Posts Tagged With: kabirler

Muhammed bin Abdülvahhab’ın naklettiği kabir ehline ait kerametler

Ümmetin âlimleri, selefi salihinden -radıyallâhu anhum- bazı zatların vefatlarından sonra vuku bulan kerametlerini aktarmışlardır. Bu olaylar, gözleriyle gören güvenilir insanlardan güvenilir başka insanların rivayet etmeleriyle bizlere ulaştırılmıştır. Merhum Şeyh Muhammed bin Abdülvahhab’ın ‘Muhammed bin Suud” üniversitesi yayınları arasında ‘tüm eserleri’ başlığı altında yayınlanan “Ahkâmu Temenni’l-Mevt” adlı eserinde naklettiği bazı kerametleri burada aktarmak istiyoruz.
Kabir ehlinin namaz kılması:

Ahmed bin Affan’ın Hammad’tan onun da Sabit’ten rivayet ettiğine göre Sabit şöyle demiştir: “Allah’ım! Eğer birisine kabirde namaz kılma imkânı verdiysen bana da o imkânı ver” diye dua etmişti. Ebû Naim’in, Cabir’den yaptığı bir nakilde anlattığına göre Cabir: “Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a yemin ederim ki; yanımda Hamid et-Tavil de vardı. Sabit el-bennani’yi kabrine koymuş, kabrin üstünü tuğlayla örmüştük. O esnada bir tuğla düşmüş ve mezarın içini görebilmiştim; o kabrinde namaz kılıyordu.”

 

Kabir ehlinin Kur’an okuması:

Ebû Naim ve İbni Cerir’in, İbrahim bin el-Mihlebi ‘den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “Bana seher vakti gezinen bazı kimseler
anlattı ki: “Cebbane’de Sabit ei-Benani’nin kabrine uğradığımızda oradan gelen kuran sesleri işittik.” Tirmizi’nin ‘hasen ‘ senetle İbni Abbas -radıyallahu anh-‘t an nakletmiştir:
“Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in ashabından bazıları bir gün çadırlarını farkında olmadan bir kabrin üzerine kurmuşlardı. O gün bir sesin Mülk suresini sonuna dek okuduğunu işittiler. Gelip bu haberi Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e haber verdiklerinde 0:
“O sure, onu kabir azabından koruyan ve kurtarandır ” diye cevap vermişlerdi. Nesai ve Hakim’in Hz. Ayşe -radıyallahu anha- ‘den naklettiğine göre o şöyle demektedir: “Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellemşöyle buyurmuştur

“Uyuduğumda kendimi cennette gördüm. -Nesai, “cennete girdim ” ifadesini aktarmaktadır- Kur ‘an okuyan birisinin sesini duydum
ve “bu kimdir ” diye sordum. Bana “Harise bin Numan ” diye cevap verdiler. Sonra Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-:

“İyilik böyledir, iyilik böyledir, iyilik böyledir. ” buyurdular. Harise, annesine herkesten iyi davranıyordu.

İbni Ebi Dünya, Hasan’dan rivayet eder: “Bize şu haber ulaştı ki; “Bir insan Kur’an’ı ezberlemeye kalkar ve ezberleyemeden ölürse
hafızlar, onun hafız olmaları için kabirde memur edilir ki kıyamet günü o da hafız olanlarla haşrolunsun.”

Kabir ehlinin birbirini ziyaretleri:

İbni Ebi Şeybe, İbni Sirin’den rivayet eder. O şöyle derdi: “Kişi öldüğünde güzel kefenlenmelidir. Zira onlar kefenliyken birbirlerini
ziyaret etmektedirler” İbni Ebi Üsame “Müsned”inde bu manada ‘Merfu ‘ senetle başka bir rivayette bulunmuştur. Oradaki ifadeler şu şekildedir: “Kabirlerinde birbirlerini ziyaret için yarışırlar.”  “Sizden bir kimse kardeşini defnedeceği zaman güzelce kefensin ” şeklinde bir hadis nakleder İmam Müslim. Tirmizi, İbni Mace, Muhammed bin Yahya el-Hemedani’de “Sahih”inde Ebu Katade’den ‘merfu ‘ olarak şöyle rivayet etmişlerdir:”Sizden bir kimse kardeşini defnedeceği zaman güzelce kefenlesin Zira onlar kabir/erinde birbirlerini ziyaret ederler. ”

Bir ölü vasıtasıyla berzah alemine bir şey göndermek: 

İbni Ebi Dünya, Raşid bin Sa’d’tan ‘la be ‘se bih ‘ bir senetle rivayet etmiştir: “Bir adamın karısı vefat etmişti. Rüyasında bazı vefat
etmiş kadınları görmüş, aralarında hanımını görememişti. Onlara karısından sormuş, onlarda: “siz onun kefenini eksik yapmışsınız. Bu
yüzden bizimle gezinmeye utanıyor” diye cevap vermişlerdi. Uykudan kalkınca Nebi -sallallahu aleyhi ve selllem-‘ e giderek durumu anlatmış O -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Güvenilir bir yol var mı bir bakın ” diye buyurmuştu. Ensar’dan ölümü yakında beklenen bir kimseye durum anlatılmış o da: “Eğer birkimse ölüye bir şey ulaştırabiliyorsa ben ulaştırırım” diye cevap vermişti.`O zat vefat edince onun kefenine hanımına iletmesi için, içinde zaferarı otu olan iki elbise koymuşlardı. Adam, rüyasında, hanımını yolladığı elbiselerle diğer kadınların arasında gezerken görmüştü. İbni Cevzi, Muhammed bin Yusuf el-Fereyabi’den rüyasında, kefeni yüzünden annesinin sıkıntı çektiğini gören kadının kıssasını nakleder. Kadının ölen annesi, kızının rüyasına girmiş ve: “bana bir kefen alın ve falan kadın buraya gelecek onunla bana gönderin” demişti. ‘ Ne yapacakları hususunda kendisine danıştıklarını aktaran Muhammed bin Yusuf el-Fereyabi şöyle anlatır: “Onlara: “Onlar kefen/eri içinde birbirlerini ziyaret ederler” hadisini hatırlatarak bir k efen almalan gerektiğini söyledim.” Kefeni verin dediği kadın, kızın annesinin söylediği zamanda vefat etmiş, akrabaları da kefeni onun yanına koymuşlardı.”


Kabiriere inen nur:

İbni Ebi Dünya, Ebu Üsame’nin arkadaşı Ebu Galib’ten şöyle bir rivayet yapar: “Şam’da ölümü yaklaşan bir genç amcasına: “öldüğümde
eğer Allah beni annerne havale ederse annem bana nasıl muamele eder?”diye sormuştu. Amcası: “vallahi o seni cennete atar” diye cevap vermiş, genç: “vallahi Allah, benim annemden daha merhametlidir” diye karşılık vermişti. Bir süre sonra çocuk vefat etmişti. Bende defnederken amcası ile onun kabrine inmiştim. Kabrinde tuğla örerken bir tuğla düşmüş. Düşen tuğladan kurtulmak için amcası geri sıçrayarak kuıtulabilmişti. “Durumun nedir” diye sorduğumda, düşen tuğla yüzünden açılan boşluktan içerisini gören amcası: “kabrinin içi nur dolmuş ve göz alabildiğine geniş” diye karşılık vermişti.

