Ölüler isitir! Rum suresi 52. ayet tefsiri!

Ölülerin işitmediğine dair getirdikleri delil,Rum suresinin 52. ayeti.
52.. Tabiidir ki sen ölülere katiyyen işittiremezsin; dönüp giden sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.Bu ayeti delil vererek bakin ayet nediyor,ölülere isittiremezsiniz diyor iste derler.

Biz bu ayeti kendi kafamiza göre degilde tefsirinle aciklama getirelim insallah..

Hz. Peygamber (S.A.)’İn, Davetinden Yüzçevrilmesine Karşı Teselli Edilmesi:

52- Sen hiç şüphesiz ölülere duyuramazsın. Arkalarını dönüp giden sağırlara da (bu daveti) duyuramazsin
53- Sen kör olanları sapıklıklarıntan kurtarıp hidayete erdiremezsin. Sen (davetini) ancak müslüman olarak ayetlerimize iman edenlere duyurabilirsin.

Belagat:

“Sen hiç şüphesiz ölülere duyuramazsın.” istiare-i tasrihiyyedir. Kâfirler Nebevî risaletin delillerini ibret ve öğütleri anlama ve düşünme şeklinde bir dinleme ile dinlememeleri hususunda sağırlara ve ölülere benzetilmektedir.

Kelime ve İbareler:

“Sen hiç şüphesiz ölülere duyuramazsın.” Düşünüp ibret almak için dinlemelerini temin edemezsin. Çünkü onlar duyularını Hakk’a kapatmışlardır.
“Arkalarını dönüp giden sağırlara da duyuramazsın” Son derece imkânsız olduğunu göstermek için arkalarını dönüp gitme kaydını koymuştur. Çünkü sağır, dinlemek için muhataba yöneldiği zaman sözü duymasa da dilin bazı hareketleri vasıtasıyla birtakım şeyleri anlayıp yararlanabilir.
“Sen kör olanları sapıklıklarından kurtarıp hidayete erdiremezsin.” Kâfirler görme duyusunun gerçek maksadını kaybettikleri için “kör” diye adlandırılmışlardır.
“Sen ancak müslüman olarak” kendilerine emrettiğin şeye boyun eğen ihlaslı kimseler olacak “ayetlerimize” Kur’an’a “iman edenlere,” müminlere “duyurabilirsin.” Kabul ettirebilirsin. Çünkü onların iman etmiş olmaları, onların lafzı öğrenmelerine ve manayı düşünmelerine sevkeder.

Ayetler Arası İlişki:

Tevhidin ve dirilişin delillerini, peygamberlerin vazifelerini, vaad ve vaîdi, Hz. Peygamber (s.a.)’in davetinden yüzçevirilmesi durumunu beyan ettikten sonra; Rabbi, peygamberinin gördüğü Hak’tan yüzçevirilmesi ve inatçılıkta devam edilmesi karşısında onu teselli etti.
Müşrikler, hidayet delillerini ibret alma ve düşünme anlamındaki dinlemeye istidatlı olmamaları sebebiyle ölülere, sağırlara ve körlere çok ben-ziyorlardı. Kendilerine benzetilen kimseler yüzçevirme derecelerine göre sıralama yapılmıştır. Kör olan kimse pek çok şeyi idrak edip anlar, ama onu irşad etmek zordur. Sözü sadece işaretle anlayan sağır kimseyi irşad etmek çok daha zordur. ÖZünün irşad edilmesi ise imkânsızdır.

Açıklaması:

“Sen hiç şüphesiz ölülere duyuramazsın. Arkalarını dönüp giden sağırlara da duyuramazsın.”
Ey peygamber! Tevhid ve diriltmeye kadir olma delillerini beyan ettikten, müşrikleri tehdit edip vaidde bulunduktan sonra, müşriklerin senin davetinden yüzçevirmelerinden dolayı üzülme ve telaşa kapılma. Çünkü sen ölülere bir şey anlatamazsın, ya da onların ibret alma ve düşünme amacıyla seni dinlemelerini temin edemezsin. Sen bu davetini işitmeyen ve aynı zamanda bununla birlikte sana arkalarını dönen, senin sözüne ve hidayetine yönelmeyen sağır kimselere de bu davetini duyuramazsın.
Onlar dış görünüş itibariyle işitmelerine rağmen kabirlerdeki ölülere benzerler. Hidayet yollarını kapattıkları ve Hak sözü duymamak için arkalarını döndükleri ve seni anlamak ve idrak etmeye istidatları da bulunmadığı için işitme duyusunu kaybeden sağırlar gibidir. Onlar aynı zamanda körlere benzerler. Nitekim şöyle buyurulmaktadır:
“Sen kör olanları sapıklıklarından kurtarıp hidayete erdiremezsin.” Yani hakkı görmeyenleri hidayete erdirmek ve onları sapıklıklarından çevirmek senin gücünün yeteceği şeyler değildir. Hidayete erdirmek Allah’a aittir. Zira O, kudretiyle dilerse ölülere dirilerin seslerini işittirir. Dilediğini hidayete erdirir, dilediğini saptırır. Bu O’ndan başka hiçbir kimsenin hakkı değildir. Bu sebeple Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur:
“Sen ancak müslüman olarak ayetlerimize iman edenlere duyurabilirsin. ” Yani ey Rasulüm! Sen istifade etmeye sebep olacak bir duyuruyu, sadece Kur’an’ı ve Kur’an’ın ihtiva ettiği tevhid delillerini ve herşeye muktedir olan ilâhî kudretin delillerini tasdik eden mümin kişiden başkasına yapamazsın. Mümin Allah’ın ayetleri kendisine okunduğu zaman bunları düşünür ve anlar; bunlara yönelir, bu ayetlerde yer alan hususlarla amel eder, nehyedilen hususlardan da uzaklaşır. Bunlar müminlerdir. Yani emrettiği ve nehyettiği hususlarda Allah’a itaat eden, emrine icabet edip boyun eğen kimselerdir. Onlar Hakkı duyan ve Ona tâbi olan kimselerdir.

Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler:

Bu ayetler aşağıdaki hususları açıklamaktadır:
1- İnkarcılıkta geçmişlerini taklit etme alışkanlığına kapılan, akılları dumura uğrayan, basiretleri körleşen inatçı ve gururlu müşriklerin hidayete ermesine hiçbir imkân ve ihtimal yoktur.
2- Ancak Allah’ın öğütlerini; tevhid delillerine kulak veren, hidayet delilleri ortaya konduğu zaman hidayeti kabul etmeye müsait olan müminlere duyurmakta fayda vardır.
3- “Sen hiç şüphesiz ölülere duyuramazsın.” ayetinden maksat düşünme, anlama ve ibret alma manasındaki duymadır. Bu ayet Sünnet-i Nebe-viyye’de ölülerin, dirilerin sözlerini duyabileceği şeklindeki sabit ve sahih hadislerle çelişki teşkil etmemektedir.
Abdullah b. Ömer (r.a.)’in rivayet ettiğine göre Peygamberimiz (s.a.) Bedir kuyusuna atılan ölülere savaştan üç gün sonra hitap etmiş, onları azarlamış ve tekdir etmişti. Hatta Hz. Ömer (r.a.) Peygamberimiz’e:
– Ya Rasulallah! Kokmuş, cifeler haline gelen topluluğa ne diye hitap ediyorsun? demiş. Efendimiz:
– Nefsimi kudretinin elinde tutan Allah’a yemin olsun ki, siz benim söylediklerimi onlardan daha iyi işitemezsiniz. Fakat onlar cevap veremezler, demişti.
Bu pek çok delille teyid edilen sahih bir haberdir. Bunlardan biri İbni Abdülberr’in, sahihtir, diyerek İbni Abbas (r.a.)’den -merfû- olarak rivayet ettiği şu hadis-i şeriftir: “Bir kimse dünyada tanıdığı birinin kabrine uğrayıp selâm verirse, Allah o kabir sahibine ruhunu iade eder, o da selâm alır.” Yine Peygamberimiz (s.a.)’den ümmetine kabir ehline selâm veriş şeklini tarif ederken dirilere hitap eder gibi: “es-Selâmü aleyküm yâ dara kavmin müminin” (Ey mümin topluluğunun yurdu! Allah’ın selâmı üzerinize olsun) demeleri sabit olmuştur.
Bu, duyan ve anlayan kimseye yapılan hitap şeklidir. Bu hitap olmasaydı tamamen yok olan ve cansız olana hitap makamında olurdu.
İbni Ebi’d-Dünya’nm Hz. Âişe (r.a.)’den rivayet ettiğine göre Peygamberimiz (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Kardeşinin kabrini ziyaret edip onun yanında oturan hiçbir kimse yoktur ki kabir sahibi ondan memnun olmasın ve kalkıncaya kadar ona cevap vermesin.”
Ebu Hüreyre (r.a.) diyor ki: “Kişi tanıdığı birinin kabrine uğrar, ona selam verirse, o da onun selâmını alır.”
Selef âlimleri bu hususta icma etmişler, ölülere selâm verilmesini meşru’ olarak kabul etmişlerdir.
Kabir sahiplerinin bu durumu hissettiklerine ve selâm vereni bildiklerine delâlet eden, Müslim’in Büreyde’den rivayet ettiği hadis-i şerife göre Peygamberimiz (s.a.)’in ümmetine, kabirleri gördükleri zaman şöyle demelerini öğretmiş olmasıdır: “es-Selâmü aleyküm ehle’d-diyari mine’l-müminin … Ey müminler diyarının halkı! Allah’ın selâmı üzerinize olsun. Biz de inşaallah size katılacağız. Allah bizden ve sizden önce gelenleri de, sonra gelecek olanları da rahmetine nail eylesin. Biz bizim ve sizin için Allah’tan afiyet niyaz ediyoruz.”
Bütün bunlar mezarlıklarda, duyan, hitap edilen, anlayan ve her ne kadar selâm veren kimse işitmese de, selâma cevap veren bir varlığa selâm verildiği, hitap edildiği ve nida edildiğine delâlet etmektedir.

[Tefsir’ül Münir]

Reklamlar
Categories: Ölüler işitir-Ruh ölmez, Kabir ve ruh | Etiketler: , , , , , , ,

Yazı dolaşımı

Yorumlar kapatıldı.

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: