Monthly Archives: Haziran 2012

Müşrik ile Müslüman’ın farkı(rububiyyet!)

Kardeşlerim bundan önceki paylaşımlarda müşrikler hakkında ve bu PUTA tapanları, Allahtan başkasına tapmıyan Müslümanların aynı kefeye koyulmasını izah ettik. Aradaki farkı anlatmaya Allahın izniyle devam ediyoruz.

Rahmetli allame Şeyh Selâmetu’l-Azamî telif eylediği << El-Barâhinü’s-Sâtıa fi Reddi ba’zı’l-Bidâi’ş-Sâyia>> adli nefis kitabının üslubu açık olup ibaresi şudur: << Allahı başkasına benzetme fikrinin, iman ile şer’i ibadetin cehaletinden peyda olduğunun beyanı>>: Bilmelisin ki,iman, Peygamber(sallallahü aleyhi vesellem)’in getiridiği bedihiyata ilhak edilecek derecede havaş ve avam tabakası nezdinde meşhur olan hükümleri tasdik edip onlara inanmaktır. Şeriat’ta ibadetin manası, insan kalb ve kalıbıyla(cesediyle) Allah’a karşı son derece tevazu içerisinde kulluk yapmaktır. Öyle ise ibadetin iki şekli vardır:

Kalbi ibadet: Allahü Teala’da rububiyyet ve rububiyyetin neticesi mustakil olarak menfaat veya zarar ile şüphesiz olarak iradesinin nüfuzu gibi özelliklerinden birisinin bulunmasına inancıdır!

Bedeni ibadet: Bunlarla kalben itikad etmekle beraber, namazdaki kıyam rüku, secde ve daha başka zahiri belirli haraketi yapmaktır.

Kalbi itikad OLMADAN mezkur haraketlerden birisi velev secde de olsa, o hudu(alçalma) şer’i ibadet değildir. Alimlerin, puta secde eden kimseyi kafirdir, demelerinin sebebi, haddizatında Allah’tan başkasına secde edilmesinin küfür olmayıp ancak putun secdeye layık olduğu itikadında bulunduğuna dair emare olduğu içindir. Zira Allah’tan başkasına secde edilmesi, haddizatında küfür olsaydı, hiç bir şeriatta caiz olmayacaktı. Çünki öyle bir secde günahlardandır; Allah, başkasına günah işlemesinii emretmez.

şüphesiz İslam şeriatı’nden önceki şeriatlarda aziz ve yüce Allah’tan başkasına tazım ve teşrif için secde edilmesi caizdi. Ancak bu İslam şeriatı’nda haram kılınmıştır. Rububiyyetine ITIKAD ETMIYEREK yüceltmek için , birisi Allah’tan başkasına secde etse, yaptığı secdeden dolayı günahkardır. Onda( secdede bulunduğu şeyde) rububiyyet vasfı olduğuna ITIKAD ETMEDIKCE KAFIR OLMAZ. Aziz ve yüce Allah’ın, Peygamberi olan Yakub ile zevcesi ve oğulları, Yusuf aleyhisselamın yanına gittiklerinde << (Yusuf) anasını,babasını tahta çıkardı,onlar da ona secde ettiler(eğilip hürmet ettiler)>> (yusuf süresi ayet 100) diye buyurduğu ayet-i celilesi de, bu dediğimize delalet eder.

İbn Kesir bu ayetin tefsirinde şöyle der: Yani, Yusuf aleyhisselam’ın yanında kalan kardeşinden başka, annesi, babası ve diğer onbir kardeşleri kendisine secde ettiler. Bu, onların şeriatında caiz idi. Onlar, büyük bir zata selam verirken ona secdeye kapanırlardı. Adem aleyhisselam’ın şeriatında İsa aleyhisselam’ın şeriatı zamanına kadar bu cevaz devam etti. Bu, İslam dininde haram kılındı. Maksadımıza ait İbn Kesir’in ibaresi sona erdi. Aziz ve yüce Allah’ın meleklere Adem’e secde etmeleri için emri de, sana bu dediğimizi beyan eder. Adem aleyhisselam’a yaptıkları secdenin hakikati, emreden Allah’a bir ibadet ve Adem aleyhisselama bir ikramdır.

Yukarıda geçen izahtan, Kabe’nin etrafını dolaşmak, haceru’l-Esved’e el sürmek, onu öpmek ve üzerine baş koymak, onları tazım etmektir. Ne kabe’ye ne de hacerü’l-Esved’e yapılan şer’i bir ibadettir. Belki onları ziyaret edip tavaf eden kimsenin yaptığı, rububiyyetine inanıp kendisine bunu yapmaya emreden Aziz ve yüce Allah’a bir ibadettir. 

Şeriat’ta bir şeye yapılan bütün tazimler, ibadet etmek değildir ki, sirk olsun. Belki yapılması emir olunan ve yapılmasına teşvik edilen bazı tazimler, vacıb veya mendubtur. Bazısı mekruh veya haram, diğer bazısı mübahtır. Beraberinde rububiyyete ait hususlarından bir hususiyyet itikadi olmayan herhangi bir şeye tazımı ŞIRK değildir.

Bir şeyi tazım eden kimse, o şeyde rububiyyet hususlarından birisinin mevcut olduğunu itikat etmedikçe Şeriat’ta o kimse mezkur şeyin ibadetçisidir, diye iddia etmenin önemi yoktur. Şüphesiz ademoğlu, sağlam düşünce sahibi olduğu müddetçe, ancak rububiyyet vasfı kendisinde sabit olan zat, ibadete(tapınılmaya) müstehak olduğu, rububiyyet vasfı kendisinde bulunmayanın ibadete müstehak olmadığı akıllarında yerleşmiştir. Demek ki, Allah’ın kurduğu şeriatlarda ve insanların akıllarında yerleşen fikirde, rububiyyetin sübütü ile ibadet istihkaki, birbirlerinden ayrılmayan iki vasiftir!

Müşriklerin(Allah’a ortak koşanların), Allah’dan başka haklarında rububiyyet itikad ettikleri şeylerin ibadete müstahak olduklarına dair itikadları, rububiyyette ortaklık taslama temeli üzerine kurulmuştur. Bu itikadın temeli,düşünceden sıyrılıp yıkıldığı zaman, üzerine kurulduğu Allah’tan başkasına ibadete istihkak düşüncesi de yıkılır.

