Edep Yâ Hû

Allah Beni Namaz Kıldım Diye Cezalandırır mı?

بسم الله الرحمن الرحيم

Günümüz Selefi diye geçinen Vehhabileri, Kuran-ı Kerimde geçen her ibarenin zahir manası ile amel edip noksan sıfat addetse dahi Allah Teâlâ’ya karşı cüretkar olup direk tenzih etmeden itlak ederler.

Örneğin Kuran-ı Kerimde, kelime manası şöyle olan bir ayet-i kerime vardır: “Allah’ın Eli onların elinin üstündedir” (fetih 48/10) Bu ve bunun gibi ayet-i kerimelerin zahiri manalarını alıp şöyle bir safsata yaparlar:

“Ben Allah’ın eli vardır diyorum. Çünkü Kuran-ı Kerim bunu söylüyor. Ben bugün Allahın eli vardır dersem kıyamet günü Allah bana neden öyle dedin diye mi soracak? Ben Kuran-ı Kerimde geçen bir şeyi söylemiş oluyorum.”

Bu ve bunun gibi zahiri sıhhat batını fesad olsan safsatalara şöyle cevap verilir:

Allah Teâlâ: “Benim elim var” Diye bir şey buyurmadı. Kuran-ı Kerimin neresinde “Benim elim var” diye bir şey yazıyor? ve ya Kuran-ı Kerimin hangi ayetinde “Allahın eli vardır” diye bir şey yazıyor? Aslında siz Kuran-ı Kerim’e değil kendi heva ve heveslerinize tabisiniz. Çünkü kendi uydurduğunuz sözleri Allah Teâlâ’nın sözleridir diye insanları kandırıyorsunuz. Karşılığında ne alıyorsunuz bilmiyorum ama Bakara suresi 79. ayet-i kerime aklımıza geliyor:

“Elleriyle (bir) Kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için «Bu Allah katındandır» diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların!” (Bakara 2/79)

Siz, Kuran-ı Kerim’in dediğine kulak vermek yerine kendi dediklerinize Kuran-ı Kerim’i uydurmaya çalışıyorsunuz. Nitekim her Kuran-ı Kerimde gördüklerimiz bizim perdemizden göründüğü gibi olacak değil.

Hakikate saygınız kendi doğrularınız çerçevesinde olmamalı. Çünkü sizde usul olmadığı için vusul olması imkanı azdır. Birgün Tabiin âlimlerinden Said bin El-Museyyeb (radiyallahu anh) bir adamın ikindi namazı kıldıktan sonra iki rekât daha namaz kıldığını görünce adamı bu vakitte namaz kılmaması için uyardı. Adam:

-“Ey Ebu Muhammed! Namaz kıldığım için Allah Teâlâ beni cezalandıracak mı? diye sordu. O,

-“Namaz kıldığın için değil, sünnete aykırı harekete ettiğin için cezalandırır.” Dedi. (Sünen-i Daremi, Mukaddime, 39)

 حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ عَنْ أَبِى رَبَاحٍ – شَيْخٌ مِنْ آلِ عُمَرَ – قَالَ : رَأَى سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ رَجُلاً يُصَلِّى بَعْدَ الْعَصْرِ الرَّكْعَتَيْنِ يُكْثِرُ فَقَالَ لَهُ. فَقَالَ : يَا أَبَا مُحَمَّدٍ أَيُعَذِّبُنِى اللَّهُ عَلَى الصَّلاَةِ؟ قَالَ : لاَ وَلَكِنْ يُعَذِّبُكَ اللَّهُ بِخِلاَفِ السُّنَّةِ

Ama günümüzde bir vehhabiye söylesen sana direk diyeceği şey: namaz haram mı? Ben namaz kılıp ibadet ediyorum. Kafası zaten bijon lastiği ile bağlı hocaları hiç ama hiç anlamazlar.

Allah hepimize hakkı hak gösterip intisap etmek ile batılı da batıl gösterip ictinap etmek ile rızıklandırsın.

