Monthly Archives: Ocak 2017

Havva annemiz, Adem aleyhisselamın KABURGA kemiğinden yaratılmıştır

بسم الله الرحمن الرحيم

Bütün kemal sıfatlarla muttasıf ve bütün noksanlıklardan münezzeh, vehimlerin idrak edemediği ve hayallerin ulaşamadığı Allah Teâlâ’ya hamd u senalar olsun. Salat ve Selam Allah Teâlâ’yı en iyi bilen ve din-i mubini bizlere tertemiz ve berrak olarak getiren Resulüne olsun.

Kelamımıza bundan sonra devam edecek olursak öncelikle şunu belirtelim ki; dinimizle alakalı hususlarda ne varsa yazılmış ve çizilmiş, ne varsa anlatılmış ve öğretilmiştir. Doğru yanlıştan ayırt edilmiş olup sahih görüşler de batıl ve şaz (kıyas dışı) görüşlerden ayırt edilmiştir.

Peki sorun nedir diyecek olursanız, derim ki tek sorun öncekilerin yazdıklarını bilmeyen, Kuran-ı Kerim’in  indiği zamanda yaşayan ve onu en iyi tanıyan ve bilen, onunla en çok amel eden zatları tanımayanlar var. Yani Sahabe efendilerimizi ve ondan sonraki kuşaklarda gelen zatları tanımayan ve onları hiçe sayan gruplar var. Bu edep ve hikmetten nasibi olmayan gruplar HADİS İNKÂRCILARI , KURANİYYUN ve TARİHSELCİLER diye gün yüzüne çıkıyorlar. Bazen kendilerine Şia dahi dedikleri olmuştur. Bunlar Kuran-ı Kerimin mesajını kabullenmemiş insanlar olup kendi çizdikleri bir şeriat uydurmak istiyorlar. Onlar bu hususta Kuran-ı Kerimin kendilerine biçtiği elbiseyi beğenmemiş ve yeni bir giysi uydurmaya çalışmışlardır. Bu rezaletlerini de Kuran İslamcılığı adı altında gizlemeye çalışıyorlar. Vehhabiler Selefi kisvesi ile dolaşırken hadis inkârcıları da Kuran Müslümanları kisvesi ile dolaşıyorlar. Rabbim bu bidatçileri ıslah etsin. Şunu da belirtelim ki Vehhabiler hadis-i şerifleri inkâr eden bir grup değillerdir. Fakat kendi işlerine gelen hadisleri sahih işlerine gelmeyeni de zayıf kabul ederler. Kuraniyyuna tekrar dönelim;

BUNLAR İNDİRİLMİŞ DİNİ TERK EDİP KENDİLERİNE UYDURULMUŞ BİR DİN İCAD ETMİŞLERDİR.

 

Peki neden böyle bir işe koyuldular? Bunları Allah nasip ederse tek tek her konumuzda kısa kısa değineceğiz. Şimdi de bu hadsizlerin Hz Havva annemizin yaratılışında akıllarının alamadığı ve nakilleri beğenmeyip böyle bir şey olamaz dedikleri konuyu açıklayalım.

Havva annemiz, Adem aleyhisselamın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Bu konu hakkında iki ayet-i kerime, birkaç tane hadis-i şerif ve bu ayet-i kerimelere tefsir yapmış mufessir âlimlerin görüşlerini nakledeceğiz inşaAllah.

Bu konuda elimizde 2 tane ayet-i kerime var:

  1. Nisa suresi 1. Ayet-i kerime: “Ey insanlar, sizi tek nefisten yaratan ve ondan eşini yaratıp ikisinden birçok erkek ve kadınlar üreten Rabbinizden korkun”(Nisa Süresi:1)
  2. A’raf suresi 189. Ayet-i kerime: “Sizi bir nefisten yaratan ve gönlünün huzura kavuşacağı eşini de ondan var eden Allah’tır.” (A’raf: 189)

Ayrıca şu hadis-i şeriflerden de faydalanabiliriz:

Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Kadın bir kaburga kemiğinden yaratılmıştır! Dilediğin bir tarz üzere doğru olamaz! Eğer ondan istifade etmek istersen, onda bu eğrilik olduğu halde ondan istifade edersin! İsteğine göre onu doğrultmak istersen onu kırarsın! Onun kırılması ise boşanmasıdır!” (Sahih Müslim; Kiyabu’r Rıda 18,  İbn-i Hibban; Kitabu’n Nikah 9. İbni Ebi Şeybe, Begavi ve daha birçok hadis kaynaklarında mevcuttur.)