Ebu Davud ve diğerleri Hz. Ayşe’den rivayet eder: “Necaşi vefat ettiği zaman kendi aramızda “kabrinin üstünden nur hiç gitmeyecek
galiba” diye konuşurduk”

İbni Asakir tarihinde Abdurrahman bin Amare’den rivayet edilir. O şöyle anlatmaktadır: “Ahnef bin Kays’ın cenazesinde hazır bulundum.
Kabrine inenler arasındayım. Kabrini düzenlerken kabrinin göz alabildiğine geniş olduğunu gördüm. Arkadaşlarıma olanı gösterdiğİrnde
kimse benim gördüğümü görememişti.”

İbrahim el-Hanefı’den nakledilir: “Mahan el-Hanefı kapısının önünde asılarak idam edilmişti. Biz geceleri onun yanında bir nur görürdük.”

[Mefahim, Seyyid Alevi el Maliki, s.288-291]
Kabirdekilerin bu hallerine karşı çıkan şahıslar acaba Muhammed  b. Abulvehhaba ne dicekler!!

 

Reklamlar
Categories: Ölüler işitir-Ruh ölmez | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Kur’an okumanın sevabı ölüye ulaşır mı?

Dördüncü Soru: Kur’an okumanın sevabı ölüye ulaşır mı? Şayet ulaşırsa kabir yanında okunduğu zaman mı, yoksa uzakta okunduğunda mı ulaşır? Ve ölü okuma sevabının tamamını mı, yoksa dinleme sevabını mı alır?

Cevap: Burada iki mesele var. Bu meselelerden birincisi, ikinci meselenin bir parçasıdır. Ben bu konuda Hanbeli mezhebinin şu görüşünü tercih ettim. Okuyucu, ölü için niyet edip okumaya yöneldiğinde okuduğu Kur’an ölüye fayda verir ve sevabı da ona ulaşır.
Bazı alimler şöyle dedi: “Okumanın başında ölü için okumaya niyet etmek şart değildir. Bilakis önce okuyup sonra bunun sevabını ölüye hediye ederse bu sevap ölüye ulaşır. Daha önce zikrettiğim gibi birinci görüş tercih edilmiştir. Bu iki görüş arasında yani Kur’an’ın kabirde okunmasıyla kabirden uzakta okunmasının sevabının ölüye ulaşması hususunda fark yoktur. Her iki durumda da okumanın sevabı ölüye ulaşır. Bazı Şafii’ler ölü ancak dinleme sevabı alır dediler. Bu görüşün iki kurala dayandığını söylediler. Birincisi: Sevabı hediye etmek sahih değildir. İkincisi: Ruhlar kabirlerin etrafındadır. Azaplanmayı ve nimetlenmeyi bedenlerinin hissetmesi sebebiyle ölülerin ruhları, kabirle ve bedenle manevi bir birleşmeyle birleşmişlerdir. (Bedenin azap ve nimeti hissetmesinin sabitliği daha önce açıklanmıştı.) Bunun için ölü okumayı duyar ve duyunca da dinleme sevabı ona ulaşır. Bu söz, söyleyen kişiyi çıkmaza sokar. Çünkü ölünün idraki ve duyuşu mükellef kişilerin (dirilerin) idraki gibi değildir. Bu konuda Allah’ın fazlına ihtiyaç duyar. Allah isterse ölüye duyma nimetini verebilir. Şafiilerden bazıları okuma sevabı konusunda başka bir görüş ileri sürdüler. Kur’an okurken ölü için niyet edilirse bu doğru olmaz. Eğer önce kendisi için okur, sonra bu sevabın ölüye ulaşması için Allah’a dua ederse ölüye sevabın ulaşması bu şekilde mümkün olur. Zaten bu da dua hükmündedir. Onun işi Allah’a kalmıştır, isterse onun duasını kabul eder, isterse kabul etmez. Bu söz onlarda şu sözü söyleyen kimsenin sözüne zıt değildir. Sevabı hediye etmek doğru değildir. Çünkü kul, mal konusunda hibe etme hakkına sahip olduğu gibi, ibadetler (sevap) konusunda herhangi bir tasarruf hakkına sahip değildir. Çünkü burada okuma sevabının ölü için olmasını amaçlıyor, veya sevabını ölüye verdim diyor. Bu görüş daha önce zikredilen duaya zıttır. Daha önce de geçtiği gibi sevabın ölüye ulaşması kesin değlidir. Kabirde Kur’an okuma hakkında sahabelerden gelen rivayetler azdır. Fakat dört mezhep zamanından günümüze kadar müslümanlar Kur’an’ı ölünün mezarının yanında okumayı sürdüregelmişlerdir.
Ahmed İbni Muhammed İbni Harun Ebubekir il-Hilal bu konuda “Cami” kitabında şöyle dedi: “Abbas İbni Ahmed id-Devri bize şöyle dedi: “Ahmet İbni Hanbel’e kabirlerin yanında Kur’an okumak konusunda birşey bilip, bilmediğini sordum. “Bilmiyorum” dedi. Sonra dediki: “Yahya b. Muin’e sordum. Mübeşşir b. İsmail el-Halebi’den şöyle dedi: “Abdurrahman İbnil Ala b. El-Lahlah’ın babasından şöyle dedi: “Babam dediki: “Ben öldüğüm zaman beni lahite koy ve Allah’ın adıyla Rasulullah’ın sünneti üzere de başımın yanında Bakara’nın başlangıcını ve sonunu oku. Ben İbin Ömer’in de bu şekilde vasiyet ettiğini duydum. Sonra Hilal başka bir rivayette şöyle dedi: “Ahmed İbni Hanbel’e bir cenazede iken ölü defnedilince, kör bir adam kabrin yanına gelerek Kur’an okudu. Ahmed b. Hanbel ona şöyle dedi: “Ey adam kabrin yanında Kur’an okumak bid’attir.” Muhammed İbni Kuddeme ona şöyle dedi: “Ey Eba Abdullah! Mübeşşir el-Halebi hakkında ne diyorsun?” Ahmed b. Hanbel dedi ki: “Güvenilir bir zattır.” Ona Mübeşşir’il-Halebi’nin daha önceki yukarıda zikredilen hadisini zikredince Ahmed b. Hanbel (r.a.) ona şöyle dedi: “Adam git ve okumasını söyle.” Hilal aynı şekilde şöyle demiştir: “Ebubekr el-Mervezi bize şöyle demiştir: “Ahmed İbni Muhammed İbni Hanbeli’yi şöyle derken işittim: “Kabirlere girdiğiniz zaman: Fatiha, Felak, Nas ve İhlas surelerini okuyun ve okuduklarınızı kabir ehline hediye edin, böylece bu okuduklarınızın sevabı onlara ulaşır.”
Aynı şekilde Zaferani’nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Şafii’ye (r.a.) kabri yanında Kur’an okuma hakkında sordum” O şöyle dedi: “Bir sakınca yoktur.” Zaferani güvenilirdir ve Şafii’nin eski görüşünü rivayet etmiştir ve Şafii’den rivayet ettiği bu rivayet gariptir. Şafii’nin yeni görüşünde eski görüşüne muhalif bir şey varid olmadıkça eski görüşüyle amel edilir, fakat Şafii’nin Kur’an’ın sevabının ölüye ulaştığını söylediği yeni görüşü şöyledir: “Kur’an zikrin en şereflisidir. Zikir zikredildiği yer için bir bereket sağlar ve bu bereket orada bulunanlara yayılır” Bu görüşün temeli şuna dayanmaktadır: Kabre iki hurma dikildiği zaman bunlar yaşadıkları müddetçe Allah’ı tesbih ederler. Böylece onların tesbihleri sonucu kabirde sahibi için bir bereket hasıl olur. Ve bu bereket, dallar kuruyuncaya kadar devam eder. Rivayetin bu tefsiri bazı müfessirlere göredir. Bitkilerin Allah’ı tesbih etmesinin bereketi hasıl olunca zikirlerin en şereflisi olan Kur’an ki hayvan, bitki ve cansızlardan daha şerefli olan Ademoğlu tarafından okunuyor, bilhassa okuyan salih kişi ise bu Kur’an’ın bereketinin hasıl olması tabiiki daha evladır. Allah en iyisini bilir.
İçinde Abdulhak’ın da bulunduğu bir gurup alimler ölünün duymasına, ölü hakkında selam vermenin meşruiyetini delil olarak göstererek şöyle dediler: “Eğer ölü selamı işitmeseydi onlara yapılan hitap boş ve faydasız olurdu.” Bu zayıf bir görüştür. Çünkü bu, bunu gerektirmez. Namazdaki teşehhüdde Rasulullah’a (s.a.v.) hitaben selam söylenir. Elbette Rasulullah teşehhüdde ona bütün selam söyleyenleri duymaz. Mezarların yanından geçen kimsenin mezardaki mü’minlere selam söylemesi ölülerin, o selamı duymasını gerektirmez. Bu dua mahiyyetindedir. Ve “ey Rabbim! Onların üzerine selam olsun” demektir. Aynı şekilde namazda Rasule “Ey Allah’ın Rasulu! Selam senin üzerindedir” demek yani: “Ey Rabbimiz! Salat ve selamı Rasul’ün üstüne yap” demektir. Buhari ve Müslim’deki bir hadiste Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Bizim üzerimize ve salih kulların üzerine selam olsun” dediğinde bu söz bütün salih kullara ulaşır. Aslında bu söz Allah’tan bir istemedir. O sözün manası “Allah’ım salih kullara selam söyle” manasındadır.