Muhammed Emin El-Hakkari

Reklamlar
Categories: ahlak,edep ve benzeri konular, Bid'at kavramı, Bidat, Edep Yâ Hû

Peygamberimize okunan kasideler

“Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) yanındayken Abbas bın Abdulmuttalıp ona dedi ki: Ya Rasulallah! Seni methetmek istiyorum. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) ona: Allah’u Teala ağzını bozmasın, oku bakalım, buyurunca şu kasideyi okudu:

Karanlık bir yerde ince deriyle örtülü bir mekandaydın,
Sonra dünyaya geldin, ancak ne insan,

Ne bir et parçası ne de bir kan pıhtısıydın,
Bilakis insanlar boğulurken bir kartala gem vurup,

Üzerine binen bir damlaydın,
Bir devir kapanıp yenisi başlarken,

Sende bir sülbden bir rahme bırakıldın,
Ailen tüm beldeleri geride bırakan bir onura sahip oldu,

Sen ki, doğduğunda yer yüzü aydınlandı,
Ufuklar nurunla parıldadı,

Bizde senin ışığın, nurun ve doğru yolunla ilerliyoruz.

[Rudani,Cem’ul-Fevaid, Hadis No:6353]

Beyhaki, Delail’ün Nübüvve’de naklettiğine göre:

“Rasulullah (sallallahu alayhi vesellem) Efendimiz, Medine’ye hicret ettiğinde Medine’nin yakınında kadın, erkek ve çoçuk bütün halk ellerinde defler ile “Tale’al Bedru aleyna”  diye bilinen aşağıdaki kasideyi okuyarak karşılamıslardır”

Veda dağından üzerimize dolunay doğdu,
Allah’a çağıran bir davetcimiz olduğu için,

şükretmek bizlere vacib oldu,
Sen günessin, sen aysin, sen Nur üstune nursun,

Sen Süreyya yıldızısın, ey sevgili ey Rasul,
Ey bizi içimizden gönderilen elçi,

Geldin Medine’ye şeref verdin,
Ey davetçilerin en hayırlısı.

devami gelecek..

Categories: Edep Yâ Hû, Mevlid | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Tâbiîn İmanlarının Hadis Rivayetindeki Edepleri

Saîd b. el-Müseyyeb (ö.94/712), hasta yatağında hadis rivayet etmeyi hoş görmez, yatağından doğrulur ve oturduğu yerden hadis rivayet ederdi.[1] İbn Sirîn (ö.110/728), hadis rivayet ederken sanki bir şeyden korkan, bir şeyden sakındıran insan gibi davranırdı.[2] Katâde (ö.117/735), hadislerin ab­destli olarak rivayet edilmesini güzel görürdü.[3] A’meş (ö.148/765), abdesti olmadığı zaman hadis rivayet etmek isterse teyemmüm alırdı.[4]

[1] Süyûtî, Miftâh, s. 67.
[2] İbnü’l-Cevzî, Sıfatü’s-safve, III, 242
[3] Süyûtî, Miftâh, s. 67.
[4] Süyûtî, Miftâh, s. 67.

Categories: ahlak,edep ve benzeri konular, Edep Yâ Hû | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

El ve ayak öpmek!

Abd Kays dan bir heyet Medineye geldi ve onlardan biri(Zaid) söyle dedi: Kim atindan daha once iinebilicek(ve eve gidicek) diye yaristik, Peygamberin(sav) elini ve ayagini opmek icin. Ve bunu ilk gerceklestiren Eshac idi!

