Posts Tagged With: fitne

Imam Savi ve muteşabih ayetler

imam sav ve mutesabih

Gördüğünüz sayfa İmam Savi’nin Celaleyn tefsirine yazdigi bir haşiyedir.
Üstü çizili ibarede (حم) gibi muteşabih ayetlerin ilmini Allah u Tealaya bırakmanın selef akidesi olduğunu beyan ediyor.
Yani muteşabih ayetlerin manası Allah u Teala tarafından bilinir.
Mana verenler Ali İmran suresi 7. ayet i kerimeye gore fitne ehlidirler. Günümüz selefi adi altındaki vehhabiler de fitne ehlidirler.
Allah hidayet etsin onlara..

Reklamlar
Categories: Istiva/tevil | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Imam Malik (ra): “NASIL ondan(Allahtan) kaldırılmıştır”

İmam-ı Beyhaki (rahimehullah): İbn Vehb demiştir ki:

“Biz İmam Malik’in yanında idik. Bir adam geldi ve: “Ey Ebu Abdullah! [Rahman arş’a istiva etti] Rahman’ın Arş’a istivası nasıldır?” dedi. İmam Malik (r.a.) başını eğdi, buram buram terlemeye başladı, sonra başını kaldırdı ve dedi ki: “Rahman Arş’a istiva etti. Tıpkı kendisini vasfettiği gibi. Bu bakımdan “nasıl” diye sorulmaz. Çünkü “nasıl” ondan kaldırılmıştır. Sen çirkin (kötü) ve bid’at sahibi birisin. Çıkarın onu.” ve adam kovuldu.
(Beyhaki sahih bir isnadla İbn Vehb’ten rivayet etmiştir ve Yahya bin Yahya’dan da rivayet etmiştir ve lafızları şöyledir: ”istiva mechul değildir, keyfiyetin ALLAH U TEÂLÂ’YA isnadı akıl işi değildir, ona iman vacibtir, ondan sormak da BİDATTİR.”)

أخبرنا أبو عبد الله الحافظ ، أخبرني أحمد بن محمد بن إسماعيل بن مهران ، حَدَّثَنَا أبي ، حدثنا أبو الربيع ابن أخي رشدين بن سعد قال : سمعت عبد الله بن وهب ، يقول : كنا عند مالك بن أنس فدخل رجل ، فقال : يا أبا عبد الله {الرحمن على
العرش استوى} كيف استواؤه ؟ قال : فأطرق مالك وأخذته الرحضاء} ثم رفع رأسه فقال : {الرحمن على العرش استوى} كما وصف نفسه ، ولا يقال : كيف ، وكيف عنه مرفوع ، وأنت رجل سوء صاحب بدعة ، أخرجوه . قال : فأخرج الرجل

Categories: Istiva/tevil | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Resulullah’ı Ziyaretin Edebleri

Allama Ibn Hacer “Cevherü’l-münazzam”da şöyle ifade edilmektedir:

Bir arabi, kabri şerifin baş ucuna durup şöyle demişti:

“Ey Allah’ım, şu kabirde medfun bulunan zat, Habibin; ben de, senin kulunum; şeytan ise düşmanındır. Eğer beni yarlığayacak olursan, Habibin sevinir, kulun kurtulur. düşmanın olan iblis gadablanır. Eğer sen beni yarlığamaz isen Habibin bana gadap eder, düşmanın hoşnud otur ve ben kulun da hetak olurum. Ey Rabbim, sen Habibini gadablandırmak, düşmanını hoşnut etmek ve kulunu helak etmekten hoşlanmayan bir keremkarsın. Arablar arasında kadri ali bir kişi vefat ettiğınde, kabri başında köle azad ederler. Şu muhterem zat, kainatın efendisidir. Ey esirgeyenlerin en merhametlisi, sen de onun kabri başında beni ateşten azad ediver.”

Orada bulunanların bir kısmı: “Ey Arab kardeş, bu güzel isteyişin sebebiyle, Allah seni affetsin ” dediler.

Resülüllah Efendimizin, kabrinde hayatta olduğuna biz ittifak etmişizdir. O kendisine gelen ziyaretçisini tanır. Madem ki o hayattadır, ziyaretçisini kendisine dönük ve kıbleyi arkasına almış olarak kabul eder. Kabrinin iç kısmında ziyarette bulunulduğu zaman da böyle hareket edilir.

