Posts Tagged With: hanbeli

Hanbeli taifesine isnad edilen cirkin mesele!!

El-Hafız Ebu’l Hasan ed-Darekutni’nin çağdaşı olan el-Hafız Ebu Hafs b. Şahin demiş ki: İki salih adam olan Cafer b. Muhammed ve Ahmed b. Hanbel, birçok kötü arkadaşlarının belasına çarpılmışlardır. El-Hafız Ebu’l-Kasım b. Asakir(Tebyinu kazibi’l-müfteri fimâ nusibe ilâ-İmam Ebi’l-Haşanı’l-Eş’arı) adli kitabında bunu el-Hafız Ebu’l-Hasan’a isnad ederek demiş ki: Rafiziler, Caferi sadık b.Muhammed el-Bakır’ın onlardan beri olduğu birçok çirkin meseleleri kendisine isnad ettiler. Keza Ahmed b. Hanbel’in de, bazı talebe ve tabileri, Allah’ın cisim olduğu manasında birçok batıl sözü kendisine isnad etmişlerdir. Halbuki, Ahmed b. Hanbel bu sözlerden uzaktır. Şüphesiz İmam Ahmed ile ilk tabilerinin, Kur’an ve hadiste geçen bir çok muhal tabileri, te’vil ettiklerini gösteren rivayetler sabit olmuştur.

Takiyyuddin el-Huşanı,<<Def’u’s-şubhe men teşebbehe ve temerrede ve nesebe zalike ile’l-İmam Ahmed>> adli kitabında, açıkça der ki:

İmam Ahmed, Kur’an-ı kerim’deki<<Rabbin geldi(Fecr 22)>> mealinde olan ayetin hakiki manasının<<Rabbin emri geldi>> demek olduğunu söylemektedir.

[Ebu Hamid bin Merzuk, Bera’atü’l-Eş’ariyyîn, sayfa 31 ]

Reklamlar
Categories: Tahrifler | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Resulullah’ı Ziyaretin Edebleri

Allama Ibn Hacer “Cevherü’l-münazzam”da şöyle ifade edilmektedir:

Bir arabi, kabri şerifin baş ucuna durup şöyle demişti:

“Ey Allah’ım, şu kabirde medfun bulunan zat, Habibin; ben de, senin kulunum; şeytan ise düşmanındır. Eğer beni yarlığayacak olursan, Habibin sevinir, kulun kurtulur. düşmanın olan iblis gadablanır. Eğer sen beni yarlığamaz isen Habibin bana gadap eder, düşmanın hoşnud otur ve ben kulun da hetak olurum. Ey Rabbim, sen Habibini gadablandırmak, düşmanını hoşnut etmek ve kulunu helak etmekten hoşlanmayan bir keremkarsın. Arablar arasında kadri ali bir kişi vefat ettiğınde, kabri başında köle azad ederler. Şu muhterem zat, kainatın efendisidir. Ey esirgeyenlerin en merhametlisi, sen de onun kabri başında beni ateşten azad ediver.”

Orada bulunanların bir kısmı: “Ey Arab kardeş, bu güzel isteyişin sebebiyle, Allah seni affetsin ” dediler.

Resülüllah Efendimizin, kabrinde hayatta olduğuna biz ittifak etmişizdir. O kendisine gelen ziyaretçisini tanır. Madem ki o hayattadır, ziyaretçisini kendisine dönük ve kıbleyi arkasına almış olarak kabul eder. Kabrinin iç kısmında ziyarette bulunulduğu zaman da böyle hareket edilir.

Allame Zürkaani, “Mevahib” şerhinde diyor ki: Maliki kitabları, Resülüllah Efendimizin kabrine yüzünü dönerek ve kıbleyi de arkasına almış bir şekilde dua etmenin müstehab olduğuna dair açıklamalarla doludur.

Hanbeli mezhebi muhakkikleri yanında racih olan, diğer mezheplerde olduğu gibi, ziyaretçinin yönünü kabr-i şerife çevirmesidir. Tevessül hakkındaki hüküm de böyledir. Hanbelilerin muhakkiklerine göre tevessül, caiz hatta müstehabtır. Zira bu husustaki hadislerin delaleti bunu ifade etmektedir.