[Ebu Davud (Kitab al-Adab, #4548),, Taberani (Mucemul Kebir #5313,Mucemul Evsat #418),, Bezzar (Zevaid, 3:278),,Buhari(Edeb el Mufred #978),,Ibn Hacer(Fethul Bari 11:57) ]

Şueyb dedi ki,Ben Aliyi(r.a) Abbasin(r.a) ellerini ve ayaklarini öperken gördüm

[Imam Buhari,El Edeb El Mufred,hadis no 976] 

İmam Zehebi(r.a) dedi ki,

إسناده حسن-isnadi Hasendir

(İmam Zehebi,Siyer Alem En Nubela,cilt 2,sayfa 94) 

Categories: ahlak,edep ve benzeri konular, Edep Yâ Hû | Etiketler: , , , , , ,

Peygamber efendimiz(sav) hakkinda bir şiir(sıgınılan bır korunak!)

Hassan bin Sabit -radıyallâhu anh-, Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’e hitaben bir şiir yazmış ve onu sığınılan bir korunak ve dayanak olarak tavsif etmiştir:

Ey kendisine güvenenlerin dayanağı ve sığınanların korunağı
Ey hayrı arayanların sığındığı ve yardım isteyenlerin yardımcısı
Ey Allah’ın yaratmak için özel seçtiği
Ve tertemiz bir ahlak ile süslediği.
Sen peygambersin; âdemoğlunun en hayırlısı
Ey içi hazine dolu deniz gibi cömert olan
Mikail de Cebrail’de senin yanına gelirler
Aziz ve kahhar olan Allah katında yardım etmen için.

[“İstiab” 1/264]

Categories: ahlak,edep ve benzeri konular, Edep Yâ Hû, Tevessül-Teberruk-Istiğase-Himmet | Etiketler: , , , , , , ,

Bir şeye tazim etmek, ona ibadet etmek demek değildir!! (3 ve son)

Şu hale bakın ki; bugünlerde O -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e selam vermeyi bile çok gören bir topluluk türemiştir.

Taberani’de ve İbn-i Hıbban’ın “Sahih”inde nakledildiğine göre Usame bin Şerik -radıyallâhu anh- şöyle demiştir:
“Biz Rasulüllah’ın yanında başlarımızın üstünde kuş varmış gibi oturuyorduk. Bizden hiç kimse konuşmuyordu. Bazı insanlar çıkageldi ve “Allah’a en sevgili kul kimdir” diye sordular. O -sallallahu aleyhi ve sellem- de:
أحسنهم خلقاً
“Ahlaken en güzel olanınızdır” diye buyurmuştu.”

Ebu Yala’nın Bera bin Azib -radıyallâhu anh-’dan ‘sahih’ senetle naklettiği bir rivayette Bera bin Azib şöyle demektedir:
“Ben Rasulüllah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e bir şey sormak istemiş fakat ona olan saygımdan iki sene boyunca yanına yanaşıp sorumu soramamıştım.”

Beyhaki’nin Zühri’den naklettiğine göre o şöyle demiştir:
“Ensardan güvenilir olan biri bana şöyle anlatmıştır: “Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- abdest alacak ya da burnunu temizleyecek olsa, herkes onları yakalayıp yüzlerine ve bedenlerine sürüyorlardı. Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in:
لم تفعلون هذا
“Bunu niçin yapıyorsunuz” diye sorduğunda onlar da: “Biz bununla bereket umuyoruz derlerdi”. Bunun üzerine Rasulüllah -sallallahu aleyhi ve sellem-buyurmuştu:
من أحب أن يحبه الله ورسوله فليصدق الحديث وليؤد الأمانة ولا يؤذ جاره
“Her kim Allah’ın ve Rasulünün sevdiği biri olmayı istiyorsa doğru söz söylesin, emanete riayet etsin ve komşusuna eza etmesin.”

Netice olarak dikkat edilmesi gereken iki husus vardır;
İlk olarak; Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’e tazim ve saygı göstermek ve onun diğer tüm mahlûkatın üstünde bir değere sahip olduğunu kabul etmek herkesin üzerine vaciptir.