Allame Zürkaani, “Mevahib” şerhinde diyor ki: Maliki kitabları, Resülüllah Efendimizin kabrine yüzünü dönerek ve kıbleyi de arkasına almış bir şekilde dua etmenin müstehab olduğuna dair açıklamalarla doludur.

Hanbeli mezhebi muhakkikleri yanında racih olan, diğer mezheplerde olduğu gibi, ziyaretçinin yönünü kabr-i şerife çevirmesidir. Tevessül hakkındaki hüküm de böyledir. Hanbelilerin muhakkiklerine göre tevessül, caiz hatta müstehabtır. Zira bu husustaki hadislerin delaleti bunu ifade etmektedir.

[Yusuf Nebhani,Şevâhidü’l-Hak, sayfa 163-164]

 

Categories: Kabir ziyareti, Tevessül | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Vehhabiliğin tarifi!!( Yusuf Nebhani )

ibni Teymiyye ile onun sakat görüşlerine uyan ve davranışları cihanda kötü bir mesel haline gelenlerin peşine takılmayasın. ibni Teymiyye, bid’atlara bulanmış talebelerin, müslümanların mezheplerine istiğaseyi; Peygamber Efendimiz (S.A.V.) diğer peygamberler ve salihleri ziyaret için sefer yapmayı men edip, muhalefette önderi olmuştur.
Aldatılmış ve başı boş bırakılmış bu kimselerin adeti, yaldızlı laflar etmektir. Maksatlarının dine yardım, ümmetin hidayetine çalışmak, islama ve müslümanlara hizmet etmek olduğunu söylüyorlar. Bu davranışları, kandırılmış bazı ilim talebesinin hoşuna gitmiş ve uzun bir zaman geçmeden onların, dışı yaldızlı laflarını duymuş ve yazılarını mütalea etmiş, neticede onlardan biri olup çıkmışlardır. Bu fitnecilerin adeti, kandırdıkları kimseleri, bazı alimierin eserlerindeki kalem sürçmelerini araştırıp bulmaya çalışmak, sonra da ortaya çıkarıp halka hitaben “Bakın, falan fıkıh alimi kitabında şöyle söylüyor” diyerek ona itirazda bulunmaktır.
Bunu yaparken, sadece o alime değil, onun şahsında fıkıh alimlerinin tamamına ve hatta mezhep büyüklerine itirazlarda bulunmaktır.
Mesela, bir mu haddisin müstehcen ibaresini görseler, onu nakl edip, hem ona hem de diğer muhaddislere itirazlar yağdırırlar. Bir sofınin vuzüha ermemiş bir sözünü görürler, ona ve diğer sefilere ağıza alınmayacak laflarla saldırırlar. Tefsirlerin birinde mevzü bir hadis veya israiliyyata dair bir kıssa görüverseler, o müfessir ile birlikte diğer tefsir alimlerine çirkin sözlerle hakaret ederler.
işte, alimiere karşı onların davranışı! Hayret edilecek şeydir ki, bir çok islam şehirlerinde onlardan bazı kimseler vardır. Sanki şeytan, onların kalbierine bu sapıklıkları, bir anda üfleyivermekte ve bazı haberleri birbirine ulaştırıp yetiştirme hususunda bir kısmı diğerine yardımcı olmakta; tek mezhebin adamlarıymış gibi davranmaktadırlar. Hakıkatte onların mezhebieri yoktur…….

Dinleri, laf ebeliği; maharetleri, tereddüt ve evham peşine takılmaktan ibarettir. Bunlardan her birine hakim olan kanaat, kendisinin bizzat imam olduğu ve müslümanların mezheb imamlarını taklit etmeye muhtaç olmadıkları fikridir.

istedikleri sapıklık ve arzuladıkları yegane şey, bir mes’ele bulup çıkarmak, onunla avam tabakasını tereddüt içine düşürüp şaşırtmak ve din imamlarına itirazlarda bulunmaktır. Geçmiş asırdaki bir alime ait kalem sürçmesine tesadüf etseler, hemen bu asrın ilim adamlarını uyarmaya kalkarlar. Bakarsın ki onu herkese yaymaya çalışırlar. islam alimleri -bilfarz- o şahsı zemmetmeye kalksalar, bu defa o şahsı medh etmeye koyulurlar.

ibni Teymiyye, bu hareketleri sebebiyle, doğrudan ayrıldı ve her yönden ayıplan ma sahasına girmiş oldu. Sen; hak􀼕rete uğramış bu kimseleri, ibni Teymiyye’nin fikirlerini yaymaya son derece düşkün olarak göreceksin. içinde onun fikirleri bulunan kitapları en uzak şehirlere varasıya kadar ulaştırmaya çalışırlar. Maksatları, doğru yoldaki kulları saptırmaktır. Onlar, iyi bir iş yaptıklarını sanmaktadırlar.

[ Yusuf Nebhani, Şevahidü ‘l-Hakk, sayfa 36-37 ]

Categories: Ibn Teymiyye, Vehhabilik(tarih-hadis-alimler) | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

İbni teymiye hakkında hadis hafızı İbni Hacer el-Askalânî’den değerlendirmeler

Hadis hafizi İbni Hacer el-Askalânî “Ed-duraru’l-kâmine” isimli kitabında (c.1, s.153) ibni teymiyenin sahabenin büyükleri hakkındaki tutumuna değinerek şunları bildirmektedir: “İbni teymiye Ömer ibnu’l-Hattab’ı ra bir hususta hata ettiğini, Osman ra hakkında da dünya malını seven birisi olduğunu söylemiştir. Hz Ebu Bekir ra hakkında ise ne dediğini bilmeyen yaşlı birisi olarak müslümanlığı kabul ettiğini söylemiştir.”

Ayrıca İbni Hacer “Ed-duraru’l-kâmine” isimli kitabında (c.1, s.114) şunları da bildirmektedir: “İbni teymiye, müminlerin emîri Hz Ali’yi (kerramellâhu vechehu) 17 meselede Kitabın (Allâh’ın kitabının) nassına muhalefet etmiş olması gerekçesiyle hata ettiğini bildirmiştir. Ayrıca İbni teymiyenin bu sözü demesi, “Mahzûl (Allâh’ın muvaffak etmediği aşırıya kaçmış) birisi idi” demesi ve onun “Diyanet için değil riyaset (başkanlık) için savaştığını” demesinden dolayı da alimler ona, münafıklığı isnat etmişlerdir.”

İbni teymiye “Minhac”(arapça nüsha itibarıyla 2.c, s.203) isimli kitabında şöyle demiştir: “Bizler, bize karşı adaletten aciz olan ve onu (adaleti) terk eden birisine biat etmemiz gerekmez, Sünnet (Allâh’ın resulünün sünneti ) tablosu, onun savaşmakla emrolunmadığını, vacip de müstehap da olmadığını kabul eder” Burada ibni teymiyenin sözü sona ermiştir.

Yani ibni teymiye, efendimiz Alinin (radıyallâhu anhu), Sıffîn, Cemel ve Nehrevân vak’alarında savaşmakla emrolunmadığını ve onun üzerine vacip ve müstehap da olmadığını iddia ediyor.

Oysaki efendimiz Ali radıyallâhu anhu bizzat şöyle demiştir: “Ben, anlaşmayı bozanlar, haksız davrananlar ve Dinden çıkanlar ile savaşmakla emrolundum”

Bu hadis hakkında ise şam diyarının hadis hafızı ve muhaddisi (hadis alimi) el-habeşi olarak tanınan şeyh Abdullâh el-Hararî, İbni Teymiyeye karşı yazdığı “Makâlât es-sunniyyetu fi keşfi dalâlât Ahmet İbni Teymiye” (s.307) isimli kitabında şöyle demiştir: ”Dedim ki: Bu (yukarıda belirtilmiş) hadis ise “hasen” mertebesinden düşmez. Dolayısıyla bunu, hadisi hafızı İbni Hacer “Şerh-i Buhari”sinde (sahih-i Buharî kitabının açıklamasında) zikretmiştir. İbni Hacer şerhinin önsözünde bildirmiştir ki, hadisin şerhi olarak, tetimme (tamamlama) olarak veya bir hadisin ziyadeyle zikredilmesi olarak (kitabında) zikredeceği hadislerin ya sahih yada hasen olmasına bağlı kalacaktır.

