Posts Tagged With: ibadet

Mevlidi Nebi

İhya edilmesi için teşvik ettiğimiz Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in Mevlid gününü, bir kısım insanlar yanlış algılamaktadır. Kendi tutarsız tasavvurlarını gösteren, hem kendilerinin hem de okuyanların vakitlerini zayi eden gereksiz münakaşalarla dolu eserler kaleme almışlardır.

Mevlidi Nebi hakkında birçok şey yazdık, Mevlid’den ne anladığımıza dair birçok açık oturuma ve programa katıldık.

Daha önce de söylediklerimizi burada tekrar söyleyelim: “Mevlidi Nebi bir ibadet değildir, sadece bir gelenektir. Biz buna bu şekilde inanıyoruz. Herkes istediğini düşünsede, sadece inandığı şeyi ikrar eder. Her toplantıda ve her münasebetle söylüyoruz; Mevlid münasebetiyle toplanmak bir ibadet değil, bir gelenektir. Bunu açıkça ifade etmemize rağmen, hala birilerinin bu hadiseye itiraz edip inkâr etmesinin anlamı nedir?

Başımızda gerçek bir musibet varsa o da anlamamaktır. Bu yüzden İmam Şafii: “Ne zaman bir âlim ile tartıştıysam onu ikna etmiş, ne zaman bir cahille tartışsam o bana baskın çıkmıştır” demektedir.

Sıradan bir talebe dahi, adet ve ibadet arasındaki basit farkı bilir. Buna rağmen hala birisi çıkar ve: “bu bir ibadet olarak benimsenmiştir” derse, biz de ona “delilin nedir?” diye sorarız. Yok, eğer “bu bir adettir” diyecek olursa, biz de ona: “bu durumda istediğini yapmakta serbestsin” deriz. Zira asıl büyük tehlike ve hepimizin korktuğu bela, gayr-ı meşru bir bidati, hatta bir içtihadı bile birisinin ibadet olarak kabul etmesidir. Bu bizim asla razı olmadığımız, sakındırdığımız ve izalesi için mücadele ettiğimiz bir sorundur.

Evet, Mevlidi Nebi bir adet ve gelenektir. Ama insanlar büyük bir fazilet olarak dönen birçok faydalar içerir. Zira o günde yapılan her şey dinin asli hedefleri arasındadır.

Bu hususta bazı insanların zihinlerinde tutarsız bir anlayış oluşmuş. Bizler insanları, Mevlidi Nebi için diğer günlerde değil de sadece belli bir günde toplanmaları için davette bulunuyormuşuz.

Senenin her günü, her münasebetle, Mekke ve Medine’de Nebi ve onun doğumu için toplanan insanları görmezlikten gelen, sadece Mevlidi Nebi’nin olduğu gün toplanıldığını iddia eden bu saf adamlar ne demek istiyor diye sorası geliyor insanın. İnsanların bu toplantılarını bilenler bilir, bilmeyenler bilmez. Bizim Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’i sadece bir gece hatırlayıp senenin diğer günlerinde onu bırakıp gafil olduğumuzu düşünen varsa büyük bir iftira atmakta ve apaçık yalan söylemektedir. Mevlidi Nebi için Allah’ın lütfu ile her gün ve gece toplanılmaktadır. Bir gün ve gece geçmesin ki, bu hususta bir yerde meclis, başka bir yerde toplantı olmasın. Biz buradan sesleniyoruz. Böyle toplantıları sadece bir güne tahsis etmek, Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e büyük bir cefadır. Zaten insanlar bunu bildikleri için bu çağrıya bütün kalpleriyle her zaman iştirak etmektedirler.

Bizim bu toplantılarımızı sadece Medinei Münevvere’de yaptığımız iddia edenler, ya cahiller ya da kasten bilmezlikten gelmektedirler. Bizlerin bu toplantıları ne sadece Medine’ye, ne de belli bir ayın belli bir gününe tahsis etmediğimizi görebilmeleri için, Allah’tan cehalet perdelerini kaldırıp gözlerinin açılmasını istemekten başka yapabileceğimiz bir şey yoktur. Biz her zaman ve her mekânda bu toplantılar için her fırsatı değerlendiririz. Şairin dediği gibi:

Eğer gün ışığı bile delile muhtaç ise

O zihinde hiçbir şey kabul görmez

Netice olarak Mevlid gecesinde toplanmanın diğer günlerde toplanmaktan daha faziletli olduğunu iddia etmiyoruz. Zaten böyle bir iddia bid’attir. Zira Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in her zaman hatırlanmalı ve daima onunla kalpler dolmalıdır.

Evet, şimdi ile geçmiş arasında daha kolay bağ kurulabildiği için, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in doğduğu gün vesilesiyle toplanmaya daha fazla teşvik edildiğini görmekteyiz.

Biz şunun farkına varmalıyız ki; bu vesileyle insanların bir araya gelmesi, onları Allah’a davet edebilmek için kaçırılmaması gereken bir fırsattır. Bu gecede Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in ahlakı, adabı, ibadetleri ve hayatını anlatmaları, onları hayra ve kurtuluşa teşvik etmeleri, bidatten şerden ve fitneden sakındırmaları, ulema ve davet ehline düşen bir vazifedir.

Biz Allah’ın lütfu ile buna çalışıyor ve bu hayra ortak olmaya çalışıyoruz. Biz insanlara, bir araya gelmelerinin asıl maksat olmadığını, bilakis toplanmamızın üstün bir gayeye götüren bir vesile olduğunu, bu fırsattan istifade etmemiş birisinin Mevlid gününün hayırlarından mahrum kalacağını anlatmaktayız.

Bu husustaki delilleri burada zikrederek sözü uzatmaya gerek yoktur. Bu meseleyi yeterince izah eden “Mevlidi Nebi kutlamaları çevresinde” adıyla müstakil bir eser hazırladık. Burada sadece üzerinde çok konuşulduğu için, Süveybe’nin adlı kölenin âzad edilmesine dair kıssayı aktaracağız.