İkinci olarak; Allah -celle celâluhu- zatı, sıfatları ve efali ile mahlûkata benzemediğini kabul ederek, rububiyete sahip yegâne zatın o olduğuna itikad etmektir.
Her kim Allah’a ait olan bu hususlardan birisinin, herhangi bir mahlûkatta bulunduğunu iddia ederse, putlara ulûhiyet isnat ederek onların ibadete layık olduklarını iddia eden müşrikler gibi şirke düşerler. Aynı şekilde Rasulüllah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in mertebesini olduğundan aşağı düşürmeye çalışan kimse de ya Allah’a asi, ya da kâfir olur.

Ama eğer ki birisi çıkar Peygamberimize yapılması gereken tazim ve saygıda -Allah -celle celâluhu-’ya ait bir vasıfla nitelemeksizin- mübalağa yaparsa, o kişinin yaptığına yanlış denmez. Bunu yapmakla kişi tayin edilen rububiyet ve peygamberlik sınırlarını aşmış sayılmaz.

Bu hususta ifrat ya da tefrit içermeyen takip edilmesi gereken doğru yol budur.
Eğer bir Müslüman’dan, bir fiili, Allah’tan başka birisine nispet eden bir söz duyulacak olsa, bu ifadeyi mecâz-i aklî olarak kabul ederek onu küfürle itham etme yolu tutulmamalıdır. Mecazi akli, Kur’an ve sünnette kullanılmaktayken aksi bir değerlendirme yapmak asla caiz değildir.

[Mefahim]

Categories: ahlak,edep ve benzeri konular, Edep Yâ Hû, Tevessül-Teberruk-Istiğase-Himmet

Bir şeye tazim etmek, ona ibadet etmek demek değildir!! (2)

Ebu Muhammed Mekki şunları söyler:
“Ondan önce ve kaba konuşmayın. Birbirinizi çağırdığınız gibi onu da ismiyle çağırmayın. Bilakis onu tazim edin ve saygı gösterin. “Ey Allah’ın Resulü”, “Ey Allah’ın Nebisi” gibi kendisine seslenilebilecek en güzel ifadelerle ona hitap edin.
لَا تَجْعَلُوا دُعَاء الرَّسُولِ بَيْنَكُمْ كَدُعَاء بَعْضِكُم بَعْضاً
“Peygamberi diğerlerini çağırdığınız gibi çağırmayın” (Nur 63) ayet-i kerimesi de bu ayeti kerime gibi bir mana ifade eder.”

Diğer bazıları da bu ayetlerin tefsirinde şöyle demişlerdir:
“Ona sormadan onunla konuşmayın. Bu uyarılara rağmen eğer böyle yapılmaya devam edilirse, Allah onları tüm amellerin maholması ile tehdit etmiştir. Bu ayetler Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına gelip “ey Muhammed yanımıza çık” diyen bir topluluğun cehaletlerinin zem etmek için nazil olmuştur. Allah -celle celâluhu-, onları ayıplayarak akılsız olmakla tavsif etmiştir.”

Amr İbni As -radıyallâhu anh- şöyle demiştir:
“Hiç kimse bana Rasulüllah’tan daha sevimli değildir. Hiç kimse gözümde ondan daha büyük değildir. Ona tazim etme ve saygı gösterme hususunda bir gözüm doyup tatmin olamamışımdır. Ne zaman ona tazim için ondan bahsetmek istesem buna güç yetiremedim. Çünkü söylediğim gibi, bu hususta en iyisini yaptığıma hiç kanaat edemedim.”

Tirmizi, Enes -radıyallâhu anh-’dan şöyle rivayet etmiştir: “Rasulülah Muhacir ve Ensar’dan bir topluluğun yanına çıkmıştı. İçlerinde Ebubekir ve Ömer’in de olduğu bu topluluktaki herkes oturuyordu. Ebubekir ve Ömer’den başka kimse bakışlarını ona doğru çevirmedi. İkisi de Peygamberimize bakıp tebessüm ediyor, Peygamberimiz de onlara bakıp tebessüm ediyordu.”