O bunu, “Metâlibu’l-âliye” kitabında da zikretmiş ve bir şey demeden onu (bahis konusu hadisi) Ebu Ye’laya isnat emiştir. Ayrıca bunu, “Telhîsu’l-habîr” (c. 4, s. 44) kitabında da er-Rafiî’nin sözünü zikrettikten sonra da zikretmiştir, sözü şöyledir:
“Onun (er-Rafiî’nin): “Cemel, sıffîn ve nehrevan ehlinin (efendimiz Aliye karşı savaşanların) zalim oldukları tespit edilmiştir” demesi, dediği gibidir. Buna ise Alinin şu hadisi delalet etmektedir: “Ben, anlaşmayı bozanlar, haksız davrananlar ve çıkanlar (Dinden çıkanlar) ile savaşmakla emrolundum” Bunu Nesâî “Hasâis” kitabında, Bezzar ve Tabarânî (Bak. Keşfu’l-estâr, c.4, s. 92 ve Mecmaû’l-Bahreyn, c.7, s. 209) rivayet etmişlerdir. Burada İbni Hacer’in sözü sona ermiştir.”

İbni teymiye “Minhac”(arapça nüsha itibarıyla 2.c, s.214) isimli kitabının başka bir yerinde de şöyle demiştir: “… Ali onlara karşı savaşmakla emrolunmamıştı ve İslâm şeriatına bağlı kalmalarıyla birlikte sırf kendisine itaat etmeyi kabullenmedikleri için onlara karşı savaşmak ona farz da değildi”

Ayrıca aynı kitapta (c.3, s. 156) efendimiz Alinin sıffîn ve cemel vak’asında savaşmasının kendi görüşünden kaynaklandığını ve bununla emrolunmadığını iddia ederek şöyle demiştir: “… şu halde, binlerce müslümanın kanının akıtılmasına sebebiyet veren görüşten, paylanacak daha büyük bir görüş yoktur, onun (efendimiz Alinin ) onlara karşı savaşmasında müslümanlara ne dinlerinde ne de dünyalarında hiçbir yarar olmamıştır. Aksine hayır önceki olanlara nazaran eksilmiştir, şer (kötülük) ise önceki olanlara nazaran artmıştır”

Aynı kitapta (c.2, s. 204) şöyle de demiştir: “Ali hakka Muaviyeden daha yakın olduğu halde savaşmayı terk etmiş olsaydı daha iyi, daha uygun ve daha hayırlı olurdu” Burada İbni Teymiyenin sözü sona ermiştir.

İbni teymiyenin, efendimiz Ali’nin (radıyallâhu anh) savaşlarını uygunsuz ve saçma bulması, onun ona karşı bir kin beslediğinin delilidir. Bunu hadis hafızı İbni Hacer’in “Lisânu’l-mizan” (c.6, s.319) isimli kitabındaki sözleri teyit etmektedir. Hadis hafızı İbni Hacer bu kitabında, ibni teymiye hakkında, onun birinin zayıflığını beyan etmeye kalkmasından bahsettiğinde bunun bazen kendisini efendimiz Aliye (radıyallâhu anh) noksanlığı isnat etmesine sürüklediğini belirtmiştir

Categories: Ibn Teymiyye | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

İmam Eş’ariye isnad edilen iftiralar!

Mütezile, Mücessime ve diğer bazı taifeler, Ebu’l-Hasan el-Eş’arı’ye iftira edip kendisi onlardan uzak olan fikirleri ona isnad etmişlerdir. Ustaz Ebu’l-Kasım el-Kuseyri<< sıkâyetu Ehli’s-Sünne Mana’Lehum mine’l-Mihne>> adli eserinde Eş’arı’yı müdafaa ederek bid’atçıların ona isnad eyledikleri şeylerden uzak tutmuştur. Bunların hepsi, Şubki’nin<<Tabakat>> adli eserinde yazılıdır. Hafız Ebu Bekir el-Beyh

aki de vezir Amidu’l-Kendiriye yazzdiği kitabında Ebu Hasan el-Eş’arı’yı müdafaa etmiş ve bu müdafaası yine Şubki’nin <<Tabakat>>ında zikredilmiştir.