Yine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Size kadınlar hakkında hayırlı olmanızı vasiyet ederim. Çünkü kadın eğe kemiğinden yaratılmıştır. Bu kemikten en eğri şey üst tarafıdır. Eğer sen eğri kemiği doğrultmaya çalışırsan onu kırarsın! Onu kendi haline bırakırsan, daima eğri olmaya devam eder! Onun için kadınlar hakkında hayrı tavsiye edici olmanızı isterim!” (Sahih Buhari; Kitabu’n Nikah 80. Sahih Müslim; Kitabu’r Rıda’ 18. ve Müsned-i Ebi Yala’da, Musannefi İbn Ebi Şeybe’de ve daha birçok hadis kitabında mevcuttur.)

Aslında Kuran-ı Kerimden aldığımız yukarıdaki iki ayet-i kerimenin de manaları apaçıktır ki Havva annemiz Adem aleyhisselamdan yaratılmıştır. Hiçbir kimse kolay kolay bu duruma itiraz etmezken, ümmetin arasına tefrika ve fitne sokmak isteyenler için bu tür ihtilafa ihtimali olan nakillerde birden bire farklı bir mana çıkardılar.

Bu konuya kısa bir tahlil getirelim;

Hadis-i şeriflerin manaları çok açıktır. Fakat yukarıdaki iki ayet-i kerimede asıl ihtilaf meselesi olan kısım ((eşini de ondan var eden)) cümlesindeki (((ondan))) zamirinin döndüğü yerdir. İşte tam olarak bu konuda otuz küsur tefsir kitabını incelediğimiz vakit gördüğümüz ortak nokta o zamir Âdem aleyhisselama döndüğüdür. Sadece iki tane tefsir âlimi bu zamirin ‘cins-i Âdem’e’ döndüğünü söylüyor. Manası da şöyle olur: “Nefs-ul vahide Âdem aleyhisselamdır. Allah Teâlâ’nın ilk yarattığı Âdem aleyhisselamdır. Eşi ise Âdem cinsinden başka bir nefisten yaratılmış olur.” Bu manayı veren müfessirler İbn Bahr ve Ebu Müslim el-Isfahanî olup bazı tefsirlerde de bu görüşler bu zatlara isnad edilerek nakledilmiştir ve zayıflığına işaret edilmiştir. İşte bu mana dahi Havva annemizin Âdem aleyhisselamdan yaratılmadığını iddia eden günümüz oryantelistlerinin söylediği mana ile aynı değildir.

Çünkü hadis inkârcılarının uydurduğu mana şöyledir: Âdemi topraktan, Havva’yı da Adem’in yaratıldığı topraktan yarattı.

Hadis-i şerifleri inkâr etmeleri onları çok cahliane bir duruma sokması yetmediği gibi bir de onları böylesi na akılane bir mana uydurmaya sürükledi.

Şu an günümüzde hadis inkârcılığı ile meşhur olan Kuraniyyun ve Tarihselciler bu durumu inkâr edip kendi fasid akıllarıyla bir şeyler uydurmaya çalışıyorlar. Bu uydurduklarına da indirilmiş din adı veriyorlar ki insanlar rağbet etsin. Fakat onların indirilmiş dini maalesef 1400 yıl sonra indirilmiş olup safsatalarla dolu iken Muhammed Mustafa’nın (sallallahu aleyhi ve sellem) dini ise 1400 yıl evvel indirilmiş olup hale tertemiz durmaktadır ve ulema tarafından ezberlenip, yazılarak bir sonraki asırlara nakledilir. Havva annemizin Âdem aleyhisselamın kaburga kemiğinden yaratıldığını söyleyen müfessirlerden bazıları şunlardır:

*İbn-i Abbas (radiyallahu anh) şöyle der: “Allah Teâlâ Havva’yı, Âdem’in kaburga kemiğinden yarattı.” (Tefsir-ul Mikbas min Tefsiri İbn-i Abbas 1/478)

*İbn-u Munzir, İbn-u Ebi Hatım ve İmam-ı Beyhaki; İbn-i Abbas’tan şöyle dediğini nakletmişlerdir: “Kadın erkekten yaratılmıştır, bu yüzden kadının gözü erkektedir. Erkek topraktan yaratılmıştır, bu yüzden erkeğin gözü topraktadır.”    (Ed-Durr-ul Mensur 3/30, Tefsir-u İbn-i Kesir 2/206) Katade, Mücahid ve Dahhak da İbn-i Abbas gibi söylediler. (Tefsir-u Taberi 7/515 ve Tefsir-u İbn-i Ebi Hatim 2/4)

