş, Musalla’ya giderek, gıyabında cenaze namazı kılmıştır.
Hz. Ömer, İran’ın Nihavend bölgesinde düşmanlarla savaşan İslam askerlerini ve askerlerden Sariye’yi görmüş, O’na: “Sariye! Dağa, dağa” diye nida etmiştir. Yine Hz. Ömer’in huzuruna içlerinde Eşter en-Nehai’nin de bulunduğu Mezheç kabilesine mensup bir grup insan
girmiş, Hz. Ömer başını kaldırarak Eşter’i görmüş. Onlara: “Bu adam kim?” diye sormuştur. Onlar da: “Malik b. Haris” karşılığını verince Hz. Ömer: “Ne oluyor ona. Aşkolsun ona. Bugün müslümanların korkunç bir gün yaşadıklarını görüyorum” demiştir……………….

İşte Osman b. Affan! Hz. Osman’ın yanına gelirken yolda bir kadın görmüş, onun güzelliklerini düşünmüş bir sahabe huzura girer. Hz. Osman ona der ki: “Gözlerinde zina belirtisi olan sizden bir zat yanıma geldi.” Bunu duyan sahabe: “Rasulullah’tan sonra vahiy mi?” diyerek Hz. Osınan’ın haline muttali olmasına şaşırır. O sahabeye Hz. Osman: “Hayır. Bu, basiret, burhan ve doğru ferasetle bilinir” karşılığını verir.

İşte feraset budur. O, Allah’ın kalbe attığı bir nurdur. Bu sayede bir şey, nasıl ise o şekilde hatıra gelir. Feraset göze geçerek başkasının göremeyeceği şeyleri görür.

[Ibn Kayyim, Kitâbu’r-Ruh, s. 304-308]

 

Categories: Tasavvuf | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Müşrikler hakkindaki ayetlerin müslümanlara yüklenmesi!!

“Allah’tan başkasını veli edinenler” âyet’i ;müşrikler içindir. Çünkü müşrikler, putlara taptıkları, putlardan yardım istedikleri gibi; putları evliya-dostlar edinirlerdi.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor (meâlen):

وَمَا كَانُوا أَوْلِيَاءَهُ إِنْ أَوْلِيَاؤُهُ إِلا الْمُتَّقُونَ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لا يَعْلَمُونَ

“Onlar, onun velileri değildir. Onun VELILERI sadece müttakilerdir. Fakat onları çoğu bilmezler.”
[el-Enfâl 8/34.]

وَاتَّبِعْ سَبِيلَ مَنْ أَنَابَ إِلَيَّ

“Bana yönelen kimsenin (kâmil Müminin) yoluna uy!”  [Lokmân 31/15.]

إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَالَّذِينَ آمَنُوا الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُمْ رَاكِعُونَ

“Sizin VELINIZ ancak Allah, onun peygamberi ve namaz kılan, zekât veren, rükû eden Müminlerdir.”  [el-Mâide 5/55]

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ

“Ey inananlar! Allah’tan sakının ve doğrularla beraber olun!”   [et-Tevbe 9/119]

Evet, Allah-u Teâlâ, başta veliler olmak üzere bilumum kâmil Müminlerle dost olmamızı emrediyor.

Allah Celle Celâlulû müşriklerin cansız putlarına da, bu ilmi verdim diyor mu? Demiyor! Ama Mümin kullarına şöyle buyuruyor:

إِنْ تَتَّقُوا اللهَ يَجْعَلْ لَكُمْ فُرْقَانًا

“Eğer takva üzere olursanız, Allah size furkan ve nur verir”  [el-Enfâl 8/29.]
“And olsun İsrâîl oğullarından sizden evvel gelip geçen insanlar içinde öyle kimseler vardı ki, onlar peygamberler (derecesinde) olmadıkları hâlde kendilerine haber ilham olunurdu. Eğer ümmetim içinde de bunlardan bir kimse bulunursa, o da Ömer (b. el-Hattab)’dir”
[Buhârî, Fazâilü’s Sahâbe: 6.]
Allah (Celle Celâluhû), bu ilmi Hazreti Ömer radıyallahu anh’a vermiş. Nitekim Ömer radıyallahu anh de, binlerce kilometre uzaklıktaki İran’ın Nihavend bölgesinde yenilmek üzere olan İslâm askerlerini ve askerlerden Sâriye’yi görmüş, “Sâriye dağa, dağa!” “Cebel, Cebel!” diyerek seslenip, uzaktan orduya yardım etmiştir.
[el-Beyhakî, Le’lekaide Şerhus-Sünnette İbn Merde Veyh el-İsabe, II, 3; İbn Kesîr, Tefsir Bidâye, VII, 131.]
“Elbette bunda basîret ve ferâseti olanlar için ibretler vardır.”  [el-Hicr 15/75]
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:

“Müminin ferâsetinden sakının. Çünkü o, Allah’ın nuru ile bakar.”