Usame bin Şerik’ten rivayet olundu ki o şöyle demiştir: “Ben Rasulüllah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına geldiğimde ashabı yanındaydı ve sanki başlarında kuş varmış gibi hareketsiz duruyorlardı.”
O, şunları da söyler: “Ashab, O -sallallahu aleyhi ve sellem- konuştuğu zaman, üzerlerinde kuş varmış gibi başlarını önlerine eğerlerdi.”

Kureyş’ten Urve bin Mesud, sözleşme yılında (Hudeybiye’de, Müslümanların bir daha ki yıl umre yapmak için yaptıkları sözleşme) Rasulüllah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına geldiğinde ashabın ona gösterdiği tazimi görmüş ve şaşkınlıkla şunları söylemiştir:
“O -sallallahu aleyhi ve sellem-, ne zaman abdest alacak olsa herkes süratle abdest suyuna hücum eder, adeta bunun için savaşırlardı. Tükürecek ya da sümkürecek olsa, arkadaşları elleriyle yakalayarak onları yüzlerine ve bedenlerine sürüyorlardı. Ondan bir kıl düşecek olsa hemen onu alıyorlardı. Bir şey emredecek olsa süratle emrini yerine getiriyorlar, konuştuğu zaman seslerini alçaltıyor ve bakışlarını ona dikerek bakmıyorlardı. Bunların hepsi ona saygı duydukları için yapıyorlardı.”

Urve, daha sonra Kureyş’in yanına geri döndüğünde onlara şunları söyleyecektir: “Ben Kisra’yı Kayser’i ve Necaşi’yi kendi saltanatları esnasında gördüm. Ve Allah’a yemin olsun ki Muhammed’in ashabı arasındaki mevkii gibi olan hiçbir kralın saltanatını görmedim.”

Başka bir rivayette bu ifadenin sonu “Ben, asla ashabının Muhammed’e gösterdiği saygı ve tazimi gösteren başka bir melik görmedim” şeklinde bitirilmiştir.

[Mefahim]

Categories: ahlak,edep ve benzeri konular, Edep Yâ Hû, Tevessül-Teberruk-Istiğase-Himmet

Bir şeye tazim etmek, ona ibadet etmek demek değildir!(1)

Bir şeye tazim etmek, ona ibadet etmek demek değildir!(1.bolum)

Birçok insan, saygı göstermek ile ibadet etmenin ne anlama geldiklerini bilmedikleri için, bu iki kavramı sürekli birbirine karıştırmaktadır. Onlar, her türlü tazim ve saygıyı, tazim edilene yapılan bir ibadet olarak görmektedirler. Birisi için ayağa kalkmak, el öpmek, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’e “Efendimiz”, “Sahibimiz” gibi ifadelerle tazim etmek, kabrini ziyaret esnasında önünde edep, vakar ve kalp huzuruyla durmak. Bunların hepsi onlara göre çok ciddi hatalardan olup, Allah’tan başkasına ibadet etmek anlamına gelmektedir. Bize göre gerçekte bu iddialar, Allah’ın ve Resulünün razı olmadığı, şeriatin ruhuna aykırı cahilane bir inattan öteye geçmememektedir.