*İmam-ı Taberî: “Yani bu tek nefisten onun eşi olan Havva’yı yarattı. Muhakkak ki Havva’yı onun kaburga kemiğinden yaratmıştır.” (Tefsir-u Taberî 3/55)

*İbn-i Kesir, Ayet-i kerimede geçen (Ondan eşini yarattı) için şöyle dedi: “O, Havva’dır (aleyhasselam). O uyuyorken, onun kaburga kemiğinden yaratıldı. Uyanınca yanında gördü ve hoşuna gitti. Birbirleriyle ünsiyet kurdular.” (Tefsir-u İbn-i Kesir 2/206)

*Zemahşeri dedi ki: “Havva’dan başka erkeğin kaburga kemiğinden yaratılan kadın yoktur.” (El-Keşşaf 1/369)

*İmam Alusi: Eşinden murad Havva’dır. Âdem’in sol kaburgasından yaratılmıştır. İbn-i Ömer (radiyallahu anh)  ve başka sahabelerden böyle rivayet edilmiştir.” (Tefsir-u Alusi 6/475)

*İbn-ul Arabi: “Allah Teâlâ, altı hususta erkeği kadından üstün kılmıştır:

…. 2.) Kadın erkeğin eğri kaburgasından yaratılmıştır…” (Ahkam-ul Kuran 2/14)

Hadis inkârcıları, bu görüşün Yahudi ve Hristiyan kaynaklarında geçtiğini ileri sürmektedirler. Olabilir. Bu çok normaldir ki Kuran-ı Kerim kendinden önceki kitaplarda ne var ne yok hepsi yanlıştır demiyor. Benzer ifadelerin bulunması muhtemeldir fakat bu durum da eski kitapların bozulmadığı anlamına gelmez.

Yukarıda adı geçenlerin hepsi İslâm alimleridir, biz yukarıda hiçbir Hristiyan ismi görmedik. Bizim söylediğimiz sözler aslında İslam ulemasının icma ettiği bir konudur ki sadece müfessirlerden iki kişinin farklı bir mana verdiklerini görmekteyiz. O mana dahi günümüzdeki hadis inkârcılarının verdiği mana ile uyuşmuyor. Onların sözleri tamamen uydurmadır.

Yukarıda birçok müfessirden nakillerde bulunduk peki bu kadar mı tefsir var? Hayır tabi ki başka tefsirler de var. Biz yine birkaç tefsirden daha sadece işari olarak nakil yapalım.

  1. Fahreddin er-Razi (rahimehullah) tefsirinde 5/35.
  2. El-Beğavi (rahimehullah) tefsirinde 6/266.
  3. İbn-ul Cevzi (rahimehullah) Zad-ul Muyesser tefsirinde 1/484.
  4. İmam Beydavî (rahimehullah) tefsirinde 1/427.
  5. İbn-i Aşûr (rahimehullah) Et-Tahrir ve’t Tenvir adlı tefsirinde 3/314.
  6. Es-Semerkandi (rahimehullah) El-Bahr-ul Ulum adlı tefsirinde 1/357.
  7. İbn-i Adil (rahimehullah) Tefsir-ul Lubab adlı eserinde 1/236.
  8. En-Nesefi (rahimehullah) tefsirinde 1/206.
  9. İmam-ı Suyuti (rahimehullah) Ed-Durr-ul Mensur adlı tefsirinde 8/434.
  10. İmam el-Hazin (rahimehullah) tefsirinde 2/27.
  11. Es-Sealibi (rahimehullah) tefsirinde 1/285.
  12. Ebu Suud Efendi (rahimehullah) tefsirinde 2/28.
  13. En-Nisaburi (rahimehullah) tefsirinde 2/425.
  14. Celaleddin el-Mahalli (rahimehullah) vefat ettikten sonra yarıda kalan tefsirini İmam-ı Suyuti devam ettirip adını da Tefsir-ul Celaleyn koyar. O tefsirde de 493. sayfa.
  15. Ebu’l Hasen Mukatil bin Süleyman el-Belhi (rahimehullah) tefsirinde 2/19.
  16. İbn-i Acibe (rahimehullah) Bahr-ul Medid adlı tefsirinde 1/387.
  17. İbn-i Abdisselam (rahimehullah) tefsirinde 1/39.
  18. Ebu-l Hasen el-Vahidî (rahimehullah) El-Veciz adlı tefsirinde 1/116.
  19. İbn-i Atiyye (rahimehullah) El-Muharrer el-Veciz adlı tefsirinde 2/67.
  20. Şevkani de Feth-ul Kadir adlı eserinde 1/317.
  21. Şenkıti de Edwa-ul Beyan adlı tefsirinde 3/117.
  22. Ebu Bekir El-Cezairi de Eyseru’t Tefasir adlı eserinde 2/25.
  23. Muhammed Seyyid Tantavi El-Vasit adlı erserinde 1/837.