Eş’arı ondan beri olduğu halde onu<<Safvan b. Cehm’in arkadaşıdır>> diye iddia edenlerden birisi de İbn Hazm’dir ki, bu konuyu eseri olan << El-Milel ve’n-Nihal>> de yazmıştır. Şubki, şöyle der:

İşte bu İbn Hazm başkasına dil uzatmakta cesaretlidir. Sırf kendi zannina göre tahkik etmeden başkasından bir şeyler nakleder. Bu kitabındaki sözleriyle, İslam alimlerine hücum etmiştir.

Eseri olan<< El-Milel ve’n-Nihal>> kitabı, kitapların en kötüsüdür. Onda, Ehli sünneti tahkir ettiği, onlardan rivayetleri sabit olmayan zayıf kavilleri kendilerine isnad eylediği ve söyledikleri sözleriyle onları kötülediği için, arkadaşlarımız öna uymaktan halkı men ettiler. Kitabında ehli sünnetin şeyi olan ebu’l hasan el esarı’nın şerefini küçültmüş, bir çok yerinde de onu tekfir etmeye az kalmıştır. İtikadında, esarı bir bidatçından başka bir kimse olmayıp bir çok yerde bidatçılığı ona açıkça isnad etmsitir. Kitaplarda yaptığım sıkı araştırmalara göre, İbn Hazm, Ebu’l Hasan el-Esarıyı yeterince tanıyamamış ve itikadi hakkında sahih bir nakil kendisine ulaşmamıştır.

Ancak, esariye iftira eden birçok kimselerin sözlerini ısıtıp inanmıştır. Hatta bununla da yetinmeyip onu ayıplamıştır. Bundan ve daha başka sebeplerden dolayı Ebu’l-Velid el-Bacı ve daha başka alimler, İbn Hazm’a çatıp beldesinden çıkarılmasına sebeb olmuşlardır. Halk tarafından, yazdığı kitaplarlar yakılmış ve hakkında yapılan hadiseler meşhur olarak kitaplara geçmmıştır. Burada Şubki’nin ibaresi sona erdi.

bende şunu derim ki:

Ebu’l hasan el-Eş’arı’nın hakkında İbn Hazm ile arkadaşlarının dedikleri sözler etkisiz olup, kaya parçasını parçalamak için başını kayaya vuran kimselere benzerler. Şüphesiz, İbn Hazm, Eş’ariden başka İslam alimlerine de dil uzatmıştır.

İşte bu nedenle Endülüs’ün zahidi Ebu’l-Abbas İbnu’l-Arif<< Haccac’ın kılıcı ile İbn Hazm’in dili, bu ümmetin zararı için öz iki kardeştirler>> demiştir.

İbn Hazm mütereddit, çürük akidelinin birisidir. Mütezile’nin Allah’ın sıfatları olmadığı akidelerine muvafakat ediyor. İslam akidesi hakkında ki itikadında birçok hatalar vardır. En çirkin ve faşid inancalarından biriş<< El-Milel ve’n-Nihal>> eserindeki, Allahü Teala’nın kendine çocuk edinmesi caiz olduğu tabiridir. Ve bu görüşüne Allahü Telaanın Kurani Kerimdeki<< eğer Allah(bilfarz) bir evlat edinmek isteseydi elbet yaratacağından dilediğini seçecekti>> mealindeki ayeti getirmiştir. Şeriat’ın füruiyatındaki hatalara gelince, sayılmıyacak kadar çoktur.

Kendisine aldananlara hayret veren<<muhalla>> adli kitabı mezkur hatalarla doludur. Mağrıb alimleri, adı geçen kitabı ve diğer kitaplarını tenkid ederek arapçal olan<<Muhalla>>(Süslenen) kitabın üzerine bir nokta koyup<<boşanan<< manasına gelmiştir. Muhammed b. Zerkünel Ensari el-İşbili’nin <<El-Muhalla firreddi ale’l-Muhalla)) diye bir reddiye yazmış olması, eserin hatalı olduğuna dair bir şahittir. Ebu’l-Velid el-Bacı’nın de, onu delillerle susturması, özellikle Mağrıp uleması ve genel olarak da doğu uleması nezdinde itibarını düşürdü.