Ebu Cehil’in kölesi Süveybe’yi âzad etmesi

Hadis ve siyer kitaplarımız Ebû Cehil’in, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in doğumunu haber verdiği için kölesi Süveybe’yi âzad ettiğini anlatmaktadırlar. Abbas bin Abdulmuttalib, ölümünden sonra Ebû Cehil’i rüyasında görmüş ve ona halinden sual etmiştir. O da şöyle cevap vermiştir: “Sizden sonra hiçbir iyilik görmedim. Ancak Süveybe’yi âzad etmem sebebi ile hayra nail oldum. Her pazartesi günü azabım hafifletilmekte.”

Bu hadiseyi, İmam Abdürrezzak es-Senani, İmam Buhari, Hafız İbni Hacer, Hafız İbni Kesir, Hafız Beyhaki, İbni Hişam, es-Süheyli, Hafız Begavi, Muhammed bin Ömer Buhruk el-Hadrami, el-Eşhar, el-Amiri gibi birçok hadis ve siyer uleması rivayet etmektedir. Tafsilatını ileride vereceğiz.

Bu rivayeti Abdürrezzak es-Senani “Musannef” adlı eserinde, Buhari’de “Sahih” adlı eserinde Urve bin Zübeyr’den mürsel sened ile nakletmektedir.

İbni Hacer bu hadis hakkında “Feth” adlı eserinde şunları söylemektedir:

“El-İsmaili, ez-Züheli’nin Ebi’l-Yeman’dan rivayet tarikiyle nakletmiştir. Abdürrezzak, Mamer’den nakletmiş ve şöyle demiştir: “Bu hadiste, salih amellerin ahirette kâfirlere de fayda vereceğine dair delil vardır. Fakat bu Kur’an’ın

وَقَدِمْنَا إِلَى مَا عَمِلُوا مِنْ عَمَلٍ   فَجَعَلْنَاهُ هَبَاء مَّنثُوراً

“(Dünyada hayır namına) yaptıkları her bir işi ele alacağız ve onu dağılmış toz zerresi yapacağız. (Çünkü iman olmaksızın hiç bir
işin değeri yoktur.)” (Furkan 23) ayeti kerimesinin zahirine muhaliftir. Bu ihtilaf şöyle giderilebilir: İlk olarak; hadisin Urve bin Zübeyr’den ‘mürsel’ olarak rivayet edildiği söylenmekte fakat kimin rivayet ettiği zikredilmemektedir. Diyelim ki hadis rivayeti gerçekten senedinde bir kopukluk olmadan ona ulaşmıştır, rivayette geçen sadece bir rüyadır ve rüyalar delil olarak kullanılamaz. Mümkündür ki Hz. Abbas bu rüyayı Müslüman olmadan önce görmüştür. Bu durumda görülen bir rüya ile bir meseleye delil getirilemez.” İkinci olarak; anlatılan kabul edilse bile, bu olayın Ebû Talib kıssasında olduğu gibi sadece Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e mahsus bir hadise olduğu düşünülebilir. Bilindiği gibi Ebû Talib’in azabı hafifletilerek adeta engin dalgalar arasından sığ sulara nakledilmiştir. El-Beyhaki şöyle demektedir: “Ahirette kâfirlere hayır yapmanın bir faydasının olmaması demek, ateşten çıkıp cennete giremeyecekler anlamına gelir. Yoksa kâfirlikten başka işlemiş olduğu diğer cürümlerinden dolayı hak ettikleri azap, işledikleri hayır ameller sebebi ile hafifletilebilir.” Kadı İyaz, bu hususta şunları şöyler: “Kâfirlere amellerinin fayda vermeyeceği, yaptıkları karşılığında sevap kazanmayıp azaplarının hafifletilmeyeceğine dair icma vaki olmuştur. Kâfirler birbirleri arasında farklı derecede azaba maruz kalsalar da az azap görenlerin azaplarının hafifletildiği varsayılmaz.” Bize göre, Kadı İyaz’ın bu sözleri Beyhaki’nin dedikleri ile çelişmemektedir. Zira Kadı İyaz’ın dedikleri küfür cürümü ile alakalıdır. Ama küfrün dışında kalan günahlar dolayısıyla işlenen günahların hafifletilmesinde ne mani olabilir ki? Kurtubi: “Burada azabın hafifletilmesi sadece Ebû Cehil gibi hakkında nas varid olmuş kimseler için söylenebilir” demektedir. İbni’l-Müneyyir ise ‘el-Haşiye’ adlı eserinde şöyle demektedir: “Burada iki mesele vardır: Birincisi; kâfirin amellerine itibar edilip edilmemesidir ki bu söz konusu olamaz. Zira amellere itibar olunabilmesi ancak sahih bir niyet ile söz konusu olabilir. Bu niyet kâfir için söz konusu değildir. İkincisi; kâfirin bazı amellerinden dolayı Allah’ın fazlı ve ikramı -gerekli olduğu için değil- sebebiyle sevaba nail olması gibi bir durumun söz konusu olması lazımdır ki akıl bunu imkânsız görmemektedir. Bu söylediklerimizden Ebû Cehil’in Süveybe’yi âzad etmesinin Allah indinde itibar edilen bir amel olmadığı anlaşılmalıdır. Zira Allah’ın fazlı ve ikramı sebebi ile aynı Ebû Talib’e yaptığı gibi Ebû Cehil’e de ikram etmiş olması caizdir. Burada yapılması gereken olumlu ya da olumsuz herhangi bir hüküm vermemektir.” Netice olarak şunu söyleyebiliriz:  “Allah, fazl-u keremi ile ikramen, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e iyiliği dokunan bir kâfirin azabını hafifletmiştir. Allah en doğrusunu bilir.”[1]

Hafız İbni Kesir “el-Bidaye ve’n-Nihaye” adlı eserinde bu hadisi rivayet etmiş ve şöyle demiştir:

“Süveybe, kardeşinin oğlu olan Muhammed bin Abdullah’ın doğum müjdesini verdiği zaman, onu hemen âzad etmişti. Bundan dolayı bu şekilde karşılık almıştır.”[2]