Bunlardan sonra da şunu derim:

“Bakın lütfen kardeşlerim! Önünüzde kolayca araştırabilecek konumda olan bu bilgide yer alan bu listede Yahudi ve ya Hristiyan birini göremiyorum? Tevrat ve ya İncil’den de alıntı falan yok. Benim anlamadığım konu şu, Kuraniyyun fırkası (hadis inkârcıları) bu kanıya nereden vardılar?”

Onların işleri güçleri fitne çıkarıp insanların zihinlerini bulandırmak. Onlar aramızda bir zihin bulandırma eylemi gerçekleştirirken sınırlar ötesinden bir örgüt de kardeşlerimizi tekfir edip katlediyor ve Cennet mekân Sultan Abdulhamid’in kendi toprağı olan yerleri ele geçirmeye çalışıyorlar. Hepsi KÂFİRİN SİYASEYİ…!

DAİMA SORDUKLARI TEK SORU ŞU:

Hz. Havva’nın Hz. Ademin kemiğinden yaratıldığı nerede yazıyor? Hangi ayette yazıyor?!

Cevap bizzat Kuran-ı Kerimde mevcuttur. Aklı başında ve Arap dilinden az biraz haberi olan birisi bile bunun cevabını Kuran-ı Kerimden çıkarabilir. Kuran-ı Kerim’de zaten Havva annemizin Adem aleyhisselamdan yaratıldığı apaçık yazılmıştır fakat kaburga kemiği kelimesi ise bizzat Kuran-ı Kerimde zikredilmese dahi Kuran-ı Kerimin muhatabı ve mesajını en iyi bilen ve tebliği ile görevli olan zat-ı aliyye (sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından bizlere bildirilmiştir. İnkâr eden kişi, asıl itibari ile Allah Resulünü (sallallahu aleyhi ve sellem) hedef almış olur. Zaten bu hedefi hiçbir zaman gizlemediler.

Bir de size şunu sormak isterim bu hadis inkârcıları, Mesadiru’t Teşri nedir biliyorlar mı? İslami kanunları kendisinden aldığımız kaynaklardır.Genel olarak 4 ana kaynak vardır. Kuran-ı Kerim, Sünnet-i Seniyye, İcma-ul Ulema ve Kıyas-ı Fukaha.

Hadis inkârcıları ise sadece Kuran-ı Kerimden delil görmek istiyorlar. Her ne kadar Kuranî delil olsa dahi böyle bir hasır (sınırlama) usul kurallarına uymadığı gibi pek akilane ve alimane bir durum değildir.

Konunun anlaşıldığı temennisindeyim, Rabbim bizi Kuran-ı Kerim’e dahi iftira atıp kendisini ona nispet eden hadis inkârcılarından muhafaza buyursun.

وصلى اللهم على سيدنا محمد وعلى آله وصحبه وسلم

Muhammed Emin El-Hakkâri

 

 

 

 

 

Categories: Tevessül

Ateistlere Yapılabilecek Kısa Bir Sohbet

بسم الله الرحمن الرحیم

Bütün kemal sıfatlarla muttasıf ve bütün noksanlıklardan münezzeh, vehimlerin idrak edemediği ve hayallerin ulaşamadığı Allah Teâlâ’ya hamd u senalar olsun. Salat ve Selam Allah Teâlâ’yı en iyi bilen ve din-i mubini bizlere tertemiz ve berrak olarak getiren Resulüne olsun.

Değerli cemaat!

Az evvel, kelamımıza başlarken “bütün kemal sıfatlarla muttasıf” dedik. Evet, Rabbimiz Teâlâ bütün kemal sıfatlara sahiptir. Sonra da “bütün noksanlıklardan münezzeh” dedik. Aynen öyledir. Rabbimiz bütün noksanlıklardan münezzehtir. Vehimler O’nu idrak edemez ve hayaller O’na ulaşamaz. Böylesi bir varlığın varlığını bilmek için kendisini görmek gerekmez. Nitekim bedevinin de dediği gibi tezek, devenin varlığına delalet ettiği gibi kâinat da yaratıcısının varlığına delalet eder.