[Yusuf Nebhani,Şevâhidü’l-Hak, sayfa 163-164]

 

Categories: Kabir ziyareti, Tevessül | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Türbeler(1)

Türbeler(1)

Mescidde) Defnetmenin Câiz Olduğu Hakkında Bir Fasıl

Bil ki; kabir üzerine bina, ya defin işinden önce ya da defin işinden sonra yapılır. Cenâzenin eve, mescide, avluya veya sâhibinin defnedilmek içün kendisine önceden hazırladığı bir kubbenin altına gömülmesi, binanın definden önce yapıldığını gösterir. Defin işinden sonra yapılan

binalar, ya kabrin bizzat üzerine ya yakınına ya da kabri de içine alacak şekilde uzağa yapılır. Kabri içine alacak şekilde yapılan bu binalar ya içinde namaz kılınan bir mescid, ya bir kubbe, ya da bir avludur. Ölü ise ya sıradan bir insan, ya bir âlim, ya da sâlih velîlerden biridir. Ölüyü bina içinde defnetmenin, İslâm fakıhlerinin söylediği gibi câiz olması hakkında hiçbir kuşku yoktur. Ancak Ahmed İbnu Hanbel rahmetullâhi aleyh bunu câiz görmekle birlikte, insanların çoğunun yaptığı şekilde ölüyü Müslüman mezarlığına gömmeyi daha evlâ görmüş; Hz. Peygamber sallellâhu aleyhi ve sellem’in vefât ettiği eve defnedilmesini, onun lâyık olduğu yüksek makamı ayırd etme maksadı taşıdığını, dolayısıyla bunun Hz. Peygamber sallellâhu aleyhi ve sellem’e hâs bir şey olduğunu söylemiştir. Fakat bu, sınırlandırıcı edici bir sebeb olmadan sınırlandırmaktır.

İbnu Sa’d, et-Tabakât isimli eserinde şöyle rivâyet etmiştir: Bize Muhammed İbnu Rabîa el-Kilâbî, İbrâhîm İbnu Zeyd’den, o da Yahyâ İbnu Mehmât’tan (ki bu, Osman İbnu Affân’dır) şöyle dediğini rivâyet etmiştir: Bana gelen habere göre Resûlüllah sallellâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır: ‘Cesedler, ancak rûhların alındığı yere defnedilir.’ Bilindiği gibi rûhlar, çoğu kez evlerde alınır. Dolayısıyla bu hadîse göre evlere defnedilmek daha evlâdır. Ancak bu rivâyet kısa ve eksiktir. Bu hadîs birçok yollarla mürsel ve mevsûl olarak Hazreti Ebû Bekir sıddîk radıyellâhu anhu’dan şu lafızla merfû’ olarak rivâyet edilmiştir: ‘Vefât eden her peygamber mutlaka ruhunun alındığı yere gömülmüştür.’[9] Başka bir rivâyette de şöyledir: ‘Allah hangi nebînin ruhunu aldıysa, o nebî mutlaka rûhunun alındığı yere defnedilmiştir.’[10] Bu iki hadîsi İbnu Sa’d ve başkaları rivâyet etmiştir ki, binaya defnedilmenin sadece Hz. Peygamber sallellâhu aleyhi ve sellem’e hâs husûs olmadığını (diğer peygamberlerin de buna dâhil olduğunu) açıkça göstermektedir. Nitekim Sahâbîler de Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer radıyellâhu anhumâ’nın peygamber efendimizin yanına defnedilmeleri husûsunda ittifak etmişler. Böylece İmâm Ahmed rahmetullâhi aleyh’in görüşünün geçerli bir yanı kalmamıştır.

Definden Sonra Bina Yapmak

Definden sonra bina yapmaya gelince, Şâyet bu bina kendi mülkünde ise; mezar hırsızı, yırtıcı hayvan ve sel gibi tehlikeler yoksa, binayı sağlamlaştırmak, uzun süre kalmasını sağlamak ve süs maksadı taşıyorsa, âlimlerin ekserîsi bunu tenzîhen mekrûh görmüşler ve bunun dışındaki halleri câiz görmüşlerdir.Mâlikîler, eğer bu iş gururlanma kasdı taşıyorsa bunun açık bir harâm olduğunu söylemişlerdir; başka âlimler ise, -Dürrü’l-Muhtâr ve hâşiyelerinde geçtiği üzere- gururlanma maksadı olsa bile bunun mutlak olarak câiz olduğunu söylemişlerdir. Âlimlerin ekserîsi, bunun câizliğini bununla şumezarın başkalarından ayrılmasının kasdedilmesi şartına bağlamışlardır. Çoğu da, defin içün vakfedilen arazi üzerine yapılmışsa bunun harâmolduğunu ve yıkılmasının vâcib olduğunu açıkça ifâde etmişlerdir.Bazıları ise yıkılmasını, bu binanın kabirden büyük olması şartına bağlamışlardır. Fakat bu mes’ele bina yapma husûsunun dışındadır.