Hafız Begavi “Şerhü’s-Sünne” adlı eserinde bu hadisi rivayet etmiştir.[3]

Allame Muhammed bin Ömer el-Buhruk “Siret” adlı eserinde bu rivayeti naklettikten sonra şöyle demiştir:

“Ben diyorum ki burada azabın hafifletilmesi Ebû Talib’te olduğu gibi sadece Nebi –celle celâluhu-’in değer ve hürmetine binaendir. Yoksa Ebû Cehil’in onu âzad etmesi ile alakası yoktur. Zira Allah -celle celâluhu- şöyle buyurur:

وَحَبِطَ مَا صَنَعُواْ فِيهَا وَبَاطِلٌ مَّا كَانُواْ يَعْمَلُونَ

Onların yaptıkları mahvolmuştur. Ettikleri ameller de boşa çıkmıştır” (Hud 16) [4]

İmam el-Amiri “Behcetü’l-Mehafil” adlı eserinde hadisi rivayet etmiştir. Bu eserin şarihi el-Eşhar şöyle demiştir:

“Bu olay Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in değer ve hürmetine binaendir. Tıpkı Ebû Talib’e yapıldığı gibi. Hayırlı amel işleyen herhangi bir kâfirin de azabının hafifletilmesi de mümkündür.”[5]

Es-Süheyli, İbni Hişam’ın  “es-Siyerü’n-Nebevîyye” adlı eserine yazdığı “Revdü’l-Enf” adlı şerhinde rivayeti naklettikten sonra şöyle söylemektedir:

“Köleyi âzad etmesi cehennemde ona fayda vermiştir. Nasıl ki, kardeşi Ebû Talib’in Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’i müdafaa etmesi ona fayda vermişse. Ebû Talib şimdi cehennemliklerin en az azaba maruz kalanıdır. Burada faydalanma derken sadece azabın hafifletilmesini kastetmekteyiz. Zira kafirlerin hiçbir amelinin işe yaramadığı, mizanda değeri olmadığı ve bunlar sayesinde cennete giremeyecekleri hususunda kimsenin ihtilafı yoktur.”[6]
Bu kıssa hadis ve siyer kitaplarında muteber hadis hafızlarının naklettiği bir rivayettir. Güvenilirliği hususunda ittifak edilmiş olan Buhari’nin “Sahih” adlı eserinde bunu zikretmiş olması hadisin sağlamlığını anlamak için yeterlidir. Hadis edebiyatı ile meşgul olan herkesin bileceği üzere “Sahihi Buhari”de yapılan ‘müsned’ rivayetler ihtilafsız sahih kabul edilirler. “Sahihi Buhari” de geçen ‘Muallâk’ ve ‘Mürsel’ rivayetlerin hükümlerini bilenler de ’Muallâk’ ve ‘Mürsel’ rivayetlerin ‘Makbul’ derecesinde olup ‘Merdut’ seviyesinde kabul edilmeyeceklerini bilir.

İsteyen, Suyuti’nin ve Iraki’nin “Elfiye” adlı eser ve şerhlerine, “Tedrivü’r-Ravi” adlı esere bakabilir. Onlar, Buhari’nin “Sahih” adlı eserinde geçen ‘Mürsel’ ve ‘Muallâk’ rivayetlerin değerinin ne olduğuna değinmişlerdir. Bu rivayetler muhakkık ulemaya göre makbul kabul edilmektedirler.

Üstelik bu kıssa bir menkıbe olup, fezaili amal kabilinden bir rivayettir. Ulema, bu tarz kıssalarda ıstılahi anlamındaki ‘sahih’ olmayan rivayetleri dahi, ‘peygamberimizin özellikleri’ ve ‘siyer’ kitaplarında nakletmekte bir beis görmemişlerdir. Bu sahih rivayetlerde aranan istisnai şartları, bu kabil rivayetlerde arayacak olsak, peygamberliğinden öncesi ya da sonrasına dair, Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in hayatı hakkında hiçbir şey nakletmemiz mümkün olmazdı. Hâlbuki sözüne ve alanındaki maharetine güvenilen nice hadis hafızları, Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in hasletleri ile alakalı, kimisinin zikri bile caiz olmayacak derecede ‘zayıf’ olan ‘Maktu’ ve ‘Mürsel’ birçok rivayetler hatta kâhinlerden alınan haberlerle kitaplarını doldurmuşlardır. Çünkü bunları bu mahalde zikretmek caiz görülmüştür.

Süveybe kıssasına dair bu rivayet,

وَقَدِمْنَا إِلَى مَا عَمِلُوا مِنْ عَمَلٍ   فَجَعَلْنَاهُ هَبَاء مَّنثُوراً

“(Dünyada hayır namına) yaptıkları her bir işi ele alacağız ve onu dağılmış toz zerresi yapacağız. (Çünkü iman olmaksızın hiç bir
işin değeri yoktur.)” (Furkan 23) ayeti kerimesiyle çelişir diyenlerin iddiaları, ulemanın geride naklettiğimiz mütalaaları ile geçerliliğini yitirmiştir.

Ayeti kerimede kastedilen mana ise kâfirlerin amellerine bakılmayacağıdır. Hepsi aynı azabı görecek anlamında değildir. Âlimlerin de kabul ettiği üzere bazılarından azap hiç hafifletilmeyecektir. Kadı İyaz’ın zikrettiği icma da bu şekilde anlaşılmalıdır. Zira bu hüküm kâfirlerin geneli için söylenmiştir. Yoksa Allah hiçbir kâfirin işlediği ameller yüzünden azaplarının hafifletilmeyeceğini söylememiştir. Zaten bu yüzden Allah cehennemi derece derece yapmış ve münafıkları en alt tabakaya koymuştur. Zaten iddia edilen anlamda bir icma olsaydı bile, sahih bir nassa muhalif olduğu için makbul olmayacaktı. Zira Sahihi Buhari’de geçtiğine göre, Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e: “Ebû Talib seni çok gözetti ve müdafaa etti, senin ona bir faydan dokundu mu?” diye soran bir kimseye,

 وجدته في غمرات من النار فأخرجته إلى ضحضاح منها

“Onu derin ateş çukurlarında buldum ve en sığ bölgesine çıkarttım” diye cevap vermişlerdir.