Aslında yeryüzünün en akılsız insanları olan Felsefeciler dahi Allah Teâlâ’nın varlığını inkâr edemeyecek duruma geldiler ya da kabulünde zorlandılar diyebiliriz. Kaldı ki felsefeciler kendilerini yeryüzünün en akıllı insanları zannederlerdi. Onların en büyük hataları işin en başı yani suyun pınarında hata etmeleriydi. Bu işin en başı aklın idare ve zaptıdır. Kişi kendi aklını zapt edemezse hayatının her safhasında hata edebileceği gibi dini hususlarda hele ki ilâhi kavramlar hakkında konuşurken isabet etmesi imkân dairesine çok uzaktır.

Aklı zapt etmekte en önemli rol aklın hükümlerini bilmektir. Çünkü hüküm 3 kaynaktan alınır.

  1. Adetlere bakılarak hüküm verilebilir. Mesela güneş doğudan doğar. Peki, birisi bize batıdan doğduğunu haber verirse inanır mıyız? Ve ya doğduğu tarafa batı derse inanır mıyız? Elbette ki hayır! İnanmayız. Fakat güneşin doğudan doğduğu alışılagelen bir adet olduğu için adet bu işe şöyle hüküm verir: “Güneş her zaman doğudan doğar.”
  2. Şeriate bakılarak hüküm verilebilir. Mesela mest üzerine mesh ederken asıl olan şeriate göre üstünü mesh etmektir. Fakat akıl devreye girerse “altını mesh et” derdi, çünkü altı kirleniyor üstü değil. Bir başka örnek; kişi namaz kılmazsa olur mu? Evet. Dışarıda namaz kılmayıp da 60-70 yıl yaşayabilen insanlar vardır ve onlar namaz kılmadıkları için hastalanmıyorlar ve ya ölmüyorlar. Peki, namaz kılmak neden vaciptir (farzdır)? Diye soracak olursak cevabı; bu konuda şeriat hükmetmiştir ve akla mantığa burada yer yoktur deriz. Örnekleri çoğaltılabilir, bir okul düşünün. O okulun kendisine göre kanun ve kuralları vardır, bunu okul idaresi belirler. Orada mantık yürütülmez, mesela birisi gidip, neden arka bahçe öğleden önce kapalıdır? Neden saat 08.00 da ders başı yapıyorsunuz? Bütün bunlar o kavmin erbabının kanun ve nizamlarıdır.
  3. Akıl baz alınarak hüküm verilebilir. Asıl anlatmak ve üzerinde durmak istediğimiz konu budur. Aklın verdiği hükümleri bilmek aklı zapt etmenin en önemli yöntemidir. Aklın hükümleri üç tane ile sınırlıdır. Yani akıl herhangi bir şeyi tasavvur ederken ona üç tane hükümden sadece birini verebilir. O hükümler:

Vacip (olmazsa olmaz),

Mümkün (olsa da olur olmasa da olur)

İmkânsız (varlığı kabul edilemez).

İşte aklımızın neye vacip neye mümkün ve neye imkânsız dediği bizim için çok önemlidir. Bu hususu iyi tatbik eder isek aklın hata yapma oranı 100 kat azalır.

Vacip kavramını kısaca anlatalım. Örneğin benim şu an burada var olduğumu inkâr edebilecek kimse var mı? Olamaz. Çünkü ben şu an buradayım ve siz benim varlığımın ispatı için görünür olduğumu söyleyebilirsiniz. Beni görüyorsunuz ve varlığımı inkâr edemiyorsunuz. O zaman şu şartlarda benim şu an burada bulunuyor olmam vaciptir. İnkârı ise varlığın inkârı olur ki bu da akılsızlıktan ibarettir. Fakat şu dikkati göz önünde bulundurmak zorundayız ki benim şu an burada var olmam kendi cüzi iradem ile olsa bile hakikatte bir mureccihin tercihine bağlıdır. (konuya fazla girmeden devam edelim).

Mümkün kavramı da asıl itibari ile var olması ve ya var olmaması eşit olan varlıklardır. Buna bütün kâinatı örnek olarak gösterebiliriz. Kâinatta var olan hiçbir varlığın var olması olmazsa olmaz değildir. Ağrı dağı neden Ağrı’dadır da Hakkâri’de değildir? Balıklı gölü düşünün neden Urfa’da da başka yerde değil? Bütün bunların hepsi mümkün olan varlıklardır.

İmkânsız kavramı ise hepsinden daha basit bir kavram olup kısaca varlığını aklen kabul etmediğimiz herhangi bir şeydir. Buna basit bir örnek verelim; bir şey hem siyah hem de beyaz olabilir mi? Bir varlığı aynı anda hem siyah hem de beyaz olması imkânsızdır. Ya da bu bina, tek bir haysiyetten; hem büyüktür hem de küçüktür denilemez. Ya küçüktür ya da büyüktür. Burada şöyle bir altın kural elde ediyoruz ki iki zıt şeyin bir arada toplanması imkânsızdır. Ama birisi bize bu bina sağındakine göre küçük solundakine göre büyüktür derse biz de deriz ki burada iki tane haysiyet (nisbet) vardır. Bizim kaidemiz tek bir haysiyetten diyordu.