Bir grup âlim de, kabrin bizzat üzerine bina yapmakla avlusunda bina yapmayı birbirinden ayrı görmüş, bu gruptaki âlimlerin çoğunluğu kabir etrafında bina yapmayı câiz görmüşlerdir. Aynı gruptan bazı âlimler ise, bunun câiz oluşunu ihtiyacı karşılayacak kadar küçük, tavansız ve duvarlarının yüksek olmaması şartına bağlamışlardır. Dört mezhebin muhakkik âlimleri ve başka âlimler, ev dahî olsa bunun câiz olduğunu söylemişlerdir.

İbnu Hazm el-Muhallâ’da şöyle der: Eğer kabir üzerine ev veya sütun gibi bir şey yapılırsa bu mekrûh değildir. İbnu Müflih ise Hanbelîlerin fıkhına dâir yazılan el-Fürû’da şöyle der: El-Müstev’ab ve’l-Muharrar isimli eserin sâhibi (Ebû Abdillâh Muhammed İbnu Abdillâh İbni Muhammed es-Sâmerrî, [Ö:616]) şöyle demiştir: Bir kimsenin kendi mülkünde kubbe, ev ve avlu yapmasında bir beis yoktur. Çünki böyle bir durumda oraya define izin verilmiştir. El-Hattâb’ın Şerhu’l-Muhtasar’da anlattığı gibi, İbnu Kassâr ve Mâlikî âlimlerden bir grubun görüşü böyledir.

[9]Abdu’r-Rezzâk (6534), Ahmed (1/7)
[10]İbnu Sa’d (2/293) ve diğerleri.

KAYNAK: Abmed Sıddîk el-Ğumârî, İhyâu’l-Makbûr min Edilleti Cevâzi’l- Binâi ale’l-Kubûr.

Bundan sonraki bolum konusu: Mezheb Âlimlerinin (Bu Husûsta) Söyledikleri
Hakkında Bir Fasıl.

Categories: Türbe yapmak | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Ebu Ya’la’nin Hanbeli taifesinin üzerine sıçması!!


Hafiz Ibnü’l Esir’in < El-Kamil> adli eserinin Hicri 429 yılında vaki olan hadisler bahsindeki açıklaması:
Bu tarihde Ebu Ya’la(yukardaki ikinci cümledeki geçen alim)’nin kitabında Allahın sıfatlarından bahsederken kendisinin, Allah’ın cisim olduğunu itikat ettiği anlaşıldığı için, Bağdat alimleri onu inkar ettiler. Zahid olan Ebu’l-Hasanu’l-Kazvini, Bağdat’taki Mansur camii’ne gelerek bu kitabın konusu hakkında bir açıklama yaptı. Allah, zalimlerin uydurdukları sözlerinden çok uzaktır.

Hicri 458 yılında, vaki olan hadiseler bahsinde bu hususta şöyle der:

Ebu Ya’la oldu. O, Allah’ın sıfatları hakkında <Kitabu’s-Sıfat> adli kitabı telif etmiş; içine acayib görüşler almıştı. Kitabın çeşitli bablarında yaptığı tertib(ve açıklamalar) tecsime(Allah’a) cisim isnat etmesine) delalet ederki, Allah, dediği o sözlerden uzaktır.

İbn Temimi el-Hanbeli, der ki:

-Ebu Ya’la el-Ferra, Hanbeli taifesinin üzerine öyle bir sıçmış ki onu şu bile temizliyemez!

[Ebu Hamid bin Merzuk,Bera’atü’l-Eş’ariyyin,sh.42]

Categories: Istiva/Itikat, Istiva/tevil, Mezhep, Tahrifler, Vehhabi Fitnesi | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.