Görüldüğü gibi Ebû Talib’in Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in müdafaa etmesi, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in onu ateşin derinliklerinden sığ bölgelere çıkarmasına sebep olmuştur. Ebû Leheb’in de aynı şekilde azabının hafifletilmiş olmasını inkâr edecek bir sebep yoktur. Ayeti kerime, hakkında azabın hafifletilmesini gerektirecek bir amel işlememiş kimseler hakkındadır. İcma da bu şekilde terettüp etmiştir.

Evet, Ebû Talib ile alakalı hadisi şerif bir şeye delalet etmektedir. Ama bu, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in şu anda ve kıyamet gününden önce ahiret işlerinde tasarruf sahibi olduğuna, kendisiyle alakası olup müdafaa eden herkese şefaat edeceği anlamına gelmez.

Bu bir rüyadır ve bununla bir hüküm sabit olmaz diyen kimseler –Allah onları doğru yola ulaştırsın- maalesef, şer’i ahkâm olan ve olmayan şeyleri birbirlerinden ayıramamaktadırlar. Evet, ahkâm-ı şer’iyye ile alakalı olduğu zaman, Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in rüyada görmek sebebiyle rivayetlerin tashih etmek, bu rüyalardan hükümler çıkarmak, fukaha arasında ihtilaflı bir meseledir. Ama ahkâm dışında kalan yerlerde rüyaya itimad etmekte ise, hadis hafızlarının çokça yaptığı gibi bir beis yoktur.

Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in gönderilmesinden önce, cahiliye ehli, onun zuhurunu haber veren rüyalar görmüşlerdir. Hem de bu rüyayı görenler, yapa geldikleri şirk ve fesat üzerine ölmüşlerdir. Sünnet kitapları bu gibi rivayetlerle doludur.

“Delailü’n-Nübüvve” adlı eserin mukaddimesinde bu tarz rüyaların, irhasat (peygamberlikten önce sadır olan mucizeler) kabilinden olup delil kabul edilmesinin caiz olduğu zikredilmiştir. Hz. Abbas’ın rüyası ile delil getirilmesi sahih değildir iddiası, hafız hadis imamlarının yapa geldiklerinin dışına çıkmaktır. Bu iddia sahipleri kasıtlı olarak meseleyi abartarak karşı tarafı korkutmak istemektedirler. Bu tavır, hakikat peşinde olduğunu iddia eden bir kimsenin tavrı değildir. Her şey Allah’ın tasarrufundadır.

“Rüyayı gören ve nakleden Abbas -radıyallâhu anh-, o esnada kâfir idi. Kâfirlerin ise şahitliği ve rivayetleri kabul edilmez” iddiası ise hepten batıl olup, ilmiliğin kokusunu bile taşımamaktadır. Zira rüya nakletmek şahitlik yapmak değildir. O sadece bir ilahi müjdedir ki orada din ve iman şartı aranmaz. Allah Kur’an’da, herhangi semavi bir dine inanmamış putperest kralın rüyasını tabir eden Yusuf -aleyhisselâm-’ın mucizesinin nakleder. Buna rağmen Allah, o kralın gördüğü rüyayı, Yusuf -aleyhisselâm-’ın peygamberliğine ve faziletine işaret saymış ve Yusuf kıssasında bunu zikretmiştir. Putperest kralın bu rüyası herhangi bir şeye delalet etmeseydi Allah elbette ki onu Kuran’da zikretmezdi.

Âlimler bu yüzden, hakikati göstermek ve hayrete düşürmek için, Allah’ın kâfire dahi rüyada görülebileceğini söylemişlerdir.

“Rüyayı gören ve nakleden Abbas -radıyallâhu anh-, o esnada kâfir idi. Kâfirlerin ise şahitliği ve rivayetleri kabul edilmez” sözlerinin sahibi, hadis ilminden hiç bir şey bilmediği anlaşılmaktadır. Zira hadis ilminde sabit olan bir şey vardır ki sahabe olsun ya da olmasın bir ravi kâfirken bir hadisi bellemiş ama onu İslam’a girdikten sonra rivayet etmişse, o rivayet alınır ve amel edilir.

Bu sözlerin sahibinin hadis ilminden ne kadar uzak olduğunu anlamak için her hangi bir usulu hadis kitabına alıp bakmak yeterli olacaktır. Heva, işte böyle insanı beceremediği işlerin altına girmeye zorlar.

[1] İbni Hacer, “Fethu’l-Bari” 9/145
[2] İbni Kesir, “el-Bidaye ven’n-Nihaye” 2/273
[3] Begavi, “Şerhü’s-Sünne” 5/60
[4] El-Buhruk “Hedaiku’l-Envar” 1/134
[5] El-Eşhar, “Şerhü Behceti’l-Mehafil” 1/41
[6] Es-Süheyli, “er-Revdu’l-Enf”

Kaynak: Seyyid Alevi el Maliki, Mefahim

Reklamlar
Categories: Mevlid | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir kimse ile tevessül edilebilmesi için onun hayatta olması şart değildir

Bir kimse ile tevessül edilebilmesi için onun hayatta olması şart değildir

İbni Ebi dünya “Mecabi’d-Dua” adlı kitabında şunları anlatır: “Ebu Haşim, Kesir bin Muhammed bin Kesir bin Rufaa’dan şöyle işitiğini anlatır: “Bir adam, Abdülmelik bin Said bin Ebcer’e muayene için gelmişti. Abdülmelik onun karnını kontrol ettikten sonra “Sende devası olmayan bir hastalık var” deyince, hasta adam “nasıl bir hastalık” diye sormuştu. Abdülmelik: “Sende insanın karnında büyüyen ”dübeyle” adında bir yara var. Her kimde bu yara çıkarsa, onu büyük ihtimalle ölüme götürür” der. Bunun üzerine fenalaşan adam şöyle dua eder: “Allah Allah Allah. Ey Rabbim! Ben sana hiçbir şeyi ortak koşmadım. Allah’ım, ben rahmet peygamberi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- vesilesiyle sana yöneliyorum. Ey Muhammed! Senin vesilenle senin ve benim rabbim olan Allah’a beni bu hastalıktan kurtarması için yöneliyorum.” Bu duadan sonra tekrar adamın karnını kontrol eden doktor ona şöyle der: “İyileşmişsin! Artık sende bir hastalık kalmamış.”