Âdem -aleyhisselâm-, insan cinsinin ilk ferdi ve Allah’ın ilk salih kuludur. Allah -celle celâluhu- ona verilen ilimden ve diğer mahlûkat arasından seçilmiş olmasından dolayı, tüm meleklerine, Hz. Âdem’e tazim anlamı taşıyan bir secde emretmiştir. Şöyle buyurmuştur:
وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلآئِكَةِ اسْجُدُوا لآدَمَ فَسَجَدُواْ إَلاَّ إِبْلِيسَ قَالَ أَأَسْجُدُ لِمَنْ خَلَقْتَ طِيناً قَالَ أَرَأَيْتَكَ هَـذَا الَّذِي كَرَّمْتَ عَلَيَّ
“O vakti hatırla ki; Meleklere Âdem’e secde edin dediğimiz zaman iblis dışında hepsi secde ettiler. İblis: “bir çamur halinde yarattığına secde edermiyim” dedi. Ve dedi ki: “benim üstüme mükerrem kıldın’ (İsra 61–2).
أَنَاْ خَيْرٌ مِنْهُ خَلَقْتَنِي مِنْ نَّارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ طِينٍ
“Şeytan dedi ki: ben ondan daha hayırlıyım sen beni ateşten yarattın onu ise çamurdan” (Sad 76)
فَسَجَدَ الْمَلآئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ إِلاَّ إِبْلِيسَ أَبَى أَن يَكُونَ مَعَ السَّاجِدِينَ
“Meleklerin hepsi birden secdeye kapandılar. Ancak iblis secde edenlerden olmaktan imtina etti” (Hicr 30–1)

Melekler, Allah’ın tazim ettiği bir kimseye tazim ettiler. İblis ise çamurdan yaratılmış olan birine secde etmekten kibirlendi. O dinde kendi kafasına göre kıyas yapanların ilkidir. O: “Ben ondan hayırlıyım” demiş ve bunu kendisinin ateşten Âdem –aleyhisselâm-’ın da topraktan yaratılması safsatasıyla delillendirmiştir. Bu sebeple Hz. Âdem’e tazim ve secde etmekten imtina etmiştir. O ilk kibirlenen kişidir. Allah’ın tazim ettiği bir şeye tazim etmemiştir. Salih bir kul olan Âdem –aleyhisselâm-’a kibirlendiği için Allah’ın rahmetinden kovulmuştur.

Bu tam bir kibirdir. Zira buradaki secde onun emriyle olduğu için Allah’a yapılmış demektir. Allah, Âdem -aleyhisselâm-’a bir şeref olsun diye bu secdeyi ikram etmiştir. Evet, melekler tevhid ehliydiler. Ama Allah, tevhid ehli olmalarını tek başına yeterli görmemiş ve onlara tazim secdesi yapmalarını emretmiştir.
Salih insanlara tazim edilmesi gerektiğine delalet eden ayet-i kerimelerden birisi de Yusuf -aleyhisselâm- hakkındaki şu ayetlerdir:
وَرَفَعَ أَبَوَيْهِ عَلَى الْعَرْشِ وَخَرُّواْ لَهُ سُجَّداً
“…ebeveynini arşa yükseltti ve onun için secdeye kapandılar.” (Yusuf 100)

Bu ayetler, Yusuf -aleyhisselâm-’a kardeşlerinin üstünde bir şeref verildiği için ona tazim amacıyla secde edildiğini ifade eder. Buradaki “kapandılar” ifadesi kardeşlerinin mecazen değil de yere gerçekten secde yaptıklarına delalet etmektedir. Burada iki ihtimal var; birisine secde etmek ya onların şeriatinde caiz görülüyordu, ya da bu Âdem -aleyhisselâm-’a tazim için yapılan secde gibi bir secde idi. Bu secde, Yusuf -aleyhisselâm-’ın kendi rüyasını Allah’ın emri olarak kabul etmesi yüzünden bu emre uyulmuş olması için kardeşleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Böyle bir rüya emir sayılmış zira peygamberlerin rüyaları da vahiydir.

Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- hakkında Allah -celle celâluhu- şöyle buyurmuştur:
إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِداً وَمُبَشِّراً وَنَذِيراً لِتُؤْمِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَتُعَزِّرُوهُ وَتُوَقِّرُوهُ
“Muhakkak biz seni bir şahit, müjdeleyici ve bir korkutucu olarak gönderdik. Allah’a ve Resulüne iman edip onu aziz bilip tazim etsinler diye.” (Fetih 9–10)
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ
“Ey iman edenler Allah’ın ve Resulünün önüne geçmeyin.” (Hucurat 1)
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ
“Ey iman edenler seslerinizi peygamberin sesinden fazla yükseltmeyin.” (Hucurat 2)
لَا تَجْعَلُوا دُعَاء الرَّسُولِ بَيْنَكُمْ كَدُعَاء بَعْضِكُم بَعْضاً
“Peygamberi diğerlerini çağırdığınız gibi çağırmayın.” (Nur 63)