Beşinci Soru: Kur’an okuyucu Kur’an’dan birşey okuduğu zaman ve onu ölülere hediye ettiği zaman bu onlara ulaşır mı yoksa ulaşmaz mı? Ve okunanı ölü işitir mi yoksa işitmez mi?

Cevap: Bu ihtilaflı bir konudur. En iyi olan okuyucunun şöyle demesidir: “Allah’ım eğer bu okuyuşumdaki amelimi kabul ettiysen bunun sevabını senden bir lütuf olarak filana ver.” Eğer böyle demeyip de: “Allah’ım okuduğum Kur’an sevabını filana ver” derse; bu sevabın ölüye ulaşıp ulaşmaması alimler arasında ihtilaflıdır. Birinci söz (yani eğer Kur’an okuyuşumu kabul ettiysen bunun sevabını senden bir lütuf olarak filan kişiye ver) dua mahiyetindedir. Allah dilerse onu kabul eder, dilerse kabul etmez. Allah bunu kabul etmişse muhakkak ki ölüye fayda verir.

[Ibn Hacer Askalani, Kabir Alemi]

Categories: Ölüye amellerin hediye ve arz edilmesi, Kabirde kuran okumak | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Peygamber(sav) kabrinin ziyaret edilmesinin müstehab olduğunun beyanı

Subkî,  Şifâü’s-Sekam’da der ki:

(Dördüncü bab)Peygamber sallallahü aleyhi ve sellemin kab­rini ziyaret etmenin müstehab olduğu, ulemanın nasslarında var­dır. Yâni bu mesele üzerinde Müslümanlarca ittifak edilmiştir. Kadı İyaz (Allah ona rahmet eylesin) dahi, Peygamber sallallahü aleyhi ve sellemin kabrinin ziyareti Müslümanlar nezdindde sünnet olup, ziyaret edilmesine teşvik edilmesi hususunda ittifak etmişlerdir, de­miştir. Subkî daha sonra müstehab olduğuna dair dört mezheb imamlarından, tâbilerinden nakiller yapmıştır. Meselâ bunu, Şafiî ulemasından Kadı Ebu’t-Tayyib et-Taberî, Muhamilî, Halimi, Maverdî, Ruyani ve El-Kadı Hüseyin ile Şeyh Ebû îshak eş-Şirazî’den nakletmiş; bu hususta bunların ve diğer âlimlerin icmaları olduğu­nu söyledikten sonra artık imamların ashabının dediklerini araştır­maya ihtiyaç yoktur, demiştir.

Ziyaretin müstehab olduğunu söyleyen Hanefî âlimlerinden Ebû Mansur el-Kirmanî, «Menâsik» adlı eserinde; Abdullah b.Mahmud, «Şerhu’l-Muhtar», adlı eserinde; Ebu’l-Leys es-Semerkandî «Fetavâ» kitabında; Es-Sürûcî, «El-Gâye» kitabında-, Hanbelîlerden de Ebu’l- Hattab el-Kılvazânî «Hidâye» kitabında; Ebû Abdullah es Şamirrî «Mustav’îb» kitabında ve Necmeddin b. Handan, «Er-Riâyetül-Kübrâ», kitabında zikretmişlerdir.