Müşrik kimse, Aziz ve yüce Allah’ın, rububiyyet vasfiyle münferi olduğunu teslim(Kabul) etmiyor ki, yalnız Allahü Teala’nın ibadete müstahak olduğunu Kabul etsin. Kendisinde Aziz ve yüce Allah’tan başkasının rububiyyet vasfiyle mutassif olduğu inancı bulunduğu müddetçe, o şeyin ibadete müstahak olduğuna da tabi olacaktır(inanacaktır).

İşte akıllı kimseler nezdinde, (bu nedenle) rububiyyet tevhidi ile uluhiyyet tevhidi, sübüt ve itikad bakımından mütelazım(birbirinden ayrılmıyan) iki vasıf oldukları açık bir gerçektir. Öyle ise Allah’tan başka bir Rab olmadığını ikrar eden kimse, O’ndan başkasının ibadete müstahak olmadığını itiraf etmiş ve anlamış demektir. İşte bu ikinci sık bütün Müslümanların kalbinde olan << LA İLAHE İLLALLAH( Allah’tan başka ilah yoktur!)>> kelime-İ tevhidin manasıdır!!

[Ebu hamid bin Merzuk, Bera’atu’l-Eş’ariyyîn, s.125-127]

Reklamlar
Categories: Müşrik-Mümin farkı, Tevessül-Teberruk-Istiğase-Himmet, Vehhabi Fitnesi | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Müşrikler hakkindaki ayetlerin müslümanlara yüklenmesi!!

“Allah’tan başkasını veli edinenler” âyet’i ;müşrikler içindir. Çünkü müşrikler, putlara taptıkları, putlardan yardım istedikleri gibi; putları evliya-dostlar edinirlerdi.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor (meâlen):

وَمَا كَانُوا أَوْلِيَاءَهُ إِنْ أَوْلِيَاؤُهُ إِلا الْمُتَّقُونَ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لا يَعْلَمُونَ

“Onlar, onun velileri değildir. Onun VELILERI sadece müttakilerdir. Fakat onları çoğu bilmezler.”
[el-Enfâl 8/34.]

وَاتَّبِعْ سَبِيلَ مَنْ أَنَابَ إِلَيَّ

“Bana yönelen kimsenin (kâmil Müminin) yoluna uy!”  [Lokmân 31/15.]

إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَالَّذِينَ آمَنُوا الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُمْ رَاكِعُونَ

“Sizin VELINIZ ancak Allah, onun peygamberi ve namaz kılan, zekât veren, rükû eden Müminlerdir.”  [el-Mâide 5/55]

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ

“Ey inananlar! Allah’tan sakının ve doğrularla beraber olun!”   [et-Tevbe 9/119]

Evet, Allah-u Teâlâ, başta veliler olmak üzere bilumum kâmil Müminlerle dost olmamızı emrediyor.

Allah Celle Celâlulû müşriklerin cansız putlarına da, bu ilmi verdim diyor mu? Demiyor! Ama Mümin kullarına şöyle buyuruyor:

إِنْ تَتَّقُوا اللهَ يَجْعَلْ لَكُمْ فُرْقَانًا

“Eğer takva üzere olursanız, Allah size furkan ve nur verir”  [el-Enfâl 8/29.]
“And olsun İsrâîl oğullarından sizden evvel gelip geçen insanlar içinde öyle kimseler vardı ki, onlar peygamberler (derecesinde) olmadıkları hâlde kendilerine haber ilham olunurdu. Eğer ümmetim içinde de bunlardan bir kimse bulunursa, o da Ömer (b. el-Hattab)’dir”
[Buhârî, Fazâilü’s Sahâbe: 6.]
Allah (Celle Celâluhû), bu ilmi Hazreti Ömer radıyallahu anh’a vermiş. Nitekim Ömer radıyallahu anh de, binlerce kilometre uzaklıktaki İran’ın Nihavend bölgesinde yenilmek üzere olan İslâm askerlerini ve askerlerden Sâriye’yi görmüş, “Sâriye dağa, dağa!” “Cebel, Cebel!” diyerek seslenip, uzaktan orduya yardım etmiştir.
[el-Beyhakî, Le’lekaide Şerhus-Sünnette İbn Merde Veyh el-İsabe, II, 3; İbn Kesîr, Tefsir Bidâye, VII, 131.]
“Elbette bunda basîret ve ferâseti olanlar için ibretler vardır.”  [el-Hicr 15/75]
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:

“Müminin ferâsetinden sakının. Çünkü o, Allah’ın nuru ile bakar.”

[Tirmizî, Tefsir: 16, (no: 3127), V, 298; Buhârî, et-Târîhu’l-Kebîr, (no: 1529), VII, 354.]
Yolda yürürken bir kadına bakan bir adam, Hazreti Osman (radıyallahu anh)’ın yanına girince, Hazreti Osman (radıyallahu anh):

— “Biriniz içeri giriyor ve iki gözünde zina eseri gözüküyor” der. Bunun üzerine adam:

— “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den sonra bir vahiy mi geliyor yoksa?” diye sorar. Hazreti Osman radıyallahu anh:

— “Hayır! Ancak Müminin feraseti vardır.” der.
[Nebhânî, Huccetullahi ‘ale’l-Alemîn, s. 862]
Allah Celle Celâluhû putlara furkan, nur, basiret ve ferâset verdim diyor mu?! Nasıl bu vasıflara sahip insanları putlarla kıyaslarsınız?!????!!!
Hazreti Peygamber’e sordular: ”Burada sözü edilen veliler kimlerdir, Ey Allah’ın Resulü?…”

Cevap şuydu: Velilerim o kimselerdir ki, görüldüklerinde Allah (Celle Celâluhû) zikredilir.

[Hakîm Tirmizî,, İbn Abbâs radıyallâhu anh’dan, Kenzül- Ummal:1/419, , h: 1783.]
Putu gördüğümüzde şirk akla geliyor. Siz nasıl olur da, görüldüğünde Allah Celle Celâluhû’nun zikredilmesine sebep olan insanı putlarla bir tutarsınız?!??