Bu üç hüküm aklın herhangi bir şeyi tasavvur ederken ona verdiği hükümlerdir. Bu hükümlerden sadece bir tanesini verebilir ve hükümsüz bıraktığı hiçbir şey de yoktur.

Allame Said Fude der ki; (ilmî konuda konuşmasına rağmen) aklın hükümlerini bilmeyen ve ya bilip de karıştıranlar, fiillerini işlemekte içgüdülerinin kendisine yol gösterdiği behimeler (hayvanlar) mertebesindedirler. İşte aklını idare etmek İslam dininde bu kadar çok önemli bir husustur.

Örneğin ilkbaharda, kâinata baktığımız zaman çiçeklerin açtığını ve güneşin parladığını dağların yeşilliklerle süslendiğini görmekteyiz. Kışın baktığımızda ise karlar yağdığını, havanın soğuyup güneşin ısısını azalttığını görmekteyiz. O zaman kesin olarak şunu diyebiliriz ki kâinat değişiyor. Kâinatın değişmesine benzer bir örneği hayatımızdan verelim. Ben bugün yeşil bir ceket giydim, dün kahverengi, önceki gün ise lacivert bir çeket giymiş idim. O zaman benim elbiselerim de değişkenlik gösteren varlıklardır.

Neden değişken diyorsun ki?

Çünkü her gün ayrı bir renk giyiyorum ondan. Buna güzel bir açıklık getirelim. Benim bugün giyeceğim ceketin 10 tane renkten herhangi birisi olma ihtimali mümkün iken 9 tanesi reddedilmiş ve bir tanesi tercih edilmiştir. Yani daha ceket giyilmeden 10 tane renkteki ceketin her biri terazinin bir kefesinde duruyorlardı ve eşit ağırlıktaydılar. Lakin bir anda o 10 eşit ceketten bir tanesi ağır bastı ve tercih edildi. İşte tam burada altın kurallardan bir tanesi devreye giriyor ki o da hiçbir varlığın tesiri olmadan eşit olan iki ve ya daha fazla varlıktan birisinin ağır basması mümkün değildir. Ceket misalimizdeki tercih edici varlık bendim. Çünkü bugün, 10 farklı renkteki ceketlerden yeşil ceketi giymeyi tercih eden benim. Şimdi de kâinatın değişiklikleri üzerine konuşalım. 1 Mart’ı ilkbaharın başlangıcı olarak kabul edersek şunu diyebiliriz. Şubat ayının 28’inci günü daha çiçekler açmamıştı ve otlar yeşermemişti. Yarın 1 Mart ve çiçeklerin açılıp-açılmaması ve otların yeşerip-yeşermemesi eşit iken bir anda çiçeklerin açılması ve otların yeşermesi ağır basıyor. Nasıl olur da iki eşit şeyden bir tanesi hiçbir varlığın tesiri olmadan diğerinden ağır basabilir ki? Bunu yukarıda da öğrendik ki imkânsız bir şeydir. O zaman kesin olarak anlıyoruz ki burada bir zatın tesiri söz konusudur ki o da Allah Teâlâ’dır. O tesir eden zat hakkında aklımızı çalıştırdığımızda akıl bize der ki; o zatı düşündüğünde ilminin var olduğuna kesin olarak inanman gerekir ki cahil olan bir zat yaratıcı olamaz. Ferrari’yi üreten adam arabadan anlamıyor demek ne kadar mantıksız ise kâinatın bir yaratıcısının olduğunu kabul ettikten sonra o yaratıcının ilminin olmadığını söylemek de o kadar mantıksızcadır. Aklını devam ettir bakalım daha neler göreceksin 🙂 Kâinatı yaratan zatın Kadim olmasının olmazsa olmaz olduğunu söyler aklımız. Çünkü eğer kadim olmasa o zaman Onu yaratan birisinin de olması gerekir. Neden mi? Yukarıda verdiğimiz altın kuralı düşünün.