Yine Subkî der ki: İbnü’l-Cevzî, «Müsirrü’l-Azm es-Sakin» kita­bında Peygamber sallallahü aleyhi ve sellemin kabrini ziyaret etmek meselesi için bir bab düzenlemiş, onda İbn Ömer ve Enes radıyallahü anhumadan rivayet olunan hadîsleri ve Muvaffakuddin’in «EI- Muğni» kitabındaki hadîsi ve Darekutnî ile Said b. Mansur’un tari­kinden rivayet edilen, İbn Ömer’den rivayet eylediği hadîsi zikret­miştir. Yine onda Ahmed b. Hanbel’in tarikinden Hz. Ebû Hüreyre radıyallahü anhdan rivayet olunan Peygamber sallallahü aleyhi ve sellemin buyurduğu, «Herhangi bir kimse, kabrimin yanında bana selâm verirse…» hadîs-i şerifini zikretmiştir. Mâliki mezhebi âlim­lerinden ziyaret hakkında Ebû îmran el-Fasi, Şeyh îbn Ebû Zeyd, Ebu’l-Velid b. Rüşd ile îbn Ataullah da bu hususta hadîsler rivayet etmişlerdir.

[Ebu Hamid bin merzuk, Bera’atü’l-Eş’ariyyîn, s.246-247]

Categories: Kabir ziyareti | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Ölüye Kur’an sevabını bağışlamak

İlk olarak genel bilgi vermek istiyorum. Bu tür genel bilgiler ansklopedi karakterli kitaplarda bulunur ki, bunların en genişlerinden biri “Kuveytiyye” adlı kitapdır. Orada “Kiraatin sevabinin vasil olması” konusu hakkında şöyle deniyor:

قراءة القرآن للميت وإهداء ثوابها له :
ذهب الحنفية والحنابلة إلى جواز قراءة القرآن للميت وإهداء ثوابها له ، قال ابن عابدين… نقلا عن البدائع :
ولا فرق بين أن يكون المجعول له ميتا أو حيا ، والظاهر أنه لا فرق بين أن ينوي به عند الفعل للغير أو يفعله لنفسه ثم بعد ذلك يجعل ثوابه لغيره .
وقال الإمام أحمد : الميت يصل إليه كل شيء من الخير ، للنصوص الواردة فيه ؛ ولأن الناس يجتمعون في كل مصر ويقرءون يهدون لموتاهم من غير نكير فكان إجماعا ، قاله البهوتي من الحنابلة
وذهب المتقدمون من المالكية إلى كراهة قراءة القرآن للميت وعدم وصول ثوابها إليه ، لكن المتأخرون على أنه لا بأس بقراءة القرآن والذكر وجعل الثواب للميت ويحصل له الأجر .
قال الدسوقي : في آخر نوازل ابن رشد في السؤال عن قوله تعالى : { وأن ليس للإنسان إلا ما سعى } ، قال : وإن قرأ الرجل وأهدى ثواب قراءته للميت جاز ذلك وحصل للميت أجره .
وقال ابن هلال : الذي أفتى به ابن رشد وذهب إليه غير واحد من أئمتنا الأندلسيين أن الميت ينتفع بقراءة القرآن الكريم ويصل إليه نفعه ويحصل له أجره إذا وهب القارئ ثوابه له ، وبه جرى عمل المسلمين شرقا وغربا ، ووقفوا على ذلك أوقافا ، واستمر عليه الأمر منذ أزمنة سالفة.
والمشهور من مذهب الشافعي أنه لا يصل ثواب القراءة إلى الميت . وذهب بعض الشافعية إلى وصول ثواب القراءة للميت .
قال سليمان الجمل : ثواب القراءة – للقارئ ، ويحصل مثله أيضا للميت لكن إن كان بحضرته ، أو بنيته ، أو يجعل ثوابها له بعد فراغها على المعتمد في ذلك .
وصرحوا بأنه لو سقط ثواب القارئ لمسقط كأن غلب الباعث الدنيوي كقراءته بأجرة فإنه لا يسقط مثله بالنسبة للميت .
ونصوا على أنه لو استؤجر للقراءة للميت ولم ينوه ولا دعا له بعدها ولا قرأ له عند قبره لم يبرأ من واجب الإجارة

“Ölü için Kuran okuyup sevabini ona bağışlamak.

“Hanefiler ve Hanbeliler ölü için Kuran okunub, sevabini ona bağışlamanın caiz olduğu görüşündedirler.
İbn Abidin “Bedai” (Bedaius Sanai fi Tertibiş Şerai) kitabından naklen dedi: Sevap gönderilenin ölü ve ya diri olması arasında fark yoktur. Zahir/açik olan budur ki, fiili işlediği zaman başkası için niyyet etsin ve ya ya onu kendisi için işleyip bundan sonra sevabini başkasına göndersin, bu iki hal arasında fark yokdur.
İmam Ahmed dedi: “Bu mevzuda varid olmuş nasslara göre, hayır cinsinden her şey ölüye vasil olur/ulaşır. Ayni zamanda tüm ülkelerde insanlar toplanıp, Kuran okur ve sevabını ölülerine bağışlarlar ve kimse buna itiraz etmez, bu icmadır.” Bunu Hanbeli fakihlerinden Buhuti nakl ediyor.
Malikilerin Mutekaddim (ilk dönem) alimleri, ölü için Kuran okumanın kerahetini ve bunun sevabinin ona ulaşmayacağini söylemişler. Fakat, Mutaahhir (daha sonrakı) alimlerin görüşüne göre, Kuran okuyup , zikr edip onun sevabını ölüye vermekte bir bais/sorun yoktur ve ecr ona hasil olur.
Dusuki, İbn Ruşdün “Nevazil” kitabında, Yüce Allahın “İnsan için ancak çalışdığı vardır” kelamı hakta sual hakkında dedi: “Eğer bir adam Kuran okur ve okuduğunun sevabini ölüye bağışlarsa bu caizdir, ölüye bunun ecri hasil olur.”
İbn Hilal dedi: “İbn Rüşdün fetva verdiyi ve bir çok Endelus imamlarının görüşü budur ki, ölü Kurani Kerim okunmasından faydalanir, bunun faydası ona ulaşir, okuyan bunun saeabını ona bağışladığı zaman ecri ona hasil olur. Doğuda ve Batıda Müslümanlarin ameli böyle cereyan etmiş, bu görüş üzerinde sağlam bir şekilde razılaşmişlar ve eski zamanlardan beri bu iş böyle devam etmişdir.”
Şafi mezhebinde meşhur olan görüşe göre kıraatin sevabı ölüye ulaşmaz. Bazi Şafi alimleri kıraatin sevabinin ölüye ulaşacağini söylemişler.
Suleyman El Cemal dedi: Kıraatin sevabı Kariyedir/okuyanadır, ayni zamanda bunun bir misli de ölüyedir. Fakat, itimad edilen görüşe  göre bütün bunlar, onun hüzurunda ve ya niyyetle ve ya bitmesinden sonra sevabı ona göndermek şartıyla ola bilir.
Açık şekilde dediler: Eğer, ücret karşılığında okuması gibi dünyevi bir tahrik Karinin sevabını boşa çikarirsa, bunun ölüye ulaşicak olan sevabı boşa gitmez.
Eğer, birisi ücret karşılığında ölü için Kuran okumak maksadiyla tutulsa, o da onun için niyet etmese, bundan sonra ona dua etmese, kabri başında onun için Kuran okumasa, icarenin vacibinden azad olmuş olmaz.”