Demek ki âyette zikredilen “Allah’tan başka veliler”den kasıt, Müminler değildir. Putlar ve şirk koşulan diğer varlıklardır. Zaten âyet-i kerîme de, putperest müşrikler hakkında nazil olmuştur.  Ve tefsirlerdede bu velilerden kastin PUTLAR oldugu acikca soylenmistir.

Misal:
zümer suresi 3. Ayet: …. . O’ndan başka ve­liler edinenler….Kurtubi tefsirinde: Ondan başka veliler edinenler” buyruğunda velilerden kasıt putlardır.
zümer suresi 3. Ayet: …. . O’ndan başka ve­liler edinenler….Ibn Kesir tefsirinde: Onlar kendi kanılarına göre melek şeklini verdikleri PUTLARA yönelerek bu suretlere TAPINMAKTADIRLAR. Bu suretlere tapınmalarını meleklere tapınma derecesinde tutmaktadırlar.

Müşrikler icin inmis olan ayetteki gecen veli/dostlardan kastin PUTLAR oldugu ap acik meydandayken, bu velilerle(putlar) müslumanlarin veli olarak gordukleri nasil ayni kefeye koyulabilir?? Müşrikler ap acik taptiklarini ilan ederken,ve diger paylasimdaki tefsirdede gordugunuz gibi(http://www.facebook.com/photo.php?fbid=434442316589752&set=a.360875857279732.87180.213717701995549&type=1&theater,,,, http://www.facebook.com/photo.php?fbid=434538229913494&set=a.360875857279732.87180.213717701995549&type=1&theater) ,bir COK ILAHA TAPTIKLARI bildirildigi halde, nasil bunlari LA ILAHE ILLALLAH diyen müminlere yüklerler??? Hic bir sekilde Allahtan baskasina tapmiyan müslumanlara nasil olurda yuklerler??!!

Halbuki Allahu teala velileri icin ayetlerinde sunlari buyurmustur:

“İyi bilin ki, Allah’ın veli kulları için hiçbir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklar.
Onlar iman edip takvâya ermiş olanlardır.
Dünya hayatında da ahirette de onlar için müjdeler vardır. [yunus 62-63]

Öyle erler vardır ki, onları ne bir ticaret ne de bir alış-veriş zikrullahtan, namaz kılmaktan, zekât vermekten alıkoymaz. 
Onlar gönüllerin ve gözlerin halden hâle döneceği günden korkarlar.” (Nur: 37)

“Müminler içinde öyle erler vardır ki, Allah’a vermiş oldukları ahde sadâkat gösterirler. Onlardan kimi bu uğurda canını fedâ etti, kimi de bu şerefi beklemektedir.” (Ahzab: 23)

Onlar, onun velileri değildir. Onun VELILERI sadece müttakilerdir. Fakat onları çoğu bilmezler.” 
[el-Enfâl 8/34.]

Ve bunun gibi daha nice ayette gecen kisileri dost edinip HIC BIR SEKILDE BUNLARA TAPMIYAN ,LA ILAHE ILLALLAH”diyen ve herşeyin ALLAHIN IZNI ILE OLDUGUNA INANAN müminlerle, müşriklerin dost edinip taptiklari PUTLARLA nasil ayni kefeye koyulur??

Allah’ın yarattığı ekinlerle hayvanlardan Allah’a bir hisse ayırıp, boş düşüncelerine göre, bu Allah’ın diyorlardı, bu da ortaklarımız olan putların.  [En’am: 136]

kurtubi tefsiri enam 136:
Nihayet ken­dilerine ait olan malın bir bölümünü kendi zanlarına göre Allah’a, bir diğer bö­lümünü de putlara ayırdılar. Bu açıklamayı İbn Abbas, el-Hasen, Mücahid ve Katade yapmıştır, Yaptıkları açıklamalar anlam itibariyle birbirine yakındır.

Onlar, Allah’ın kendileri için yarattığının bir bölümünü Allah’a, bir bölü­münü de Allah’a ortak koştukları putlarına ayırmışlardı. Putlarına ayırdıkla­rı şey, putlara ve onların bakıcılarına harcanmak suretiyle tükenip bitti mi, bu sefer “Allah’a” diye ayırdıkları miktardan tamamlarlardı.

Ancak, misafirlere ve yoksullara harcayarak Allah’a ayırdıkları bölüm bit­ti mi, onun yerine putlara ayırdıklarından koymazlardı ve şöyle derlerdi: Al­lah’ın buna ihtiyacı yoktur, bizim koştuğumuz ortaklar ise fakirdir. Bu da on­ların cehaletlerinden kaynaklanıyordu ve asılsız iddialarından idi.

Asılsız iddia (zu’m) ise yalan demektir. Kadı Şüreyh der ki: Her bir şeyin bir künyesi vardır. Yalanın künyesi ise, İddia ettiler” tabirini kullan­maktır. Onlar, bu hususlarda yalan söylüyorlardı. Çünkü buna dair şer’i bir hüküm inmiş değildi.
Hangi müsluman bu müşriklerin yaptigi gibi Allaha böyle igrenc birsey yapar ve yapiyor??? Allahim müşriklerle, ve yanliz ve sadece sana tapan ve herseyi sadece ve sadece senden bilen kullarinla eş tutanları hidayete erdir yarabbim!!
“Onlar (müşrikler) bir hayâsızlık yaptıkları zaman: ‘Biz atalarımızı bunun üzerinde bulduk, Allah da bize bunu (fuhuşla ameli) emretti’ derler. O iman etmeyenlere söyle; Allah hiç bir zaman fahşâyı emretmez. Bilmeyeceğiniz şeyleri Allah’ın üzerine mi (atıp, iftira ederek) söylüyorsunuz.”  [el-A’râf 7/28.]

Onlara: ‘Allah’ın indirdiği hükümlere uyun!’ denildiğinde, onlar ‘Hayır biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız’ dediler. Ya ataları bir şey anlamamış, hakikati de bulamamış idiyseler?”[ el-Bakara 2/170.]