Allah -celle celâluhu- Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’den önce konuşmak suretiyle bir edepsizlik yapmaktan herkesi men etmiştir.
Sehl İbn-i Abdullah Hucurat suresinin ilk ayetlerini tefsir ederken şöyle demiştir:
“Ondan önce konuşmayın demek, o bir şey söylemeden önce bir şey söylemeyin ve bir şey söylediğinde de susun ve dinleyin, o bir şeye karar vermeden önce bir şeye karar vermeyin savaş gibi ya da başka bir dini mesele hakkında o fetva vermeden fetva vermeyin anlamına gelmektedir. Ayet-i kerimenin son kısmında:
وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
“Allah’tan sakının. Muhakkak Allah işiten ve bilendir” (Hucurat 1) denilerek herkes, bu emirlere muhalefet etmekten sakındırılmıştır.

Sülemi, bu son kısmın tefsiri ile alakalı şunları söyler:
“Yani, peygamberin hakkını gözetememekten ve ona bir hürmetsizlik yapmaktan sakının. Zira Allah -celle celâluhu- dediklerinizi duyuyor ve yaptıklarınızı biliyor. Bu ayetten sonra, diğer insanlarla konuşulurken olduğu gibi peygamberimizin sesinden daha yüksek bir sesle konuşulması yasaklanmıştır.
Bazıları da bu ayetin tefsirinde: “Bu ayet; birbirinize ismiyle hitap ettiğiniz gibi ona ismiyle hitap etmeyin anlamındadır” demiştir.
Ebu Muhammed Mekki şunları söyler:
“Ondan önce ve kaba konuşmayın. Birbirinizi çağırdığınız gibi onu da ismiyle çağırmayın. Bilakis onu tazim edin ve saygı gösterin. “Ey Allah’ın Resulü”, “Ey Allah’ın Nebisi” gibi kendisine seslenilebilecek en güzel ifadelerle ona hitap edin.

[mefahim]

Categories: ahlak,edep ve benzeri konular, Edep Yâ Hû, Tevessül-Teberruk-Istiğase-Himmet

Guzel ahlak(2)

Allah Resulü(sallallahü aleyhi vesellem) bir hadisinde şöyle buyurmuştur: “Sıcak şu buzu erittiği gibi, iyi huylu olmakta insanın günahlarını erittir. Sirke balı bozduğu gibi, kötü huylu olmak da insanın ibadetlerini bozar, yök eder”[1]

İkrime(radiallahü anh) şöyle derdi: “Her şeyin bir esası vardır. İslamiyet’in esası da güzel ahlaktır”[2]

İbn Ata bir gün dostlarına, “Manevi olarak yükselenler ne ile yükseldiler?” diye sordu. Orada bulunanların bir kısmı, çok oruçla, bir kısmı güzel mücahede ile bir kısmı, nefis muhasebesiyle, bir kısmı cömertlik yapmakla, diye cevap verdiler. Bunun üzerine İbn Ata şöyle dedi:
“Yüksek derecelere ve üstün hallere kavuşanlar, anca güzel ahlak ile kavuştular. Allah teal’ya mahlukat içinde en yakın olan, Muhammed aleyhisselamdır. Onun yolunda olanlar güzel ahlak sahibi olanlardır”[3]

Peygamber efendimiz(sallallahü aleyhi vesellem), “Ben ancak güzel ahlaki tamamlamak üzeri gönderildim” buyurmuştur[4]

[1]Münziri,et-Tegrip ve’t-Terhip,3/411; Heysemi, ez-Zevaid,nr12690; Ali- el Muttaki, Kenzü’l-Ummal,nr5132
[2]Ibnü’l Cevzi, Sifatü’s-Safve, 1/455; Ebu Nuaym, Hilye,3/340
[3] Ibnü’l Cevzi, Sifatü’s-Safve, 1/570; Gazali, Ihya, 2/1439
[4]Malik, Muvatta, Hüsnü’l-Hulk,1(nr8); Buhari, edebü’l-Müfred,nr273; Ahmed b. Hanbel, el-Musned, 2/381…..