Hiçbir varlığın tesiri olmadan iki eşit şeyden birisinin diğerinden daha ağır basması imkânsızdır. Eğer yaratıcının kadim olmayıp sonradan yaratılmış olduğunu söylersek o zaman onu yaratan birisinin de olduğunu kabullenmek zorundayız. Çünkü yaratıcının sonradan yaratılmış olduğunu söylersek o zaman yaratıcı var olmadan evvel varlığı ve yokluğu eşit idi, eşit olduğu halde varlığı ağır basmış ise kendiliğinden olamayacağına göre bir zatın tesiri lazımdır ki o zaman yaratıcının başka bir yaratıcısı olması gerekir. Bu da az evvel bahsettiğimizi zatın yaratıcı olmadığına delalet eder ki yaratıcı sonradan yaratılmış olamaz. Aklın sana burada yaratıcısının sonradan yaratılmışlara benzemediğini de öğretmiş oldu. Yine aklını dinler isen seni Allah Teâlâ’nın bütün sıfatlarına ulaştırabilecektir. Fakat aklını kullanamayan ve ya yersiz kullanıp heba eden Felsefeciler ise sürekli hata ediyorlar ve kendilerinden başkalarını da akılsızlıkla itham ediyorlar.

Allah Teâlâ hakkında tasavvur eden bir kişi O’nun zatını düşünemez. Çünkü zatının mahluklatlara benzemesi imkânsızdır. Herhangi bir insana gidip hiç görmediği bir şeyi anlatırsak aklında önceden görmüş olduğu şeylere benzetmeler gelir. Hayatında Anka Kuşunu görmemiş olanlara anlatın; ya tavus kuşu ya da bir kartal gibi bir şey tasavvur edecek.

Siz de öyle tasavvur ettiniz değil mi?

Evet.

Fakat Anka kuşu hayali bir varlıktır tıpkı Kafdağı gibi. Lakin Allah Teâlâ zatı itibariyle tasavvur edilemez ve hiçbir benzeri de yoktur.

Maalesef, akıllarını gereği gibi kullanamayan ve tefekkürlerinde isabet edemeyenler Allah Teâlâ hakkında vacip, caiz ve imkânsız olan hususları tam anlamıyla idrak edemedikleri için akıl ve mantıktan uzak cahilane sorular sorabiliyorlar. Bu işin idrakine varan birisi bu soruları duyduğunda karşısındakinin ne kadar akıldan yoksun bir durumda olduğunu anında hissedebilecektir. Bu sorulardan bazıları:

Birden fazla yaratıcı olabiliri mi? Neden sadece Allah vardır başka yaratıcı yoktur dersiniz ki?  Allah Teâlâ kendisinden daha büyük birisini yaratabilir mi? İnsanlardan gök gürültüsü çıkarabilecek kadar güce ulaşmışlar var iken Allah ile insanlar arasında ne fark vardır? Ve bunlar gibi daha birçok mantık ile uyuşmayan sorular vardır. Dilerseniz beraber bu soruları kısaca inceleyebiliriz.

Soru 1. Birden fazla yaratıcı olamaz mı? Neden sadece Allah vardır başka yaratıcı yoktur dersiniz ki?

Cevap: Bu soruyu soran kişi ilâh/yaratıcı kavramının içini dolduramadığından böylesi cahilane bir soru sormuştur. Her kelime bir manaya işaret eder. Kişi zihnindeki manayı doğru bir kelime ile kodlayıp alıcıya iletirse alıcı da daha çabuk ve pratik bir şekilde kod açımını gerçekleştirebilir. Kodlarken eksik ve ya hatalı kodlama yapılırsa iletinin içeriği alıcı tarafından açılamaz ve ya yanlış algılamaya sebebiyet verir. O yüzden kodlamayı çok düzgün yapmamız gerekir. İlâh kavramı bir koddur o kodun karşılığı olan manayı iyi idrak etmek gerekir. Ayrıntıyı kaçırmadan cevabımızı aktaralım; Yaratıcının birden fazla olduğunu farz edersek iki seçeneğimiz olur.