[Ebu Hamid bin Merzuk, Bera’atü’l-Eş’ariyyîn, sayfa 95-96]

Categories: Tahrifler, Vehhabilik(tarih-hadis-alimler) | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

ABDULLAH BİN MUHAMMED BİN ABDÜLVEHHAB:”BİZ SUFİLİĞİ (KÖKTEN) İNKAR ETMİYORUZ”…!

Vehhabilerin Şeyhul İslamının oğlu Abdullah bin Muhammed Sufiliği kökten inkar etmediğini şu sözlerle açiklar:

ولا ننكِر : الطريقة الصوفية ، وتنزيهَ الباطن من رذايل المعاصي ، المتعلقة ِبالقلب والجوارح ، مهما استقام صاحبها على القانون الشرعي ، والمنهج القويم المرعي

“Biz, şeri kanunlara ve

 kabul edilmiş doğru menhece amel edildiği zaman Sufilik yolunu, kalp ve organlarla alakali olan günahların rezilliklerinden batini alemi temizlemeyi inkar etmiyoruz.”

Kaynak: İbnul Kasim En Necdi: Ed Durerus Seniyyə: 1/ 241
1417/1996

Categories: Vehhabilik(tarih-hadis-alimler) | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Imam Ebu Hanife(ra) fazileti(2)

Şafii imamlar’ından Şeyhülislam İbn Hacer el Heytemi’nin İmam Azam hakkında ki yazdığı Fıkhın Sultanı adındaki eserden alıntılar:

Sufyan b. Üyeyne, “Ebu Hanife’nin benzerini gözlerim görmüş değildir”dedi. Bunun gibi sufyan hazretleri dedi ki: “Megazi ve siyer ilmin talep eden Medine’ye, haccın menaşıkını öğrenmek isteyen Mekke’ye, bütün fıkıh ilmini arzu eden de Küfe’ye gitmeli ve Ebu Hanife’nin dostlarından ayrılmamalıdır.

Abdullah b. Mübarak, “Ebu Hanife hazretleri insanların en fakihi idi. Ondan daha fakih kimse görmedim. Bütün faziletlerde, ‘Allah’ın ayerlerinden bir ayettir’”demiştir.

Yine Abdullah hazreterli demiştir ki: “İçtihada ilişkin meselelerde Malik ve Sufyan hazretlerine de müracaat edilir. Ancak Ebu Hanife hazretleri hepsinden daha fakih, görüşleri daha ince, fıkıh ilminin özüne ve hakikatlerine vakıftır. Resul-i Ekrem Efendimiz’den örnek bulamadığımız meselelerde İmam Ebu Hanife’nin sözleri Peygamberimizin sözü yerine geçer”

Categories: Ebu Hanife(r.a.), Mezhep imamımız Ebu Hanife(ra) | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

İMAM ZEYNUDDİN EL KİRMANİ(R.A) VE ŞEFAAT BAHSİ…!


Hanefi alimlerinden Zeynuddin El Kirmani (v. 597 h/1201 m) bu hakkda diyor ki:

جِئناك للاسْتشفاعِ إلى ربِّكَ , فأنتَ الشافعُ المشفَّعُ , الموعودُ بالشفاعةِ الكبرى , والمقامِ المحمودِ , وقد قال تعلى فيما أنزلَ عليك :
{ وَلَوْ أَنَّهُمْ إِذْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ جَاءُوكَ فَاسْتَغْفَرُوا اللَّهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللَّهَ تَوَّاباً رَحِيماً } , وقد جِئناك يا حبيبَ اللهِ ظالمينَ لأنفسِنا , مُستغفرينَ لذُنوبِنا , وأنتَ نبيُّنا , فاشفعْ لنا إلى ربِّنا وربِّك , واسأَلْه أنْ يُمِيتَنا على سنَّتِك , وأنْ يحشُرَنا في زُمْرَتِك ، وأنْ يُوْرِدَنا حَوْضَك ، وأنْ يُسقِيَنا كَأْسَك غيرَ خَزَايا ولا نُدامى .
يا رسولَ الله الشفاعة الشفاعة الشفاعة – يقوله ثَلاثَ مَرَّاتٍ – , فقد سمَّاك اللهُ بالرؤوفِ والرحيمِ فاشفعْ لمن أتاكَ ظالمًا لنفسِه , مُعْترِفًا بذنْبِه , تائبا إلى ربِّه . . .
فإنْ كانَ قد أوْصاك أحدٌ مِن المسلمينَ بتبْليغِ السلامِ إلى النبيِّ – صلى الله عليه وسلم – تقول : السلامُ عليكَ يا رسولَ الله مِن فلانِ بنِ فلانٍ , يستشفِعُ بك إلى ربِّك بالرحمةِ والمغفرةِ فاشفعْ له ولجميعِ المؤمنينَ , فأنتَ الشافعُ المشفَّعُ , الرؤوفُ والرحيمُ