Categories: ahlak,edep ve benzeri konular, Edep Yâ Hû | Etiketler: , , , , , ,

Güzel ahlak(1)

Yüce Allah , Resulullah efendimiz’in (sallallahü aleyhi vesellem) güzel ahlakını överek şöyle buyurmuştur: “Sen elbette en büyük(en güzel) ahlak üzereşin[1]

Peygamber efendimiz de (sallallahü aleyhi vesellem)”kıyamette teraziye konan en ağır şeyin, güzel ahlak”olduğunu belirtmiştir[2]

Ebu Hüreyre’nin(radiallahü anh) naklettiğine göre, Peygamber efendimiz(sallallahü aleyhi vesellem),
“Size, dünya ve ahirette en şerefli ahlaki haber vereyim mi?”diye sordu; orada bulunanlar, “evet haber verin ya resulullah” dediler. Allah Resulü(sallallahü aleyhi vesellem) şöyle buyurdular: “Sizden ilgiyi kesenle siz gidip ilgilenin, size zulmedeni affedin ve sizden (malını ve yardımını) esirgeyene siz verin”[3]

Peygamver efendimiz(sallallahü aleyhi vesellem), “Sizin bana en yakınınız, Allah katında ahlakça en güzel olanınızdır” buyurmuştur[4]

Enes b. Malik (radiallahü anh) anlatıyor: Resulullah Efendimiz’e( sallallahü aleyhi vesellem), “Müminlerden hangisi en faziletlidir?”diye soruldu;
“Ahlakça en güzel olanlar!”cevabını Verdi.
“Peki, müminlerden hangisi en akıllıdır?”diye sorulunca, Resulullah Efendimiz( sallallahü aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:: “Ölümü en çok zikreden ve ölüm gelmeden önce onun en iyi hazırlık yapanlardır. İşte gerçek akıllılar bunlardır”[5]

Uşame b. Serik anlatır: “Bir gün Hz. Peygamber’in(sallallahü aleyhi vesellem) yanında oturuyorduk. Herkesin sessizce oturduğu sırada birkaç kişi gelip, Resulullah’a(sallallahü aleyhi vesellem)”Allahü Teala en çok kimi sever ?”diye sordular. Peygamber efendimiz(sallallahü aleyhi vesellem), “Ahlakı en güzel olanı” buyurdu[6]

[1]Kalem 68/4
[2]Ebu Davud, Edep, 7(nr.3799); Tirmizi, Birr, 62(nr 2002)
[3]Beyhaki, Suabü’l-Iman, nr8081; Heysemi, ez-Zevaid, nr.13691; Ibn Ebü’d-Dünya, Mekarimü’l-Ahlak, nr.26
[4]Tirmizi, Birr,71; Buhari, Edebü’l-Mufred, nr.272; Ali el Muttaki, Kenzu’l-Ummal, nr.5154. Tebrizi, Miskatï’l-Mesabih, nr.5073
[5]Tirmizi, kiyamet, 25; Ibn Mace, Zuhd, 31(nr.4259); beyhaki, Suabü’l-Iman, nr7993-10550; Ibnu’l-Mubarek, ez zuhd, nr258
[6]IbnHibban, es-Salih, nr478; Ali el-Muttaki, Kenzu’l-Ummal, nr5138; Acluni, Kesfü’l-Hafa, nr131

Categories: ahlak,edep ve benzeri konular, Edep Yâ Hû | Etiketler: , , , , , , ,

WordPress.com'da Blog Oluşturun.