  1. Bu iki ilâh ittifak eder ve anlaşırlar.
  2. İhtilaf eder ve anlaşmazlıklar çıkarırlar.
  3. seçenekteki anlaşmazlık çıkarmaları zaten apaçık ortadadır ki ihtilaf ederlerse anlaşılır ki iki ilah olamaz. Yani bir ilah Van gölü Van’da olsun der diğeri Ağrı’da olsun der o zaman karışıklık çıkar. Kâinata şöyle bir bakalım karışıklık var mı? Yok. O zaman ihtilaf eden iki ilâhın varlığı söz konusu değildir. Peki, o zaman 1. seçeneğe bakalım ikisi anlaşır ise bu sefer de iki seçeneğimiz olur. A. İkisi aynı şeyleri yapar aynı şeyleri yok ederler. B. Birisi doğuyu diğeri batıyı alır ve kendi hallerine bakarlar. Bu iki şıkkında batıllığını açıklayalım. İkisi aynı şeyi yapması demek; Van gölünü Van’da yaratan birincisidir, ikincisi de aynı işi tekrar yapıyor. Ya da Van Gölü’nü Hakkâri’ye koymayan birincisidir, ikincisi de aynı şekilde Hakkâri’ye gölü kabul etmiyor. Peki, bu yapılan şey abes değil midir? Var olanı var etmek ile yok olanı yok etmek abestir. İlah da abes iş yapmaktan münezzeh olacağı için bu şık yanlıştır. Peki ikinci şıkka geçelim her ikisi kendisine bir arazi tahsis etmiş ve kendi işlerini yapsalar bu sefer de birincisinin mülküne ikincisi giremediği gibi ikincisinin mülküne de birincisi girememektedir. Batıdaki doğuya tesir etmekten aciz, doğudaki batıya tesir etmekten acizdir. Aciz olan bir varlık ilah olamaz.

O zaman birden fazla ilâhın varlığı hangi vecihle olursa olsun batıldır ve mantıksızdır. Tek olan yüce Rabbimiz her türlü noksanlıklardan münezzeh ve bütün kemal sıfatlarla da muttasıftır.

Rabbim aklını doğru yolda kullanan kullarından eylesin. Aklının azizliğine gelip de yanlış yolda kullanan sefih kullarından eylemesin. Akıllarının kendilerini kurtaramadığı Aristo, Eflatun gibilerinin şerlerinden muhafaza buyursun ve akıllarını şeri boyutta nakillere tabi tutarak kullanıp istikamet üzere giden İmam Fahreddin er-Razi gibi zatların feyz ve bereketleri ile bizleri bereketlendirsin.

Allahumme amin.

Muhammed Emin El-Hakkâri

Categories: Ateistlere sohbet

İbn Teymiyye ve Tevessül

BAZI KİŞİLERİN Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) kabr i şerifinden ve ya ümmetinden olan salih kişilerin kabirlerine verdikleri SELAMI aldığını duyması.  Ve Said bin el Museyyeb’in de ezanı bazı gecelerde (Yezid’in ordusu ile Medine ehli arasındaki savaş günlerine denir) KABR-İ ŞERİFTEN duyması. Ve bunlar gibi birçok rivayetler, bunların hepsi haktır ve bizim konumuza (kabirleri bayram alanına çevirmek ve şenlikler yapmak konusuna girmez.) girmez.

Ve yine rivayet edilir: “Birisi Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) kabr-i şerifine gelip kuraklıktan şikayet etti ve Efendimiz’i (sallallahu aleyhi ve sellem) görür (rüyada). Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) o adama: Hz Ömer’e (radiyallahu anh) gitmesini ve ona çıkıp yağmur duası yapmasını emreder. Bunlar da bizim konumuza dahil değildir. Ve bu tür olaylar o kadar çoktur ki değil Peygamber bilakis Peygamberlerden daha düşük makamlı olanlardan da çokça vaki olmuştur. Ben de bu olaylardan bazılarından haberdarım.

Ve aynı şekilde bazı kimselerin, Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) veya ümmetine mensup bir zattan bir şey istemeleri ve ihtiyaçlarının da giderilmesi. Bu da çok vuku bulmuştur. Bunlar da bizim konumuzla alakalı değildir. (Yani şirk dediğimiz konulara girmez)

ولا يدخل في هذا الباب: ما يروى من أن قوما سمعوا رد السلام من قبر النبي صلى الله عليه وسلم، أو قبور غيره من الصالحين. وأن سعيد بن المسيب كان يسمع الأذان من القبر ليالي الحرة . ونحو ذلك. فهذا كله حق ليس مما نحن فيه، والأمر أجل من ذلك وأعظم
وكذلك أيضا ما يروى: ” أن رجلا جاء إلى قبر النبي صلى الله عليه وسلم، فشكا إليه الجدب عام الرمادة فرآه وهو يأمره أن يأتي عمر، فيأمره أن يخرج يستسقي بالناس ” فإن هذا ليس من هذا الباب. ومثل هذا يقع كثيرا لمن هو دون النبي صلى الله عليه وسلم، وأعرف من هذا وقائع . وكذلك سؤال بعضهم للنبي صلى الله عليه وسلم، أو لغيره من أمته حاجة فتقضى له، فإن هذا قد وقع كثيرا، وليس هو مما نحن فيه

whatsapp-image-2017-01-01-at-18-35-16-1

Categories: Tevessül

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.