“(Allah Rasülünün kabrini ziyaret eden şöyle söylemelidir) Senin yanına Rabbinden şefaat dileyesin diye geldik. Çünki sen Şefaat isteyen ve şefaati kabul edilensin, sana “büyük şefaat” ve “övülen makam” vad edilmiştir.
Yüce Allah sana indirdiği(Kuranda) buyuruyor:
“Eğer onlar nefslerine zülm etdikleri zaman, senin yanına gelib Allahdan bağışlanma dileseydiler ve resul da onlar için bağışlanma dileseydi, Allahı tevbeleri kabul eden, merhametli olarak görürdüler.”(En-Nisa: 4/64)
Ey Allahın habibi! Bizde senin yanına nefslerimize zülm edenler, günahlarımız için bağışlanma dileyenler olarak geldik. Sense bizim Nebimizsin! Öyle ise bizim için Rabbinden şefaat dile! Ondan bizi senin sünnetin üzre vefat etdirib, senin zümrende haşr etmesini, havuzuna yetişdirmesini, utanc ve pişmanlik olmadan kasanla içirmesini iste.
Ey Allahın Rasulü! Şefaat, Şefaat, Şefaat! – bunu üç kere demelidir . Yüce Allah seni rauf ve rahim olarak isimlendirmiştir! (Et Tevbe: 9/128 ayetinde)
Öyle ise senin yanına nefsine zülm etmiş, günahını itiraf etmiş, Rabbine tevbe etmiş olarak gelen kimse için şefaat dile! …
Eğer Müslümanlardan biri senden Nebiye – sallallahu aleyhi ve sellem– selam söylemeni istemişse o zaman şöyle dersin:
Falan oğlu falandan sana selam var ey Allahın Rasülü, senden Rabbin yanında rahmet ve bağışlanma için şefaat etmeni istiyor, ona ve tüm Müslümanlara şefaat et! sen Şefaat isteyen ve şefaati kabul edilen, rauf ve rahimsin!”

Kaynak: Zeynuddin El Kirmani: El Meselik fil Menesik: 1073-1074-1075
Beyrut: Darul Beşairil İslamiyye: 1424/2003

Categories: Tevessül-Teberruk-Istiğase-Himmet, Şefaat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

Tâbiîn İmanlarının Hadis Rivayetindeki Edepleri

Saîd b. el-Müseyyeb (ö.94/712), hasta yatağında hadis rivayet etmeyi hoş görmez, yatağından doğrulur ve oturduğu yerden hadis rivayet ederdi.[1] İbn Sirîn (ö.110/728), hadis rivayet ederken sanki bir şeyden korkan, bir şeyden sakındıran insan gibi davranırdı.[2] Katâde (ö.117/735), hadislerin ab­destli olarak rivayet edilmesini güzel görürdü.[3] A’meş (ö.148/765), abdesti olmadığı zaman hadis rivayet etmek isterse teyemmüm alırdı.[4]

[1] Süyûtî, Miftâh, s. 67.
[2] İbnü’l-Cevzî, Sıfatü’s-safve, III, 242
[3] Süyûtî, Miftâh, s. 67.
[4] Süyûtî, Miftâh, s. 67.

Categories: ahlak,edep ve benzeri konular, Edep Yâ Hû | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.