Kaynak: El Mevsuatul Fıkhiyyetul Kuveytiyye: 33/60-61
Kuveyt: 1404-1427

Categories: Ölüye amellerin hediye ve arz edilmesi | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Ölülerin işitmesi

Hanbeli alimlerinden Zeynuddin İbn Recep(736-795 h/1335-1393 m) Ehli Sünnet alimlerinin ekserisinin görüşünün ölülerin duyduğu yönünde olduğunu şöyle söylüyor:

وقد وافقَ عائشةَ على نفْيِ سَماعِ الموْتى كلامَ الأحياءِ طائفةٌ مِن العلماءِ , ورجَّحه القاضي أبو يَعْلى مِن أصحابِنا في كتابِ الجامعِ الكبيرِ له
واحتجّوا بما احتجَّتْ به عائشةُ , وبأنه يجوز أن يكونَ ذلك مُعْجِزةً مُختَصّةً بالنبي صلى الله عليه و سلم دونَ غيرِه ,وهو سَماعُ الموتى كلامَه
وفي صحيحِ البخاري قال قتادةُ : أحياهم اللهُ تعالى يعني أهلَ القَلِيبِ حتى أسمعَهم قوْلَه توْبيخًا وتصغيرًا ونَقْمةً وحَسْرةً ونَدَمًا
وذهَب طوائفُ مِن أهلِ العلمِ – وهم الأكثرونَ – , وهو اختيارُ الطبري وغيْرِه , وكذلك ذكَره ابنُ قُتيْبة وغيرُه مِن العلماءِ , وهؤلاء يحتجُّون بحديثِ القَلِيبِ

“Alimlerden bir grup “ölülerin dirilerin sözlerini duymadığı” mevzusunda Aişeye – Allah ondan razı olsun – uygun görüş bildirmişler (yani ölülər duymaz demişler).
Bu görüşü ashabımızdan(Hanbelilerden) Kadı Ebu Yala kendisinin “El Camiul Kebir” kitabında tercih etmişdir.
Bu görüşdeki alimler Aişenin – Allah ondan razı olsun – getirdiği delili getirmişler.Aynı zamanda bunun – ölülerin onun konuşduğunu duymasının- sadece Nebiye- sallallahu aleyhi ve sellem– mahsus bir mücize olmasının caizliğine istidlal etmişler.
Buharinin sahihinde Katade şöyle diyor: Yüce Allah onları – yani Kalib kuyusuna atılanları – diriltdi ki, böylece sözünü onlara kınama, alçaltma, kısas, gam güsse ve pişmanlıq için duyursun.

(Ölülerin duyacağını söyleyen) İlim ehlinden diğer bir grup – bunu söyleyen alimlerin ekserini oluşturuyor, Aynı zamanda bu İmam Taberinin ve diğerlerinin seçdiği, İbn Kuteybə ve diğer alimlerin zikr etdiği görüşdür – kendi görüşlerine delil olarak “Lalib kuyusuna atılanlar” hakkında hadisi hüccet olarak ireli sürmüşlerdir…”

Kaynak: İbn Recep: Ehvalul Kubur ve Ehvalu Ehlihe ilen Nuşur: 133

Categories: Ölüler işitir-Ruh ölmez | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

ruhların tasarrufu ve tevessül

Şeyh Remli demiştir ki: Vefatlarından sonra enbiyaü mürselin ve evliyaullah’ın imdada erişmek tasarrufu vardır. Zira peygamberlerin
mucizesi ve velilerin kerametleri, vefatlarından sonra kesilmez. Peygamberlere gelince, onlar kabirlerinde cavidani bir hayata sahibtirler. Namaz kılarlar ve haccederler. Bu hususla ilgili haberler varid olmuştur. Binaenaleyh, onların imdada erişmesi, kendileri için mucize olmaktadır. Şehitler de hayat sahibidirler. Kafirlerle dövüştükleri müşahede edilmektedir.
Evliyaullah’ın imdada erişmesi, bir keramettir.

Sofiler topluluğuna itiraz, rüsvay olmayı mucibtir. Bunu yapan kimse, husran vadisine düşer, pe’rişan olur. Allame ibni Hacer sarahatle
ifade etmektedir: ” Kim bunlara aykın davranırsa süi hatimesinden korkulur. Nitekim bir çok insanlar, bu vartaya düşmüş ve helak
olmuşlardır.

Şeyh Halili demiştir ki: Bu hususta itirazda bulunanın, “Enbiya ve evliya ile tevessülde bulunulamaz” demesi büyük bir YALAN
ve iftiradır. lmamlarımız, sarahatle ifade etmişlerdir ki “Hayır ve salah ehli ile tevessülde bulunmak caizdir”. Seyyid Ahmed Bedevi gibi
havastan olan şöyle dursun, avamdan bir kimsenin bile böyle bir şey uyduracağı zannedilemez. Allahü tealadan dilekte bulunmada
kendi rütbelerini kısa görenler, zikredilen zatlar ile teberrüken tevessülde bulunurlar.

Bunu, nasipsizlerden ve inancı bozuk olanlardan başkası inkar etmemiştir. Böyle bir davranıştan Allah’a sığınıyoruz. “Sen bilmelisin ki, ziyarette bulunan ve Allah’ın salih kulları ile ve bilhassa peygamberler ile, hele onların efendisi Peygamberimiz Hz. Muhammed ile meded dileyen müslümanların tamamı, bu seyyitleri bilirler ki, bu büyük zatlar Allahü tealanın kulları cümlesindendir. Ne kendi netisieri için, ne de başkaları hakkında Allahı bırakıp da bizzat kendileri zarar veya fayda vermeye malik olamazlar. Lakin onlar, Allahü
tealanın kullarının sevimlileridir. Onun katındaki yakınlığın en ileri derecesinde olanlarıdır. Allah, bunları ve bilhassa onlar arasından Peygamberleri, dini hükümleri tebliğde kendisi ile diğer kimseler arasında vasıta kılmış ve onları hatalarının bağışlanmasında ve hacetlerinin verilmesinde vazifeli tutmuştur. Enbiya ve evliyayı büyük tutmak ve onlara saygı göstermek, onları Allahü tealaya vesile kılmak; Allah’ın tevhidini ihlal etmek şöyle dursun, Allah’a kulluk vazifelerinin en güzelidir.

Şayed muhaliflerden en basit bir tedkik hasıl olsaydı, kendilerinin islami topluluktan ayrılmakla batıl bir yol üzerinde olduklarını bilirlerdi. O topluluk, Resülüllah Efendimizin ümmetinin cemaatıdır. Hatta Resülüllah Efendimizi ziyaret için yolculuk yapmanın meşru olduğu mes’elesini bilmek, ehl-i islamın alimleri ve avamı katında dinde yeri olduğu zarüri olarak bilinen işlerdendir.