Acaba o bunca ilâhı tek bir ilâh mı yaptı? Muhakkak bu çok şa­şılacak bir şeydir.”[sad 38/5….Bu ayetin tefsiri yukardaki verilen linkte ve blogumuzda,bundan onceki iki paylasimda verilmistir–>https://islamkalesi.wordpress.com/2012/06/27/ibn-kesir-sure-sad-4-5-6-ayet-tefsirimusrikler-hakkinda/…..https://islamkalesi.wordpress.com/2012/06/27/imam-kurtubi-sad-suresi-4-5-ayet-tefsirimusrikler-bir-cok-tanriya-tapiyolardi/]
Simdi hangi akilli bir musluman,eger aklini yitirmemis ise MUSRIKLERLE muslumanlari bir tutabilir!???

Şimdi bide bu son ayeti(el-Bakara 2/170) muctehid imamlara veya bizden onceki alimlerin sozlerine uyanlara yapistiriyolar. Hemen bide onu acikliyalim insallah!

Bu ayetlerde müslúman olmiyanlar icin inmis ve müslümanlarin atalari hakkinda degildir!!!

Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun” dendiği zaman, “Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız dediler. Ya ataları bir şey anlamamış, doğruyu bulamamışlarsa? Kâfirlerin hali, bağırıp çağırmak dışında bir şey duymayan, yine de haykıran kişiye benzer. O kâfirler sağır, dilsiz ve kör oldukları için akledemezler.) [Bekara 170, 171]

diger ayetler:

-Kâfirler Allah’a karşı yalan uydururlar ve çoğu da akletmez. Onlara, “Gelin Allah’ın indirdiği Kitaba ve Resule uyun” denildiğinde, “Atalarımızın yolu bize yeter” derler; ya ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyse?) [Maide 103, 104]

Putperestler, Hud peygambere dediler ki:
(Sen bize tek Allah’a kulluk etmemiz ve atalarımızın taptıklarını [putları] bıraktırmak için mi geldin? Eğer sözünde sadık isen, tehdit ettiğin azabı getir.) [Araf 70]

Kâfirler, Peygamberlere dediler ki:
(Siz de bizim gibi bir insansınız. Siz bizi atalarımızın taptığı şeylerden [putlardan] döndürmek istiyorsunuz.) [İbrahim 10]
(Bu da aynen sizin gibi bir insandır. Size üstün ve hâkim olmak istiyor. Eğer Allah isteseydi, elbette [peygamber olarak] melekleri gönderirdi. Biz atalarımızdan böyle [bir Allah’a ibadet etmek diye] bir şey duymadık.) [Müminun 24]

-Hz. İbrahim putlara tapanlara dedi ki:
(Atalarınızın ve sizin neye taptığınızı şimdi gördünüz mü? Taptığınız putlar benim düşmanımdır. Dostum ancak âlemlerin Rabbidir.) [Şuara 75-77]
(Musa, kâfirlere apaçık mucizelerimizle gelince: [Kâfirler], “Bu uydurma bir sihirdir. Önceki atalarımızdan böyle [tek ilaha ibadet etmek diye] bir şey işitmedik” dediler.) [Kasas 36]
(Onlar [kâfirler] atalarını sapıklıkta buldular ve peşlerinden koşup gittiler.) [Saffat 69,70]
Bu ayetlerde goruldugu gibi MUCTEHID  ve bizden onceki ehli sunnet alimlerle hic bir alakasi yoktur.

Müslümanların ataları doğru yolda ise elbette uymak gerekir.

Nitekim Yakup aleyhisselam, ölürken oğullarına sordu: (Benden sonra kime kulluk edeceksiniz?) dedi. Oğulları dediler ki: (Senin ve ataların İbrahim, İsmail ve İshakın ilahı olan tek Allah’a kulluk edeceğiz.) [Bekara 133]

Hz. Yusuf da dedi ki: (Atalarım İbrahim, İshak ve Yakubun dinine uydum.) [Yusuf 38]

ve bir hadisi serifle noktaliyalim insallah

Ahir zamanda bazıları, sizin ve ATALARINIZIN yolundan ayrılıp, sünnetimden uzak kalacaklar, onlardan uzak durun.) [Müslim]

Hz. Ömer’in oğlu Hz. Abdullah’ın Haricîler hakkında buyurduğu gibi, “Gerçekte onlar müşrikler hakkında nâzil olan âyetleri Müslümanlar için kullanmışlardır” (Buhârî, İstitâbe, 6)

Allahim bu tür ayetleri hariciler gibi müşriklere yükliyenlerden bizi koru ve onlari hidayete erdir!!  

Categories: Müşrik-Mümin farkı, Tevessül-Teberruk-Istiğase-Himmet, Vehhabi Fitnesi | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

İmam Kurtubi sad süresi 4-5 ayet tefsiri(müşrikler bir cok tanriya tapiyolardi!!)

Bundan önceki paylaşımda İbn kesirin tefsirini verdik,müşrikler hakkında. Nasıl la ilahe illallah demeyi red edip, bir çok tanrıya taptıkarlını ve bazı sahsiyetlerin bunlarla, kelime-i tevhidi soyliyen muslumanlari nasıl ayni kefeye koyabildigini dile getirdik. Bunun şimdide diğer bir tefsirle paylaşıyoruz inşallah.

Hz. Ömer’in oğlu Hz. Abdullah’ın Haricîler hakkında buyurduğu gibi, “Gerçekte onlar müşrikler hakkında nâzil olan âyetleri Müslümanlar için kullanmışlardır” (Buhârî, İstitâbe, 6)


İmam Kurtubi, el-Camiu li Ahkâmi’l-Kur’an- sad suresi 4-5 ayetin tefsiri!