Şeyh İbni Teymiye bu rivayetle alakalı şöyle söyler: “Selefin bu ve bunun gibi duaları yaptığı rivayet edilmiştir.” (“Kaidetün Celile” s:91)

İbni Teymiye bu rivayeti, kendi düşünceleri doğrultusunda tefsir etmek için zikretmiştir. Fakat burada önemli olan İbni Teymiye’nin, selefin bu duayı şifa için kullanmış olmasını kabul etmesidir. Bizi ilgilendiren asıl kısım burasıdır. Kitabında bu rivayetin üzerine bina etmek istediği hususlar, onun kendi görüşleridir. İbni Teymiye, bu rivayeti bir delil olarak kabul ettikten sonra uygun gördüğü meseleler için kullanabilir. Bizde uygun gördüğümüz hususta, onu delil olarak kabul edebiliriz.
[Seyyid alevi el-Maliki, Mefahim]

Categories: Tevessül | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Tevessül- Imam Şevkani

Selefilerin imamı, büyük muhaddis Şeyh Muhammed bin Ali eş-Şevkani “ed-Dürrü’n Nazıd fi İhlâsı Kelimeti’t-Tevhid” adlı risalesinde şu açıklamaları yapmaktadır:

İlim ve fazilet erbabı ile Allah’a yapılan tevessül, gerçekte onların salih amelleri ve Allah katındaki faziletleri ile yapılan bir tevessüldür. Zira faziletli bir insan bu fazileti ancak amelleriyle kazanabilir. Dolayısıyla, birisi “Allah’ım ben sana falan âlim kulunla tevessül ediyorum” dediği zaman o kişideki ilimsebebi ile böyle demiş olmaktadır!

Buhâri, Müslim ve diğerlerinde nakledildiğine göre Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve selem- mağarada kayanın önlerini tıkadığı üç kişinin durumundan bahsetmektedir. Onlardan her biri, işlediği en güzel ameliyle Allaha tevessül ettikleri için kaya mağaranın ağzından kaldırılmıştır. Eğer üstün amellerle Allaha tevessül etmek, İbni Abdüsselam ve onun takipçilerinin zannettiği gibi caiz olmasa, ya da bazı uç noktadakilerin zannettikleri gibi şirk olsa idi, Allah -celle celâluhu- onların bu dualarına icabet etmez, Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve selem- de bu kıssayı aktardıktan sonra muhakkak müdahele ederdi. Bununla anlaşılmaktadır ki,

مَا نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَا إِلَى اللَّهِ زُلْفَى
“Biz o putlara ancak bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” (Zümer 3)

فَلَا تَدْعُوا مَعَ اللَّهِ أَحَداً
“Allah ile beraber hiç kimseye dua etmeyin” (Cin 18)

لَهُ دَعْوَةُ الْحَقِّ وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِهِ لاَ يَسْتَجِيبُونَ لَهُم بِشَيْءٍ
“Allahtan başkasına dua edenlere hiçbir şekilde icabet olunmayacaktır” (Ra’d 14)
ayeti kerimelerini zikrederek, peygamberlerle ve salih kullarla tevessülün caiz olmadığını iddia edenlerin sözleri doğru değildir.

Bilakis bu ayetler, meseleyle alakalı değildir. Zira müşrikler “biz o putlara ancak bizi Allaha yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” sözleriyle açıkça putlara ibadet ettiklerini ifade etmektedirler. Ama mesela âlim bir kulla tevessül eden kişi asla ona ibadet etmemektedir. Tevessül eden kişi, o âlim zatın ilmi sebebiyle Allah katında bir değeri olduğunu bilir ve o ilim hürmetine Allah’a tevessül eder.

“Allah’la beraber hiç kimseye dua etmeyin” (Cin 18) ayeti kerimesi de aynı şekilde konuyla alakalı bir delil değildir. Zira bu ayeti kerime, Allah’la beraber bir başkasına dua edilmesini yasaklamaktadır. Yani b ayet, bir kimsenin “ey Allah’ım ve ey falan kişi şöyle şöyle yap” diyerek yapacağı duaları kapsamaktadır. Âlim bir kişi ile tevessül eden bir kişi ise sadece Allaha dua etmektedir. O kimseyle yapılan tevessül ise onların yapmış oldukları sâlih ameller sebebiyle olmaktadır. Mağaralarının ağzına kaya düşen üç kişinin sâlih amelleriyle tevessül etmeleri gibi.

“Allahtan başkasına dua edenlere hiçbir şekilde icabet olunmayacaktır” (Ra’d 14) ayeti kerimesi de burada delil olarak kullanılamaz. Ayette, kendilerine icabet edemeyecek şeylere dua eden ama duaya icabet eden rablerine dua etmeyen kimselerden bahsedilmektedir. Bir âlimle tevessül eden kimse ise, ne Allah’tan başka ne de Allah ile beraber hiçbir şeye dua etmiş değildir. Bu izahlardan sonra, tevessülü inkâr edenlerin getirdiği bu ayetlerin bir delil olmadıkları ortaya çıkmaktadır.

وَمَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الدِّينِ ثُمَّ مَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الدِّينِ يَوْمَ لَا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِّنَفْسٍ شَيْئاً وَالْأَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِلَّه
“Sana din gününü ne bildirdi, sonra sana din gününü ne bildirdi. O gün hiçbir kimse bir diğeri için bir şeye malik değildir. Hüküm o gün Allah’ındır” (İnfitar 17–9) ayeti kerimelerini delil olarak kullanma istekleri de isabetli değildir. Çünkü bu ayeti kerime sadece din gününde hükmün yalnız Allah’ın olacağını bildirmektedir. Peygamberlerle ya da bir alimle tevessül eden kişi, tevessül ettiği bu zatların din gününde hüküm sahibi olan Allah’a ortak ve onların da hüküm sahibi olacaklarını asla iddia etmemektedirler. Peygamber olsun ya da olmasın herhangi bir kul hakkında böyle bir şeye inanan kimse apaçık bir sapıklığa düşmüş demektedir.

Tevessülü reddedenlerin,
لَيْسَ لَكَ مِنَ الأَمْرِ شَيْء
“Senin elinde emirden bir şey yok, yahud onlara tevbe ettirsin ve yahud azâb etsin çünkü onlar zalimdirler” (Ali İmran 128)

قُلْ لاَ أَمْلِكُ لِنَفْسِي نَفْعاً وَلاَ ضَرّاً
“Deki, ben kendim için bir zarar ya da menfaat vermeğe güç yetiremem” (Yunus 49) ayeti kerimeleri ile delil getirme çabaları da batıldır. Zira bu iki ayeti kerime de, Peygamberimizin, Allah’ın hükümlerinden herhangi bir hükme sahip olmadığını, kendisine bir fayda ve zarar vermeye muktedir olamıyacağını ifade etmek için nazil olmuşlardır. Yoksa burada peygamberler, veliler ve âlimlerle tevessül etmenin caiz olmadığını bildiren herhangi bir delil yoktur.
Allah Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve selem-’e makamı mahmud’u ve büyük şefaat makamını vermiş, insanları ondan şefaat istemeye yönlendirmiştir. Peygamberimiz için “iste verilecektir. Şefaat et, şefaatin kabul edilecektir” buyurmuştur.

Rabbimiz yüce kitabında, şefaatin sadece kendi izniyile ve razı olduğu kimseler için bir hak olarak kullanılabileceğini bildirmiştir.
وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ الْأَقْرَبِين
“Yakın akrabalarını uyar” (Şuara 214) ayeti kerimesi nazil olduğu zaman Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve selem-’in
يا فلان بن فلان لا أملك لك من الله شيئاً يا فلانة بنت فلان لا أملك لك من الله شيئاً
“Ey falan oğlu falan, ben senin için Allah katında hiçbir şeye malik değilim. Ey falan kızı falan, ben senin için Allah katında hiçbir şeye malik değilim” buyurmuş olması da, tevessülün caiz olmadığını gösteren bir delil olmaktan uzaktır.

Zira bu rivayet, Allah’ın zarar dilediği birisine menfaat vermeye, menfaat dilediği birisine de zarar vermeye Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve selem-’in dahi güç yetiremeyeceğini ortaya koymakta; akrabalarından olsa bile hiç kimse için bir şey yapmaya yetkili olmadığını ifade etmektedir. Nerede kaldı ki akrabası olmayanlara fayda versin. Bu hakikat her müslümanın bildiği ve kabul ettiği bir şeydir zaten. Burada da tevessül edilemiyeceğini gösteren herhangi bir şey yoktur.

Tevessül, emretme ve nehyetme yetkisinin sahibi olan Allah’tan bir şey istemek anlamına gelir. İsteyen kişi, duanın icabetine sebep olabilecek bir sebep ortaya koyarak isteyeceğini yine Allah’tan istemektedir. Öyle Allah ki vermeye ya da mahrum etmeye yegâne gücü yeten ve din gününün sahibi olan o dur.”

[Mefahim & Ebû Hamid b. Merzuk, Ehl-i Sünnetin Mudafası, Bedir Yayınevi, s. 599-600]

Categories: Tevessül | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Tevessülü kabul edenler ve yapan alimlerden sadece “bir kaçı”:

1/ الحافظ ابراهيم الحربي ,, في تاريخ بغداد (1/122 )

1/El-Hâfiz ibrâhim El-Harbi, Târîh bagdâd kitabinda, cilt. 1 122 sayfa

2/ الحافظ أبو الربيع بن سالم ,, سير أعلام النبلاء (21/251-253 )
2/ El-Hâfiz Ebû er-Rabî` bin Sâlim, Siyer a`lem en-nübelâ’ (imâm zehebinin kitâbidir), cilt.21 sayfa 251-253

3/ الحافظ أبو الشيخ الأصبهاني ,, سير أعلام النبلاء (16/400 )
3/El-Hâfiz Ebû es-Seyh El-Isbahânî, Siyer a`lem en-nübelâ’ (imâm Zehebinin kitâbidir), cilt. 16 sayfa 400

4/ الحافظ أبو زرعة الرازي كان يقول لعلي الرضا ( حدثنا بحق آبائك )
4/ El-Hâfiz Ebû Zur`a er-Râzî, kendisi Alî rizâya söyle buyuruyor : « Babanin silsilenin hakki için bizlere hadis getir» (çünki Ali Rizâ’nin ecdadlari Peygamberimizin (sav) soyundan’dir. Burada « Bi hakki Ebâ’ika » kelimesini kullanarak tevessül etmistir)

5/ المحدث أبو علي الخلال ,, تاريخ بغداد (1/120 )
5/ El-Muhaddis Ebû Alî El-Hallâl, Târih bagdad kitabinda , cilt 1 sayfa 120

6/ الحافظ أبو زرعة العراقي ,, المنتظم لابن الجوزي (9/74-75 )
6/ El-Hâfiz Ebû Zur`a el-Irâkî, El Muntazam li ibni’l Jevzî, Cilt 9, sayfa 74-75

7/ الحافظ ابن أبي الدنيا ,, قرى الضيف (5/225)
7/ El-Hâfiz bin Ebî Ed-Dunyâ, Kurâ ed-Deyf kitabinda, cilt. 5, sayfa 225

8/ الحافظ ابن الجزري ,, في كتابه ( عدة الحصن الحصين )
8/ El-Hâfiz bin el-Jezerî, ‘akidatu’l hisn el-hasîn