Muhammed ümmetinin fıkıh, hadis, kelam ve tasawuf alimleri topluluğu; meded dilemenin, tevessülün ve Resülüllah Efendimiz ile, Allah’tan şefaat dilernenin ve Resülüllah’ı ziyaret için yolculuk yapmanın, güzel bir davranış olduğu üzerinde ittifak etmişlerdir.
Sonra gelenler, bunu ewelkilerden öğrenip kabul etmişler ve tevessül, meded dilerne ve ziyaret gibi · hususların taatlerin üstünlerinden ve yakınlık vasıtalarının en kamil olanlarından bulunduğuna inanmışlardır. Onlardan ayrı yol tutan azdan az ilim adamlarının en meşhuru, ibni Teymiyye ve iki talebesidir.

[Yusuf Nebhani, Şevahidü ‘l-Hakk, sayfa 139-140 ]

Categories: Ölünün tasarrufu, Tevessül | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Türbeler(3)

Mezheb Âlimlerinin (Bu Husûsta) Söyledikleri Hakkında Bir Fasıl(2)

Ebû Şuca’ metni üzerine yazılan Şerhu’l-Hatîb üzerine yapılan Buceyrimî hâşiyelerinde şöyle denilmektedir: Eğer yol edinilmiş bir arazide bir bina bulsak, aslı da bilinmese, bir hak bulunması ihtimâli yüzünden, kiliseler hakkın da karar kıldıkları esâsa kıyâsla, bırakılır; (kiliseler yıkılmadığı gibi o da yıkılmaz.) Evet, bazıları nebîler, şehîdler, sâlihler ve benzerlerinin kabirlerini istisnâ etmişlerdir. Bunu, el-Burmâvî söylemiştir. Er-Rahmânî’nin ibâresi de şöyledir: Evet, sâlihlerin kabirlerine bir kubbe dahî olsa yapmak, ziyâreti canlandırmak ve bereketlenmek içün câizdir. Halebî de isterse yolda olsundiyerek fetvâ verir ve şöyle der: Şeyh Ziyâdî -velî olmasına rağmen- bunu emretmiştir. Pâk Zeydiyye imâmlarının fıkhı  hakkında yazılan El-Müntezâu’l-Muhtâru mine’l-Ğaysi’l-Midrâri el-Müfettih li Kemâimi’l-Ezhâri kitâbında ve hâşiyelerinde şöyle denilmiştir: Mekrûhlardan ikincisi ölünün kabrine inage yapmaktır, inage ise kabri bir karıştan fazla yükseltmektir. Bu mekrûhluk eğer ölü fazîletli ve tanınmış biri değilse böyledir. Eğer saygıyı hak eden biri ise sakıncalı değildir. Meselâ,Ümmetin fazîletlileri içün yapılan türbe ve kubbeleri gibi. Eğer kubbe ve tabutu hak etmeyen birisi bunları kabrin üzerine koymayı vasiyet etse el-Müeyyed Billâhi’ye göre yerine getirilir. Çünki mübâhtır. Zayıf görüşe göre ise yerine getirilmez. El-Fâsî’nin kitâbının şerhi olan Şerhu’l-Umeyrî’de kabirler üzerine bina yapmak câizdir denmiştir. Şeyhlerimizin şeyhi efendim Abdulkâdir el-Fâsî bu husûsta ma’nâ ve murâdı şu olan sözleri yazmıştır: Doğuda ve batıda insanlar Ümmetin âlimlerinin ve  sâlihlerinin kabirleri üstüne hâlen bina yapmaya devam etmektedirler. Nitekim bu bilinen bir şeydir. Bunda, Allah’ın hurumâtına ta’zîm, Allah’ın kullarının Allah dostlarını ziyâret etmekle menfaatlerini temin maslahatı,(üzerlerinde) yürüme, eşeleme ve  başka zararları savmak, kabirlerinin belirtilmesini ve kaybolmamasını muhâfaza vardır. Eğer geçmiş peygamberlerin kabirleri muhâfaza edilmiş olsaydı, onlar kaybolmaz ve bilinmez hâle gelmezdi. Hatta yine de velîler ve âlimlerin kabirlerinden birçoğu ihtimam gösterilmemesi ve işlerine az i’tinâ gösterilmesi yüzünden kaybolmuştur.(El-Fâsî’nin Sözü Sona Erdi.) Bunu (el-Fâsî kendisine) Mevlânâ Abdusselâm İbnu Meşiş -Allah ondan bizi faydalandırsın- hazretlerinin kabri hakkında soran kimseye söyledi. Kabir üzerine bina yapmanın yasaklığına te’sîr eden ancak bununla maksad övünmek ve gururlanmak olduğu zamandır.(Şerhu’l-Umeyrî’nin İfâdesi Sona Erdi.)

KAYNAK: Abmed Sıddîk el-Ğumârî, İhyâu’l-Makbûr min Edilleti Cevâzi’l- Binâi ale’l-Kubûr

Categories: Türbe yapmak | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Türbeler(2)

Mezheb Âlimlerinin (Bu Husûsta) Söyledikleri Hakkında Bir Fasıl(1)
(bu fasıl bir kac bölüm olacak)

Bunlar sıradan insanlar içindi. Velîlere ve sâlihlere gelince bir topluluk (kabirler üzerine bina yapılmasını) câiz görmüş, hatta onlar hakkında bunun güzel olacağını söylemişlerdir. Bu,onlara hürmet ve kabirlerinin hor ve hakîr düşürülmesi ve de kaybolmaktan korunması îcâbı idi. Tâ ki onları ziyâretle bereketlenmek ortadan kalkmasın.

İz İbnu Abdisselâm Mısır mezarlığında bulunan birçok kubbelerin, evlerin ve binaların vakıf arazisi üzerine yapılmış olduklarından yıkılmasına fetvâ vermiştir. Fakat İmâm-ı Şafiî’nin kubbesini yıktırmamış ve şöyle demiştir: Çünki o Abdu’l-Hakem’in evine yapılmıştır. Bu söz ve gerekçe O’nun, İmâm-ı Şafiî gibi olan zâtların üzerine kubbe yapılmasını câiz görmesidir. Ancak husûsî mülk ve vakıf arazisi olmaması gerekir.