4. Kendilerinden bir korkutucu geldi diye hayret ettiler ve kâfirler: “Bu bir büyücü, bir yalancıdır” dediler.

5. “Acaba o bunca ilâhı tek bir ilâh mı yaptı? Muhakkak bu çok şa­şılacak bir şeydir.”
Said b. Cübeyr’in rivayetine göre İbn Abbas şöyle demiştir: Ebu Talib has­talandığında Kureyşliler onun yanına geldiler. Peygamber (sav) da geldi. Ebu Talib’in yanı başında bir kişinin oturacağı kadar bir yer vardı. Peygamberin oturmasını engellemek maksadı ile Ebu Cehil kalktı ve peygamberi Ebu Ta-lib’e şikayet ettiler. Ebu Talib: Kardeşimin oğlu, sen kavminden ne istiyor­sun? diye sordu. O da şöyle dedi: “Amcacığım! Ben onlardan sadece bir söz söylemelerini istiyorum. Bununla Araplar kendilerine boyun eğecek, Arap ol­mayanlar da onlara cizye ödeyecektir.” Ebu Talib: Bu söz nedir? diye sorun­ca, Peygamber: “LA ILAHE ILLALLAH’tir” diye buyurdu. Bu sefer Kureyşliler: “Acaba o bunca ILAHI tek bir ilâh mı yaptı?” dediler. İşte bunun üzerine on­lar hakkında Kur’ân-ı Kerim’in: “Sâd, çok şerefli Kur’ân’a andolsun! Aksine kâfirler büyüklük taslamakta ve muhalefet etmektedirler” buyruğu “…bu an­cak bir uydurmadır” (Sad, 38/1-7) buyruğuna kadar nazil oldu. Bu mana­da bu hadisi Tirmizı de rivayet etmiş olup “bu hasen, sahih bir hadistir” de­miştir

Yine denildiğine göre Ömer b. el-Hattab’ın müslüman olması Kureyşlile-re ağır gelmişti. Bundan dolayı Ebu Talib’in yanında bir araya gelip şöyle dediler: Bizimle kardeşinin oğlu arasında hüküm ver. Ebu Talib Peygamber (sav)’a haberci göndererek şöyle dedi: Kardeşimin oğlu! Bunlar senin kav­minden olan insanlardır. Senden adaletli davranmanı istiyorlar. Kavmine kar­şı büsbütün haksızlık etme. Peygamber: “Benden istedikleri nedir?” diye so­runca, şöyle dediler: Sen bizden BIZIM TANRILARIMIZDAN sözetmeyi bırak, biz de seni ilâhınla başbaşa bırakacağız. Bunun üzerine Peygamber (sav) şöy­le buyurdu: “Bana kendisi sebebiyle Araplara egemen olacağınız ve Arap ol­mayanların da size itaat etmelerini gerçekleştirecek tek bir söz söyleyemez misiniz?” Ebu Cehil dedi ki: Hay Allah iyiliğini versin. Bu sözü de, onun on mislini de senin için söyleriz. Bunun üzerine Peygamber (sav): “LA ILAHE ILLALLAH deyiniz” diye buyurunca, bu işi kabul etmeyip kalkıp gittiler ve: “Aca­ba o bunca ilâhı tek bir ilâh mı yaptı?” dediler. Bütün bu mahlukatı bir tek ilâh nasıl yönetebilir? Bunun üzerine yüce Allah haklarında bu âyet-i kerime­leri: “Onlardan önce Nuh’un kavmi… yalanladılar” (Sâd, 38/12) buyruğu­na kadar olan âyetleri indirdi

Categories: Müşrik-Mümin farkı, Tevessül-Teberruk-Istiğase-Himmet, Vehhabi Fitnesi | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

IBN KESIR sure Sâd 4-5-6 ayet TEFSIRI!(müşrikler hakkinda)

Müşriklerle, kelime-i Tevhid getirmiş olan müslümanlari ayni kefeye koyanlar bu tefsiri iyi okusunlar!! Bir çok TANRIYA TAPAN,kelim-i tevhidi INKAR EDEN müşriklerle, KELIME-I TEVHIDI getiren müslümanlari nasil bir kefeye koyarsiniz!!  Sonra bide derler onlarda BIR TEK ALLAHA inaniyolardi AMA bunun yaninda baska putlarada TAPIYOLARDI!!  Musriklerle muslumanlari nasil eşit tutuyolar TIPKI HARICILER GIBI!! 

Hz. Ömer’in oğlu Hz. Abdullah’ın Haricîler hakkında buyurduğu gibi, “Gerçekte onlar müşrikler hakkında nâzil olan âyetleri Müslümanlar için kullanmışlardır” (Buhârî, İstitâbe, 6)
———————— 

IBN KESIR sure Sâd 4-5-6 ayet TEFSIRI!

4  — Küfredenler  içlerinden bir uyarıcının   gelmesine şaşmışlardı da demişlerdi ki: Bu, çok yalancı bir sihirbazdır.

5  — TANRILARI bir tek tanrı mı kıldı? Doğrusu bu, şaşırtıcı bir şey.

6  — Onların elebaşlarmdan bir grup; yürüyün ve TANRILARINIZ üzerinde direnin. Şüphesiz ki bu, sizden istenen bir şeydir, diyerek kalkıp gittiler.
————–

Allah Teâlâ burada müşriklerin beşerden peygamber gönderilmesine şaştıklarını haber veriyor. Nitekim başka bir âyet-i kerîme’de: «İçlerinden bir adama: İnsanları uyar ve îmân edenlere Rabları katında yüksek bir makam olduğunu müjdele, diye vahyetmemiz insanların tuhafına mı gitti ki kâfirler: Bu, apaçık bir büyüdür, dediler,» (Yûnus, 2) buyururksn burada da şöyle denilmektedir : «Küfredenler içlerinden (ve kendileri gibi beşer olan) bir uyarıcının gelmesine şaşmışlardı da demişlerdi ki: «Bu, çok yalancı bir sihirbazdır. TANRILARI BIR TEK TANRIMI KILDI??» Tapınılacak ma’bûdun kendisinden başka ilâh olmayan BIR TEK ma’bûd olduğunu mu sanıyor? MÜŞRIKLER —Allah onlan kahretsin— BUNU INKAR ETMIŞLER, Allah’a şirk koşmayı terkettiği için ona şaşmışlardı. Putlara TAPINMAYI babalarından almışlar ve bu, kalblerine yerleşmişti. Allah Rasûlü (s.a.) kalblerinden bunu söküp atmaya ve vahdâ-niyyeti Allah’a tahsis etmeye çağınnca bunu büyük görmüşler, şaşmışlar ve şöyle demişlerdi: «TANRILARI BIR TEK TANRIMI KILDI?? Doğrusu bu, şaşırtıcı bir şey.» Onların elebaşılarından (büyükleri, reisleri ve efendilerinden) bir grup; Yürüyün ve (dininiz üzere devam edip) TANRILARINIZ üzerinde direnin.» Muhammedln sizi çağırmış olduğu TEVHIDE icabet etmeyin. «Şüphesiz ki bu, sizden istenen bir şeydir, diyerek kalkıp gifti-ler.» İbn Cerîr, «Şüphesiz ki bu, sizden istenen bir şeydir.» âyetinde der ki: Muhammed’in sizi tevhide çağırması ancak onun size karşı bir şeref ve üstünlük istemesinden, sizin içinizden kendisine tâbiler olmasını ar-zulamasındandır. Elbette biz bu konuda ona icabet edecek değiliz.