[Tirmizî, Tefsir: 16, (no: 3127), V, 298; Buhârî, et-Târîhu’l-Kebîr, (no: 1529), VII, 354.]
Yolda yürürken bir kadına bakan bir adam, Hazreti Osman (radıyallahu anh)’ın yanına girince, Hazreti Osman (radıyallahu anh):

— “Biriniz içeri giriyor ve iki gözünde zina eseri gözüküyor” der. Bunun üzerine adam:

— “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den sonra bir vahiy mi geliyor yoksa?” diye sorar. Hazreti Osman radıyallahu anh:

— “Hayır! Ancak Müminin feraseti vardır.” der.
[Nebhânî, Huccetullahi ‘ale’l-Alemîn, s. 862]
Allah Celle Celâluhû putlara furkan, nur, basiret ve ferâset verdim diyor mu?! Nasıl bu vasıflara sahip insanları putlarla kıyaslarsınız?!????!!!
Hazreti Peygamber’e sordular: ”Burada sözü edilen veliler kimlerdir, Ey Allah’ın Resulü?…”

Cevap şuydu: Velilerim o kimselerdir ki, görüldüklerinde Allah (Celle Celâluhû) zikredilir.

[Hakîm Tirmizî,, İbn Abbâs radıyallâhu anh’dan, Kenzül- Ummal:1/419, , h: 1783.]
Putu gördüğümüzde şirk akla geliyor. Siz nasıl olur da, görüldüğünde Allah Celle Celâluhû’nun zikredilmesine sebep olan insanı putlarla bir tutarsınız?!??

Demek ki âyette zikredilen “Allah’tan başka veliler”den kasıt, Müminler değildir. Putlar ve şirk koşulan diğer varlıklardır. Zaten âyet-i kerîme de, putperest müşrikler hakkında nazil olmuştur.  Ve tefsirlerdede bu velilerden kastin PUTLAR oldugu acikca soylenmistir.

Misal:
zümer suresi 3. Ayet: …. . O’ndan başka ve­liler edinenler….Kurtubi tefsirinde: Ondan başka veliler edinenler” buyruğunda velilerden kasıt putlardır.
zümer suresi 3. Ayet: …. . O’ndan başka ve­liler edinenler….Ibn Kesir tefsirinde: Onlar kendi kanılarına göre melek şeklini verdikleri PUTLARA yönelerek bu suretlere TAPINMAKTADIRLAR. Bu suretlere tapınmalarını meleklere tapınma derecesinde tutmaktadırlar.

Müşrikler icin inmis olan ayetteki gecen veli/dostlardan kastin PUTLAR oldugu ap acik meydandayken, bu velilerle(putlar) müslumanlarin veli olarak gordukleri nasil ayni kefeye koyulabilir?? Müşrikler ap acik taptiklarini ilan ederken,ve diger paylasimdaki tefsirdede gordugunuz gibi(http://www.facebook.com/photo.php?fbid=434442316589752&set=a.360875857279732.87180.213717701995549&type=1&theater,,,, http://www.facebook.com/photo.php?fbid=434538229913494&set=a.360875857279732.87180.213717701995549&type=1&theater) ,bir COK ILAHA TAPTIKLARI bildirildigi halde, nasil bunlari LA ILAHE ILLALLAH diyen müminlere yüklerler??? Hic bir sekilde Allahtan baskasina tapmiyan müslumanlara nasil olurda yuklerler??!!