9/ الحافظ ابن الجوزي ,,, زاد المسير ( 4/253)
9/ El-Hâfiz bin El-Cevzî, Zâd el-mesîr kitabinda , cilt 4, s.253

10/ الحافظ ابن حبان ,, الثقات (8/457)
10/ El-Hâfiz ibn hibbân, es-sikât, c.8, s.457

11/ الحافظ ابن حجر العسقلاني ,, انظر فتح الباري تجد ما سيرك ,,
11/ El-Hâfiz ibn Hacar el-‘askalânî, Fethu’l-Bârî kitabinda

12/ الحافظ ابن طولون ,, ذخائر القصر (مخطوط )
12/ El-Hâfiz ibn Tûlûn , zehâ’iru’l-kasr

13/ الحافظ ابن عساكر ,, في أربعينياته ,,وتاريخ دمشق (6/43)
13/ El hâfiz ibn ‘Asâkir, Arba’în ve târîh dimask kitabinda

14/ الحافظ ابن كثير بقوله (بمحمد وآله ) البداية والنهاية (13/192)
14/ El-Hâfiz ibn Kesîr söyle diyor : « bi Muhammedin ve âlihi » yani Muhammed (sav) ve ailesinin hakki için ; el-bidâyatu ven-nihâya kitabinda c.13, s.192

15/ الحافظ الامام أحمد ,, في منسكه للمروزي ( نقله ابن تيمية )
15/El-Hafiz el imâm Ahmed, Menesik li’l-mervezî

16/ الحافظ البيهقي روى عنه ابن الجوزي في المنتظم (11/211)
16/El-Hâfiz El-Beyhakî, ibn cevzî ondan rivâyet eddiyor. El muntazam kitabinda, c.11 s.211

17/ الحافظ الحاكم ,, هو من روى تعظيم ابن خزيمة لقبر علي الرضا وتوسل شيوخه بقبر يحيى بن يحيى ..
17/El-hafiz El-Hâkim kendi kitabinda sunu rivâyet ediyor : « Ibn Huzeyma Ali Rizâ’nin kabrini büyük sayiyor (yüuceliyor) ve kendi seyhleri Yahya ibn Yahya’nin kabri ile tevessül etmislerdir »

18/ الحافظ الخطيب البغدادي ,الجامع لأخلاق الراوي والسامع (2/261)
18/ El-Hâfiz El-Hatîb el-Bagdâdî, Câmi’ul Ahlâk er-râvî ve’s-sâmi’ kitabinda.

19/ الحافظ الدارمي ,, باب ما أكرم الله نبيه – سنن الدارمي
19/ El-Hâfiz Ed-Dâramî, Sunan kitâbinda, « Allâh’in resûlune verdigi ikramlar » bâbinda.

20/ الحافظ السخاوي ,, فتح المغيث شرح ألفية الحافظ العراقي 4/410
20/ el-Hâfiz Es-Sahâwî, Fethu’l-Mugîs sarh Elfiyya el hâfiz el-Irâkî, c.4 s.410

21/ الحافظ السيوطي ,, الاتقان (2/502) وتاريخ الخلفاء وكتبه طافحه
21/ El-Hafiz es-Suyûtî, El-Itkân kitabinda c.2 s.502, Târîh el hulefâ kitabinda, ve bütün kitaplari Tevessül kaynaklarla dolu.

22/ الحافظ الطبراني ,, سير اعلام النبلاء (16/400) وهو من صحح حديث التوسل بعد وفاة النبي صلى الله عليه وسلم ,,
22/ El-Hafiz Et-Tabarânî, siyer a’lem en-nubelâ’ kitabinda, c.16 s.400

23/ الحافظ العجلوني ,, كشف الخفاء (2/55)
23/El-Hâfiz El-Aclûnî, Kesfi’l-Hafâ’ kitâbinda, c.2 s.55

24/ الحافظ العلائي الف كتاب في الرد على ابن تيمية في التوسل والزيارة ..
24/ El-Hâfiz El-‘Alâ’î Ibn Teymiyye’yi redd etmek için kitap yazmistir tevessül ve ziyaret konusunda.

25/ الحافظ المناوي , وقال ان ابن تيمية أصبح بين أهل الاسلام مثله لانكاره التوسل والاستغاثة ..
25/ El-Hafiz El-Menâvî

26/ الحافظ المنذري ,, في رسالته
زوال الظمأ في ذكر من استغاث برسول الله من الشدة والعمى انظر
هدية العارفين ( 5/586)
26/ El-Hâfiz El-Munzirî, Zevâl ez-zamâ’ fî zikri min istigâse bi rasûlillâh mine siddeti vel ‘amâ risalesinde, o risalede hediyetu’l-Ârifîn kitabinda bulunur.

27/ الحافظ الهيثمي ,, مجمع الزاوئد ( 9/ 420)
27/El-Hafiz el-Heysemî, Mecmû’ ez-zevâ’id, c.9 s.420

28/ الحافظ الذهبي ( انظر سير أعلام النبلاء تجد ما يسرك )
28/El-Hâfiz Ez-Zehebî, Siyer a’lem en-Nubelâ’ kitabinda.

29/ حجة الاسلام الامام الغزالي احياء علوم الدين ( 1/260)
Huccatül’Islâm El-Imâm El-Gazâlî, ihyâ ‘ulûm ed-dîn kitabinda c.1 s.260

Müfessirler :

وهذه نخبة من المفسرين المتوسلين

30/ الثعالبي ,, تفسير الثعالبي (4/458)
30/ Es-Sa’âlibî, Cevâhir el-ihsân Tefsirinde, c.4 s.458

31/ القرطبي ,,, تفير القرطبي (8/240)
31/ El-Kurtubî, Tefsîr el-Kurtubî adli tefsirinde. C.8 s.240

32/ النسفي ,, أثبت التوسل بقصة العتبي عند تفسير الآية ,,
32/ En-Nesefî, Nisâ suresinin 64. Ayetinin tefsîrini yaparak, Utbî’nin kissasini getirip Tevessülun delilini getiriyor.