Bu  Ayetin Nüzul Sebebi:

Süddî der ki : Kureyş’ten birtakım kimseler toplandılar. Ebu Cehl İbn Hişâm, Âs İbn Vâil, Esved İbn Muttalib, Esved İbn Abd Yeğûs Ku-reyş’in yaşlılarından bir grup da içinde olarak onlara dâhildiler. Birbirlerine şöyle dediler: Haydin Ebu Tâlib’e gidelim, onunla bu konuda konuşalım. Bize onun hakkında adaletle hüküm versin ve o bizim ILAHLARIMIZA sövmeyi bıraksın, biz de onu ve tapınmakta olduğu ILAHINI bırakalım. Korkarız ki bu ihtiyar ölür, bizden ona (Muhammed’e) bir zarar ulaşır da araplar: Onu bıraktılar. Tâ ki (amcası) öldüğü zaman onu yakaladılar, diyerek bizi ayıplar, dediler. İçlerinden Muttalib adındaki bir adamı Ebu Tâlib’e gönderdiler, Ebu Tâlib’in yanma girmeleri için ondan izin istedi; bunlar kavminin ihtiyarları ve ileri gelenleridir. Senin huzuruna girmek için izin isterler, dedi. Ebu Tâlib: Onları yanıma getir, dedi. Ebu Tâlib’in yanına girince: Ey Ebu Tâlib, sen bizim büyüğümüz ve efendimizsiri. Kardeşin oğlu hakkında bize adaletle hükmünü ver; ona emret de ILAHLARIMIZA sövmeyi terketsin, biz de onu ve ILAHINI bırakalım, dediler. Ebu Tâlib Hz. Peygambere birisini gönderip çağırttı. Allah Rasûlü (s.a.) Ebu Tâlib’in yanına girince Ebu Tâlib: Ey kardeşim oğlu, bunlar senin kavminin ihtiyarları ve ileri gelenleridir. Senden ILAHLARINI sövmeyi bırakmanı istiyorlar. Onlar da seni ve ilâhını bırakacaklar, dedi. Hz. Peygamber: Ey amca, ben onları kendileri için en hayırlı olan bir şeye çağırmıyor muyum? diye sordu. Amcası: Onları neye çağırıyorsun? diye sordu da Efendimiz: Onlara öyle BIR KELIME söylemelerini teklif ediyorum ki bütün araplar bu kelime ile onlara boyun eğecek ve onlar bu kelime ile Acem’e sahip olacaklar, dedi. Grubun içinden Ebu Cehil: Baban aşkına, nedir o kelime? Biz, HEM O KELIMEYI HEM DE ON MISLINI SÖYLEMEYE HAZIRIZ, dedi. Allah Rasûlü: ALLAHTAN BASKA ILAH YOKTUR, dersiniz, buyurdu. Ebu Cehil yüzünü çevirip: BUNDAN BASKA BIRSEY ISTE dedi. Hz. Peygamber: Güneşi getirip avucuma koysanız bile sizden BU KELIMENIN DISINDA BASKA BIRSEY ISTEMIYORUM, buyurdu. Öfke içinde yanından kalktılar. Allah’a yemîn olsun ki HEM SANA, hem de sana bunu emreden ILAHINA küfredeceğiz (söveceğiz) diyorlardı. «Elebaşlarından bir grup; yürüyün ve TANRILARINIZ üzerinde direnin. Şüphesiz ki bu sizden istenen bir şeydir, diyerek kalkıp gittiler.» Hadîsi îbn Ebu Hatim ve İbn Cerîr rivayet ediyorlar. İbn Cerîr’in rivayetinde şu fazlalık vardır: Onlar çıktıkları zaman Allah Rasûlü (s.a.) amcasını «ALLAHTAN BASKA ILAH YOKTUR demeye davet etti de Ebu Tâlib bunu kabul etmeyerek: Aksine, ihtiyarlann dini üzere (yim), dedi. Bunun üzerine «Muhakkak sen her sevdiğini hidâyete erdiremezsin.» (Kasas, 56) âyeti nâzü oldu.

 

Ebu Ca’fer İbn Cerîr der ki: Bize Ebu Küreyb ve İbn Vekî’in… İbn Abbâs’tan rivayetine göre o, şöyle anlatıyor: Ebu Tâlib hastalandığı zaman Kuieyş’ten bir grup yanına girdiler. Ebu Cehil de aralarındaydı. Şüphesiz senin kardeşin oğlu bizim ilâhlarımıza sövüyor, şöyle şöyle yapıyor, şöyle şöyle söylüyor. Ona birisini göndersen de bundan men’et-sen, dediler. Ebu Tâlib Hz. Peygambere haber gönderdi de Efendimiz (s.a.) geldi, eve girdi. Onlar ile Ebu Tâlib arasında bir kişi oturacak kadar bir boşluk vardı. ^Ebu Cehil Hz. Peygamberin Ebu Tâlib’in yanına oturmasından ve Ebu Tâlib’in de ona karşı şefkatli ve yufka yürekli olmasından korkarak yerinden sıçradı ve o boş yere oturdu. Allah Rasûlü (s.a.) amcasının yakınında oturacak bir yer bulamadı ve kapının yanına oturdu. Ebu Tâlib kendisine: Ey kardeşim oğlu, senin kavmine ne oluyor da senden şikâyet ediyorlar? Senin onların ilâhlarına sövdüğünü, şöyle şöyle söylediğini sanıyorlar? dedi. Onlar Hz. Peygamber hakkında sözlerini çoğalttılar. Allah Rasûlü (s.a.) konuşmaya başlayıp: Ey amca, ben onların BIR TEK KELIME söylemelerini istiyorum. O kelimeyi söyledikleri takdirde araplar onlara boyun eğer ve bu kelime ile acemler kendilerine cizye verir, dedi. Hemen onun söyleceğine kulak kesilerek : Bir tek kelime mi? Evet, baban aşkına on kelime bile olsa (söyleriz) nedir o kelime? dediler. Ebu Tâlib: Ey kardeşim oğlu, nedir o kelime? dedi. Allah Rasûlü: «ALLAHTAN BASKA ILAH YOKTUR.» kelimesidir, buyurdu.
Bağrışarak ve elbiselerini sükerek kalktılar. «TANRILARI BIR TEK TANRIMI KILDI? Doğrusu bu, şaşırtıcı bir şey.» diyorlardı. İşte bunun üzerine buradan itibaren «Hayır, onlar henüz azabımı tatmamışlardı.» âyetine gelinceye kadarki âyetler nazil oldu. Hadîsin lafzı Ebu Küreyb’indir. İmâm Ahmed ve Neseî de hadîsi Muhammed İbn Abdullah İbn Nemîr kanalıyla… Abbâd —Abbâd’m babasının ismi verilmiyor— dan yukar-dakine benzer şekilde rivayet etmişlerdir. Tirmizî, Neseî, İbn Ebu Hatim ve İbn Cerîr hadîsi tefsirlerinde Süfyân es-Sevrî kanalıyla… İbn Abbâs’tan rivayetle yukardakine benzer şekilde zikretmişlerdir. Tirmizî, hadîsin hasen olduğunu söyler.