Halbuki Allahu teala velileri icin ayetlerinde sunlari buyurmustur:

“İyi bilin ki, Allah’ın veli kulları için hiçbir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklar.
Onlar iman edip takvâya ermiş olanlardır.
Dünya hayatında da ahirette de onlar için müjdeler vardır. [yunus 62-63]

Öyle erler vardır ki, onları ne bir ticaret ne de bir alış-veriş zikrullahtan, namaz kılmaktan, zekât vermekten alıkoymaz. 
Onlar gönüllerin ve gözlerin halden hâle döneceği günden korkarlar.” (Nur: 37)

“Müminler içinde öyle erler vardır ki, Allah’a vermiş oldukları ahde sadâkat gösterirler. Onlardan kimi bu uğurda canını fedâ etti, kimi de bu şerefi beklemektedir.” (Ahzab: 23)

Onlar, onun velileri değildir. Onun VELILERI sadece müttakilerdir. Fakat onları çoğu bilmezler.” 
[el-Enfâl 8/34.]

Ve bunun gibi daha nice ayette gecen kisileri dost edinip HIC BIR SEKILDE BUNLARA TAPMIYAN ,LA ILAHE ILLALLAH”diyen ve herşeyin ALLAHIN IZNI ILE OLDUGUNA INANAN müminlerle, müşriklerin dost edinip taptiklari PUTLARLA nasil ayni kefeye koyulur??

Allah’ın yarattığı ekinlerle hayvanlardan Allah’a bir hisse ayırıp, boş düşüncelerine göre, bu Allah’ın diyorlardı, bu da ortaklarımız olan putların.  [En’am: 136]

kurtubi tefsiri enam 136:
Nihayet ken­dilerine ait olan malın bir bölümünü kendi zanlarına göre Allah’a, bir diğer bö­lümünü de putlara ayırdılar. Bu açıklamayı İbn Abbas, el-Hasen, Mücahid ve Katade yapmıştır, Yaptıkları açıklamalar anlam itibariyle birbirine yakındır.

Onlar, Allah’ın kendileri için yarattığının bir bölümünü Allah’a, bir bölü­münü de Allah’a ortak koştukları putlarına ayırmışlardı. Putlarına ayırdıkla­rı şey, putlara ve onların bakıcılarına harcanmak suretiyle tükenip bitti mi, bu sefer “Allah’a” diye ayırdıkları miktardan tamamlarlardı.

Ancak, misafirlere ve yoksullara harcayarak Allah’a ayırdıkları bölüm bit­ti mi, onun yerine putlara ayırdıklarından koymazlardı ve şöyle derlerdi: Al­lah’ın buna ihtiyacı yoktur, bizim koştuğumuz ortaklar ise fakirdir. Bu da on­ların cehaletlerinden kaynaklanıyordu ve asılsız iddialarından idi.

Asılsız iddia (zu’m) ise yalan demektir. Kadı Şüreyh der ki: Her bir şeyin bir künyesi vardır. Yalanın künyesi ise, İddia ettiler” tabirini kullan­maktır. Onlar, bu hususlarda yalan söylüyorlardı. Çünkü buna dair şer’i bir hüküm inmiş değildi.
Hangi müsluman bu müşriklerin yaptigi gibi Allaha böyle igrenc birsey yapar ve yapiyor??? Allahim müşriklerle, ve yanliz ve sadece sana tapan ve herseyi sadece ve sadece senden bilen kullarinla eş tutanları hidayete erdir yarabbim!!
“Onlar (müşrikler) bir hayâsızlık yaptıkları zaman: ‘Biz atalarımızı bunun üzerinde bulduk, Allah da bize bunu (fuhuşla ameli) emretti’ derler. O iman etmeyenlere söyle; Allah hiç bir zaman fahşâyı emretmez. Bilmeyeceğiniz şeyleri Allah’ın üzerine mi (atıp, iftira ederek) söylüyorsunuz.”  [el-A’râf 7/28.]

Onlara: ‘Allah’ın indirdiği hükümlere uyun!’ denildiğinde, onlar ‘Hayır biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız’ dediler. Ya ataları bir şey anlamamış, hakikati de bulamamış idiyseler?”[ el-Bakara 2/170.]

Acaba o bunca ilâhı tek bir ilâh mı yaptı? Muhakkak bu çok şa­şılacak bir şeydir.”[sad 38/5….Bu ayetin tefsiri yukardaki verilen linkte ve blogumuzda,bundan onceki iki paylasimda verilmistir–>https://islamkalesi.wordpress.com/2012/06/27/ibn-kesir-sure-sad-4-5-6-ayet-tefsirimusrikler-hakkinda/…..https://islamkalesi.wordpress.com/2012/06/27/imam-kurtubi-sad-suresi-4-5-ayet-tefsirimusrikler-bir-cok-tanriya-tapiyolardi/]
Simdi hangi akilli bir musluman,eger aklini yitirmemis ise MUSRIKLERLE muslumanlari bir tutabilir!???