Hatta, Hâfız Süyûtî, evliyânın ve sâlihlerin kabirlerini -vakıf arazisinde olsa bile- istisnâ tutmuş ve daha sonra gelen bir takım Şafiî âlimleri de ona muvâfakat etmişlerdir. Bunu Bezlü’l-Mechûd fî Hizâneti Mahmûddiye isimlendirdiği kitâbında anlatmış ve şöyle demiştir:Dördüncü şekil: Nassdan/âyet ve hadîsten o nassı sınırlandıracak bir ma’nânın çıkartılması câizdir. Bu da bilinen bir şeydir. Eğer bu, Şerîat sâhibinin sözünde böyle olursa, vakfedenin sözünde daha evlâdır. Böylece şöyle denilir:

Vakfedenin maksadı menfaatin tam olması ve korumanın tamamlanmasıdır. Eğer evden bir kitâb yazmakta faydalanmaya muhtâc olan birisi bulunursa bu tastamam bir şekilde medresede de mümkün olmuyorsa ve de korunması ve muhâfazasının tamamlanmasına güveniyorsa bunun içün çıkarmak câiz olup bu, yasaktan istisnâ edilir. İstinbât edilen bu ma’nâ ile vakfedenin lafzının genelliği sınırlandırılır. Nitekim Allah teâlâ’nın ‘veya kadınlara dokunduğunuzda’ âyetinde umûmî ma’nâ husûsî ma’nâda olan şehvet ile tahsîs edilip mahrem kadınlar istisnâ kılınarak hüküm çıkartılmıştır. Oysa mahrem kadınların istisnâ edilmesi ne âyet, ne de hadîsle değil, sadece bu hüküm çıkarma iledir. Bu konuda da durum aynıdır.

Hâfız İmaduddîn İbnu Kesîr, Târîh’inde, bazı senelerde Bağdat’ta çocuk hocalarının câmilerde çocukları okutmasının yasak olduğunu anlatmış; ancak, hayırla vasfedilen/sâlih kimseyi bu yasaktan ayrı tutmuştur. (Bağdat ahâlisi) bu mevzûu bizim âlimlerimizden el-Hâvî kitâbının sâhibi Mâverdî ve Hanefî âlimlerinden Kudûrî ve diğerlerine sordular. Onlar da istisnânın doğru olduğu husûsunda fetvâ verdiler. Buna ise Resûlüllah sallellâhu aleyhi ve sellem’in mesciddeki bütün delikleri tıkayıp sadece Ebû Bekir radıyellâhu anhu’ya âid olanın terk edilmesini delîl gösterdiler.[11] Ve kendilerinin bu adamı istisnâ etmelerini Ebû Bekir radıyellâhu anhu’nun istisnâ edilmesine kıyâs ettiler.

Bu hüküm, çok derin olup bunu, Mâverdî, Kudûrî ve bunlar gibileri ancak anlayabilir. Karâfe’deki binalar hakkında bana fetvâ sorulduğunda onların eskideki bu sözlerine dayandım ve şunların yıkılmasına fetvâ verdim. Nitekim nakledilen de budur. Ancak sâlihlerin kabirleri bunun dışındadır. Bu istisnâ husûsunda da Mâverdî ve Kudûrî’nin yaptıklarına istinâd ettim.
(Süyûtî’nin Sözü Bitti.)

[11]Küçük lafız farklılıklarıyla, Buhârî (3691),Müslim (2382), Tirmizî (3660), İbnu Hibbân (6861)

KAYNAK: Abmed Sıddîk el-Ğumârî, İhyâu’l-Makbûr min Edilleti Cevâzi’l- Binâi ale’l-Kubûr

Categories: Türbe yapmak | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Türbeler(1)

Türbeler(1)

Mescidde) Defnetmenin Câiz Olduğu Hakkında Bir Fasıl

Bil ki; kabir üzerine bina, ya defin işinden önce ya da defin işinden sonra yapılır. Cenâzenin eve, mescide, avluya veya sâhibinin defnedilmek içün kendisine önceden hazırladığı bir kubbenin altına gömülmesi, binanın definden önce yapıldığını gösterir. Defin işinden sonra yapılan

binalar, ya kabrin bizzat üzerine ya yakınına ya da kabri de içine alacak şekilde uzağa yapılır. Kabri içine alacak şekilde yapılan bu binalar ya içinde namaz kılınan bir mescid, ya bir kubbe, ya da bir avludur. Ölü ise ya sıradan bir insan, ya bir âlim, ya da sâlih velîlerden biridir. Ölüyü bina içinde defnetmenin, İslâm fakıhlerinin söylediği gibi câiz olması hakkında hiçbir kuşku yoktur. Ancak Ahmed İbnu Hanbel rahmetullâhi aleyh bunu câiz görmekle birlikte, insanların çoğunun yaptığı şekilde ölüyü Müslüman mezarlığına gömmeyi daha evlâ görmüş; Hz. Peygamber sallellâhu aleyhi ve sellem’in vefât ettiği eve defnedilmesini, onun lâyık olduğu yüksek makamı ayırd etme maksadı taşıdığını, dolayısıyla bunun Hz. Peygamber sallellâhu aleyhi ve sellem’e hâs bir şey olduğunu söylemiştir. Fakat bu, sınırlandırıcı edici bir sebeb olmadan sınırlandırmaktır.

İbnu Sa’d, et-Tabakât isimli eserinde şöyle rivâyet etmiştir: Bize Muhammed İbnu Rabîa el-Kilâbî, İbrâhîm İbnu Zeyd’den, o da Yahyâ İbnu Mehmât’tan (ki bu, Osman İbnu Affân’dır) şöyle dediğini rivâyet etmiştir: Bana gelen habere göre Resûlüllah sallellâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır: ‘Cesedler, ancak rûhların alındığı yere defnedilir.’ Bilindiği gibi rûhlar, çoğu kez evlerde alınır. Dolayısıyla bu hadîse göre evlere defnedilmek daha evlâdır. Ancak bu rivâyet kısa ve eksiktir. Bu hadîs birçok yollarla mürsel ve mevsûl olarak Hazreti Ebû Bekir sıddîk radıyellâhu anhu’dan şu lafızla merfû’ olarak rivâyet edilmiştir: ‘Vefât eden her peygamber mutlaka ruhunun alındığı yere gömülmüştür.’[9] Başka bir rivâyette de şöyledir: ‘Allah hangi nebînin ruhunu aldıysa, o nebî mutlaka rûhunun alındığı yere defnedilmiştir.’[10] Bu iki hadîsi İbnu Sa’d ve başkaları rivâyet etmiştir ki, binaya defnedilmenin sadece Hz. Peygamber sallellâhu aleyhi ve sellem’e hâs husûs olmadığını (diğer peygamberlerin de buna dâhil olduğunu) açıkça göstermektedir. Nitekim Sahâbîler de Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer radıyellâhu anhumâ’nın peygamber efendimizin yanına defnedilmeleri husûsunda ittifak etmişler. Böylece İmâm Ahmed rahmetullâhi aleyh’in görüşünün geçerli bir yanı kalmamıştır.