Categories: Müşrik-Mümin farkı, Tevessül-Teberruk-Istiğase-Himmet, Vehhabi Fitnesi | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Imam Muhammed Mayarrah(ra) ve Akidesi!!


Hamd Allaha,Salat ve selam onun Resulune(s.a.s),Ehli Beytine(a.s) ve şerefli sahabilerine(r.a) olsun!

Değerli kardeşlerimiz,Ehli Sünnetin temel akidelerini açiklamakla vehhabi zihniyyetine cevap vermeye devam ediyoruz.Gördüğünüz resim Maliki mezhepinin büyük alimlerinden Muhammed Mayarrahin(r.a) “Ed Durrut Temin vel Mavridul Main” adli kitabin 32-33 sayfalaridir.Bu sayfalarda Imam Muhammed(r.a) diyor ki:

« أَجمعَ أَهْلُ الحَقِّ قَاطِبَةً على أنَّ الله تَعالى لاجِهَةَ له، فلا فوقَ ولا تحتَ ولايمينَ ولا شمالَ ولا أمامَ ولا خَلْفَ »

Ulema(ilim ehli) Allahin (belli bir)yönünün,sağinin,solunun,önünün,arkasinin,yukarisinin,aşağisinin bulunmadiğina dair icma etmişlerdir.

Categories: Istiva/Itikat, Istiva/tevil | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Imam ahmed ibn Hanbel(ra) ve Tevil

Hamd Allaha,Salat ve selam onun Resulune(s.a.s),Ehli Beytine(a.s) ve şerefli sahabilerine(r.a) olsun!

Sevgili kardeşlermiz,Mücessime firkasi vehhabilerin kendilerini ehli sünnete nispet ettikleri hatta kendilerinin İmam Ahmed bin Hanbelin(r.a) yolunda gittiklerini iddia etmekdedirler.Hanbeli mezhepiyle vehhabi akidesi arasindaki farkliliklari ve imam Ahmedin(r.a) akidesinin ne yönde olduğunun belgelerini sizinle paylaşicağiz.Gördüğünüz resim İmam İbni Kesirin(r.a) “El Bidaye ven Nihaye” isimli kitabinin 10-cu cildinin 327-ci sayfasidir.Bu sayfada şu sözler geçiyor:

“Imam Beyhaki “Menakibu Ahmette”,Hakimden,O Amr bin Semmaktan,O da Hanbel Ibnu Ishaktan(Ahme bin Hanbelin Kardeşi oğlu) rivayet etmişdir ki;Ahmed Ibni Hanbel “Rabbin geldi”(fecr 22) ayetini “Rabbinin sevabi geldi” şeklinde tevil etmişdir.Sonra Beyhaki şöyle demiştir:Bu üzerinde toz bulunmayan,sağlam bir isnaddir”

Categories: Istiva/Itikat, Istiva/tevil | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Imam Ebu Bekr el Minkari(ra) ve istigase

Hamd Allaha,Salat ve selam onun Resulune(s.a.s),Ehli Beytine(a.s) ve şerefli sahabilerine(r.a) olsun!

Değerli kardeşlerimiz,Vehhabi akidesine ehli sünnet kaynaklari ile cevap vermeye devam ediyoruz.Gördüğünüz resim İmam El Cevzinin(r.a)-(İbni Teymiyyenin öğrencisi İbni Kayyim el Cevziyle kariştirilmamalidir)-“Kitab el Vefa” isimli eserinin 818-ci sayfasinda bulunan 1536 numarali hadisdir.Bu sayfada İmam Cevzi(r.a) şunlari yaziyor:

“Ebu Bekr el Minkari anlatıyor; “Ben, Taberani ve Ebu el Şeyh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Harem’inde idik. O günü çok aç idik.Tüm günü bir lokma bile yememiştik.İşa Namazi vakti Rasulallahin(s.a.s) mezarinin yanina gelip dedim ki,”Ya Rasulallah(s.a.s),biz açiz,biz açiz”.Sonra geri döndüm Ebu el Şeyh bana dedi ki,otur.Yemek olmasa açliktan ölücez.Ben ve Ebu El Şeyh uyuduk.Teberanide uyanik idi ve yiyecek birşeyler ariyordu.Derken Bir Alevi(Hz.Alinin(r.a) torunlarindan biri) yaninda iki çocukla kapiyi vurdu,çocuklarin birinin elinde palmye lifinden dokunmuş içi yiycekle dolu bir sebet vardi.Biz oturduk ve yiycekleri yedik.Geride kalan şeyleri çocuğun geri götüreceğini düşündük fakat o, onlarin hepsini bize birakti.Biz Yemeyimizi yeyip bitirdikten sonra Alevi dedi:”Ey insanlar,sizler Allah Rasulune(s.a.s) şikayetmi etdiniz?Onu(s.a.s) Rüyamda gördüm ve size yiyecek birşeyler getirmemi emrettiler”

Categories: Istigase, Kabir ve ruh, Tevessül-Teberruk-Istiğase-Himmet | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Dirilerle tevessül olur diyip,ölüp gitmislerle olmaz diyenlere hitaben!