Şimdi bide bu son ayeti(el-Bakara 2/170) muctehid imamlara veya bizden onceki alimlerin sozlerine uyanlara yapistiriyolar. Hemen bide onu acikliyalim insallah!

Bu ayetlerde müslúman olmiyanlar icin inmis ve müslümanlarin atalari hakkinda degildir!!!

Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun” dendiği zaman, “Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız dediler. Ya ataları bir şey anlamamış, doğruyu bulamamışlarsa? Kâfirlerin hali, bağırıp çağırmak dışında bir şey duymayan, yine de haykıran kişiye benzer. O kâfirler sağır, dilsiz ve kör oldukları için akledemezler.) [Bekara 170, 171]

diger ayetler:

-Kâfirler Allah’a karşı yalan uydururlar ve çoğu da akletmez. Onlara, “Gelin Allah’ın indirdiği Kitaba ve Resule uyun” denildiğinde, “Atalarımızın yolu bize yeter” derler; ya ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyse?) [Maide 103, 104]

Putperestler, Hud peygambere dediler ki:
(Sen bize tek Allah’a kulluk etmemiz ve atalarımızın taptıklarını [putları] bıraktırmak için mi geldin? Eğer sözünde sadık isen, tehdit ettiğin azabı getir.) [Araf 70]

Kâfirler, Peygamberlere dediler ki:
(Siz de bizim gibi bir insansınız. Siz bizi atalarımızın taptığı şeylerden [putlardan] döndürmek istiyorsunuz.) [İbrahim 10]
(Bu da aynen sizin gibi bir insandır. Size üstün ve hâkim olmak istiyor. Eğer Allah isteseydi, elbette [peygamber olarak] melekleri gönderirdi. Biz atalarımızdan böyle [bir Allah’a ibadet etmek diye] bir şey duymadık.) [Müminun 24]

-Hz. İbrahim putlara tapanlara dedi ki:
(Atalarınızın ve sizin neye taptığınızı şimdi gördünüz mü? Taptığınız putlar benim düşmanımdır. Dostum ancak âlemlerin Rabbidir.) [Şuara 75-77]
(Musa, kâfirlere apaçık mucizelerimizle gelince: [Kâfirler], “Bu uydurma bir sihirdir. Önceki atalarımızdan böyle [tek ilaha ibadet etmek diye] bir şey işitmedik” dediler.) [Kasas 36]
(Onlar [kâfirler] atalarını sapıklıkta buldular ve peşlerinden koşup gittiler.) [Saffat 69,70]
Bu ayetlerde goruldugu gibi MUCTEHID  ve bizden onceki ehli sunnet alimlerle hic bir alakasi yoktur.

Müslümanların ataları doğru yolda ise elbette uymak gerekir.

Nitekim Yakup aleyhisselam, ölürken oğullarına sordu: (Benden sonra kime kulluk edeceksiniz?) dedi. Oğulları dediler ki: (Senin ve ataların İbrahim, İsmail ve İshakın ilahı olan tek Allah’a kulluk edeceğiz.) [Bekara 133]

Hz. Yusuf da dedi ki: (Atalarım İbrahim, İshak ve Yakubun dinine uydum.) [Yusuf 38]

ve bir hadisi serifle noktaliyalim insallah

Ahir zamanda bazıları, sizin ve ATALARINIZIN yolundan ayrılıp, sünnetimden uzak kalacaklar, onlardan uzak durun.) [Müslim]

Hz. Ömer’in oğlu Hz. Abdullah’ın Haricîler hakkında buyurduğu gibi, “Gerçekte onlar müşrikler hakkında nâzil olan âyetleri Müslümanlar için kullanmışlardır” (Buhârî, İstitâbe, 6)

Allahim bu tür ayetleri hariciler gibi müşriklere yükliyenlerden bizi koru ve onlari hidayete erdir!!  

Categories: Müşrik-Mümin farkı, Tevessül-Teberruk-Istiğase-Himmet, Vehhabi Fitnesi | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

WordPress.com'da Blog Oluşturun.