Definden Sonra Bina Yapmak

Definden sonra bina yapmaya gelince, Şâyet bu bina kendi mülkünde ise; mezar hırsızı, yırtıcı hayvan ve sel gibi tehlikeler yoksa, binayı sağlamlaştırmak, uzun süre kalmasını sağlamak ve süs maksadı taşıyorsa, âlimlerin ekserîsi bunu tenzîhen mekrûh görmüşler ve bunun dışındaki halleri câiz görmüşlerdir.Mâlikîler, eğer bu iş gururlanma kasdı taşıyorsa bunun açık bir harâm olduğunu söylemişlerdir; başka âlimler ise, -Dürrü’l-Muhtâr ve hâşiyelerinde geçtiği üzere- gururlanma maksadı olsa bile bunun mutlak olarak câiz olduğunu söylemişlerdir. Âlimlerin ekserîsi, bunun câizliğini bununla şumezarın başkalarından ayrılmasının kasdedilmesi şartına bağlamışlardır. Çoğu da, defin içün vakfedilen arazi üzerine yapılmışsa bunun harâmolduğunu ve yıkılmasının vâcib olduğunu açıkça ifâde etmişlerdir.Bazıları ise yıkılmasını, bu binanın kabirden büyük olması şartına bağlamışlardır. Fakat bu mes’ele bina yapma husûsunun dışındadır.

Bir grup âlim de, kabrin bizzat üzerine bina yapmakla avlusunda bina yapmayı birbirinden ayrı görmüş, bu gruptaki âlimlerin çoğunluğu kabir etrafında bina yapmayı câiz görmüşlerdir. Aynı gruptan bazı âlimler ise, bunun câiz oluşunu ihtiyacı karşılayacak kadar küçük, tavansız ve duvarlarının yüksek olmaması şartına bağlamışlardır. Dört mezhebin muhakkik âlimleri ve başka âlimler, ev dahî olsa bunun câiz olduğunu söylemişlerdir.

İbnu Hazm el-Muhallâ’da şöyle der: Eğer kabir üzerine ev veya sütun gibi bir şey yapılırsa bu mekrûh değildir. İbnu Müflih ise Hanbelîlerin fıkhına dâir yazılan el-Fürû’da şöyle der: El-Müstev’ab ve’l-Muharrar isimli eserin sâhibi (Ebû Abdillâh Muhammed İbnu Abdillâh İbni Muhammed es-Sâmerrî, [Ö:616]) şöyle demiştir: Bir kimsenin kendi mülkünde kubbe, ev ve avlu yapmasında bir beis yoktur. Çünki böyle bir durumda oraya define izin verilmiştir. El-Hattâb’ın Şerhu’l-Muhtasar’da anlattığı gibi, İbnu Kassâr ve Mâlikî âlimlerden bir grubun görüşü böyledir.

[9]Abdu’r-Rezzâk (6534), Ahmed (1/7)
[10]İbnu Sa’d (2/293) ve diğerleri.

KAYNAK: Abmed Sıddîk el-Ğumârî, İhyâu’l-Makbûr min Edilleti Cevâzi’l- Binâi ale’l-Kubûr.

Bundan sonraki bolum konusu: Mezheb Âlimlerinin (Bu Husûsta) Söyledikleri
Hakkında Bir Fasıl.

Categories: Türbe yapmak | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

VEHHABİ YANILGISI:”MUHAMMED BİN ABDÜLVEHHABDAN MEVCUT VEHHABİ ZİHNİYYETİNE CEVAP”…!

Bu gün,Tevessül eden Müslümanlari tekfir ederek kabirperestler olarak gören,Peygamberin(s.a.s) mezarini yikmak için fetvalar çikaran,Resulallahin(s.a.s) mezarini ziyareti haram kilan,Bir mezhepi taklit etmeyi yanliş bulan şimdiki vehhabi zihniyyeti gerçekte kendi şeyhlerine bile muhalefet etme

ktedir.Muhammed Bin Abdülvehhabin İbni Suheymin İsimli bir şahsa cevap olarak şu sözler adeta şimdiki tekfirci vehhabi zihniyyetine yönelmiştir

فالمسائل التي شنع بها، منها ما هو من البهتان الظاهر، وهي قوله: إني مبطل كتب المذاهب، وقوله: إني أقول إن الناس من ستمائة سنة ليسوا على شيء، وقوله: إني أدعي الاجتهاد، وقوله: إني خارج عن التقليد، وقوله: إني أقول إن اختلاف العلماء نقمة، وقوله: إني أكفّر من توسل بالصالحين، وقوله: إني أكفّر البوصيري، لقوله يا أكرم الخلق، وقوله: إني أقول: لو أقدر على هدم حجرة الرسول لهدمتها، ولو أقدر على الكعبة، لأخذت ميزابها وجعلت لها ميزابا من خشب، وقوله: إني أنكر زيارة قبر النبي صلى الله عليه وسلم، وقوله: إني أنكر زيارة قبر الوالدين وغيرهم، وإني أكفر من حلف بغير الله؛ فهذه اثنتا عشرة مسألة، جوابي فيها أن أقول: سبحانك هذا بهتان عظيم

“Eleştirdiği konulardan öylesi var ki, açık iftiradir. Bu iftira, onun bana nispet etdiği şu sözlerdir: “Ben mezheblerin kitablarını iptal ediyormuşum”, “Ben diyormuşum ki, insanlar 600 yildir ki, esasli bir şey üzerinde değiller”, “Ben ictihad iddiasındaymişim”, “Ben taklidden azatmişim”, “Ben diyormuşum ki, alimlerin ihtilafı kin gütmekten oluşuyor”, “Ben salihlerle tevessül edenleri tekfir ediyormuşum”, “Ben, “yaradılmışların en keremlisinin sözüne göre Buseyrini (Kasidetul Burde yazarı) tekfir ediyormuşum”, “Nebinin – sallallahu aleyhi ve sellem- hücresini yikmağa gücüm yetse onu yikarim, eğer gücüm yetse Kabenin oluk kismini iptal edip, tahtadan yaparmişim”, “Ben Nebinin – sallallahu aleyhi ve sellem- kabrinin ziyaretini redd ediyormuşum”, “Ben anne-baba ve diğerlerinin kabrini ziyareti redd ediyormuşum”, “Ben Allahdan başkasına yemin edeni tekfir ediyormuşum”… Bu 12 konu hakkinda cevabım: “Sen münezzehsin! Bu büyük bir iftiradir” (En Nur: 24/16).”

Kaynak: Muhammed bin Abdül Vehhab: Mecmuatu Muellefetiş Şeyh: 5/64
Riyad: Camitaul İmam Muhammed bin Suud yayinevi

Görüldüğü üzere Şimdiki Vehhabiler ayni iddialari Kendi Şeyhlerine Muhalefet ederek yapmakta ve Müslümanlari tekfir etmekteler.

Categories: Vehhabilik(tarih-hadis-alimler) | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.