Ehli sünnete göre peygamber(sallallahü aleyhi vesellem) e hayatında ve vefatından sonra tevessülde bulunmak caizdir. Resulullahdan başka diğer Peygamberlerle ve iyi kimselerle de tevessülde bulunmak caizdir.

çünki biz Ehli sünnet olarak ortağı olmayan Allah’dan başka hiç bir varlığın, hiç bir şeye tesir edeceğine, yaratacağına, icad edeceğine, yok edeceğine, fayda ve zarar vereceğine inanmıyoruz! Ne Peygamberin ne de diğer ölü ve dirilerin fayda veya zarar vereceğine de inanmıyoruz.

Peygamberlerle veya salih kimselerden herhangi biriyle tevessülde bulunmak aynı şeydir. Ölü olmalarıyla diri olmaları arasında hiç bir fark yoktur!

Zira her iki halde de hiç bir şeyi ne yaratabilirler, ne de hiç bir şeye tesir edebilirler. Yok etmek ve yaratmak , zarar ve fayda vermek ancak ortağı olmayan ve tek olan Allah’a aittir.

ölüler ve diriler arasını ayırt edip de, yalnız dirilerin tesirine inananlar ise büyük bir kuruntu içindedirler.

Biz diyoruz ki her şeyi yaratan Allah’dir, size ve yaptıklarınızı yaratanda Allah’dir.

Yalnız dirilerle tevessül caiz diyenler, dirilerin Allah’dan başka herhangi bir şeyde tesirleri olacağına mı inanıyorlar!!

Böylece tevhid akidelerine kendileri sirki sokuyorlar ve bir de başkalarının sirke düştüklerini, kendilerinin ise tevhidin koruyucuları olduklarını iddia ediyorlar. İşte bu açıkça bir yalan ve iftiradır!

[es seyyid ahemd bin zeyni dehlan, degerli inciler, sayfa 42-43]

Categories: Tevessül, Tevessül-Teberruk-Istiğase-Himmet | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Allahin mekandan ve zamandan münezzeh olduguna bilimsel aciklama!!

Vehhabiler Allaha mekan isnad etmeleri ve bunu batıl oldugunu bir astrofizikci bile anlamis ama bazi sahsiyetler kavriyamamis. Simdi bu astrofizikcinin dedigini ve bununla beraber bizim alimlerimizden bir kac delil ile destekliyelim insallah

Hem maddeyi hem de zamanı yaratmış olan, yani her ikisinden de bağımsız bir varlık olmalıdır. 
Ünlü Amerikalı astrofizikçi Hugh Ross bu gerçeği şöyle açıklar:

Eğer zaman ve madde, patlamayla birlik te ortaya çıkmışsa, o zaman evreni meydana getiren “nedenin”, evrendeki zaman ve mekandan tamamen bağımsız olması gerekir!!

[Hugh Ross, Cosmos and the Creator, 1993, s. 112]

Bu astrofizikc bu evreni ve herseyi meydana getiren “nedenin” mekandan ve zamandan bagimsiz oldugunu savunuyor, ki bu astrofizikcinin meydana getiren “neden”olarak adlandirdigi seye biz ALLAHHHHHH  diyoruz!!

bunu bide bira kac  ehli sunnet alimleri tarafindan destekliyelim insallah:

1-Abu Mansur el Bağdadi El farku Beynel Firak adlı kitabında söyle demişti
Onlar (alimler) O’nun mekansız var olduğu ve üzerinden zaman geçmediği hususunda birlleşmişlerdir (icmaa meydana gelmiştir )
Allah Ondan razı olsun Müminler Emiri Ali şöyle demiştir : ” Allah arşı Kudretinin Azametini Göstermek için yaratmıştır. Kendine mekan edinmek için değil” Yine O, Şöyle demiştir: ” O ( Allah ) herhangi bir mekan yok iken vardı. O şimdi de ( mekanları yarattıktan sonra da ) ezelde olduğu gibi vardır. (mekansızdır)”

2-İmam-ı Azam Ebu Hanife rahimehullah el-Fıkhu’l Ebsat‘ta Allah-u Teala nerededir? sorusuna Yaratılmadan önce mekan yoktu,halbuki Allah vardı. Mahlukattan hiçbiri yokken , ”nerede” mefhumu mevcut değilken Allah vardı. O her şeyin yaratıcısıdır ” cevabının verilmesini ister.

3- Maliki mezhepinin Büyük alimlerinden Şeyh Ebu Velid Muhammed ibni Ahmet İbn Rüştün(r.a) “El Medhal” isimli kitabinin 3-cü cildinin 181-ci sayfasinda  diyor ki:

« فلا يقال أين ولا كيف ولا متى لأنه خالق الزمان والـمكان »

“Zamanin ve Mekanin yaradicisi hakkinda nerde?nasil?ve ne zaman? sorulari sorulmaz”

bunun hakkinda istiva/itikat basligi altinda bir cok delil sunduk. Zamanla yenilerini eklicez insallah 

Categories: Istiva/Itikat, Istiva/tevil, Vehhabi Fitnesi, Vehhabilik(tarih-hadis-alimler) | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Imâm Bin Furak : « Allâh bir mekanda cisimlesmez »

« لا يجوز على الله عز وجل الحلول في الأماكن لاستحالة كونه محدودًا ومتناهياً وذلك لاستحالة كونه مُحدَثاً »

« Muskilu’l-hadîs » kitâbinda (sayfa 74), imâm Bin Furak söyle buyuruyor :
« Allâh’in mekanlarda cisimlesmesi imkânsizdir, Kendisi sinirli veya sona ermesine imkânsiz oldugu için, ve kendisi hayâta girmesi imkânsiz oldugu için »

Categories: Istiva/Itikat, Istiva/tevil | Etiketler: , , , , , , , , ,

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.