33/ الألوسي ,, روح المعاني (1/82)
33/ El-Alûsî, Rûh el Ma’ânî tefsirinde c.1 s.82

34/ ابن كثير ,, أثبت التوسل بقصة العتبي
34/ Ibn Kesîr, Utbenin kissasindan Tevessülün delilini getiriyor. Ibn Kesîr Ibn Teymiyye’nin talebesi oldugunu unutmiyalim

Lugat ve gramer âlimleri :

وهذه نخبة من علماء لغة القرآن المتوسلين

35/ ابن منظور ,, لسان العرب ( 11/87)
35/ Ibn Menzûr, Lisânu’l Arab kitâbinda , c.11, s.87

36/ ابن خلكان ,, في وفيات الأعيان (6/132)
36/ Ibn Haliken, Vefiyetu’l e’yân kitabinda c.6 s.132

37/ ابن الأثير ,, الكامل في التاريخ (1/43)
37/ Ibnu’l Esîr, El-Kâmil fî târîh, c.1 s.43

38/ الفيروزابادي ,,( الصلات والبشر في الصلاة على خير البشر )
38/ El-Fayrûzâbâdî, Es-Silet ve’l-bisar fî salât ‘alâ khayri’l-basar.

39/ الأصفهاني ,, كتاب الأغاني (10/375)
39/ El-Isfahânî, El-agânî kitabinda, c.10 s.375

40/ القلقشندي ,, صاحب كتاب صبح الأعشى (11/302)
40/ El-Kalkasendî, Subhu’l A’sâ kitabinda c.11, s.302

41/ الابشيهي ,, صاحب كتاب المستطرف (2/508)
41/El-Ebsîhî, El-Mustataraf kitabinda c.2 s.508

42/ ياقوت الحموي ,, معجم البلدان (5/87)
42/ Yâkût el Hamavî, Mu’cemu’l buldân kitabinda. c.5 s.87

Categories: Tevessül, Tevessül-Teberruk-Istiğase-Himmet | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Dua ibadettir!!?!??


Bu konu hakkinda daha uzun paylasimlarimiz oldu.
(http://www.facebook.com/photo.php?fbid=427651967268787&set=a.419520414748609.97935.213717701995549&type=3&theater ve https://islamkalesi.wordpress.com/2012/06/19/ne-lugatta-ne-seriatta-tevessul-ibadat-manasina-gelir/ ).

Şimdi daha kısa ve öz olsun istedim. Dua ibadettir hadisini kullanarak tevessül yapanaları sirkle suçlamak için kullanıyolar. Tabi bunu derken HER DUANIN ibadet olduğunu ya bilmiyolar yada bilmiyormuş gibi yapıyolar. Biz hüsnuzan edip, bilmediklerini kabul edelim inşallah ve kısaca tekrar değinelim. Dua ibadettir diyerek müşriksiniz diyenler şu ayete cevap versinler! Bakalım her dua ibadetmidir!!

لَا تَجْعَلُوا دُعَاء الرَّسُولِ بَيْنَكُمْ كَدُعَاء بَعْضِكُم بَعْضًا

Bu ayetin meali soyledir: Aranızda Resûl’e, duâyı/hitâbda bulunmayı/O’nu ismiyle çağırmayı, bibirinize yaptığınız hitâb gibi yapmayın.

Ve resimde gördüğünüz gibi ayette دُعَاءَالرَّسُولِ=/Düâe’r-Resûli gecmektedir. Şimdi dedikleri gibi her dua ibadet ise, Allahü teala bu ayette şöyle mi demek istiyor acaba: Allah, Resûl’e yaptığınız ibâdeti, kiminizin kiminize olan ibâdeti gibi yapmayın ???

Allah hidayet versin!

Categories: Tevessül, Tevessül-Teberruk-Istiğase-Himmet | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Müşrik ile Müslüman’ın farkı(rububiyyet!)

Kardeşlerim bundan önceki paylaşımlarda müşrikler hakkında ve bu PUTA tapanları, Allahtan başkasına tapmıyan Müslümanların aynı kefeye koyulmasını izah ettik. Aradaki farkı anlatmaya Allahın izniyle devam ediyoruz.

Rahmetli allame Şeyh Selâmetu’l-Azamî telif eylediği << El-Barâhinü’s-Sâtıa fi Reddi ba’zı’l-Bidâi’ş-Sâyia>> adli nefis kitabının üslubu açık olup ibaresi şudur: << Allahı başkasına benzetme fikrinin, iman ile şer’i ibadetin cehaletinden peyda olduğunun beyanı>>: Bilmelisin ki,iman, Peygamber(sallallahü aleyhi vesellem)’in getiridiği bedihiyata ilhak edilecek derecede havaş ve avam tabakası nezdinde meşhur olan hükümleri tasdik edip onlara inanmaktır. Şeriat’ta ibadetin manası, insan kalb ve kalıbıyla(cesediyle) Allah’a karşı son derece tevazu içerisinde kulluk yapmaktır. Öyle ise ibadetin iki şekli vardır:

Kalbi ibadet: Allahü Teala’da rububiyyet ve rububiyyetin neticesi mustakil olarak menfaat veya zarar ile şüphesiz olarak iradesinin nüfuzu gibi özelliklerinden birisinin bulunmasına inancıdır!

Bedeni ibadet: Bunlarla kalben itikad etmekle beraber, namazdaki kıyam rüku, secde ve daha başka zahiri belirli haraketi yapmaktır.

Kalbi itikad OLMADAN mezkur haraketlerden birisi velev secde de olsa, o hudu(alçalma) şer’i ibadet değildir. Alimlerin, puta secde eden kimseyi kafirdir, demelerinin sebebi, haddizatında Allah’tan başkasına secde edilmesinin küfür olmayıp ancak putun secdeye layık olduğu itikadında bulunduğuna dair emare olduğu içindir. Zira Allah’tan başkasına secde edilmesi, haddizatında küfür olsaydı, hiç bir şeriatta caiz olmayacaktı. Çünki öyle bir secde günahlardandır; Allah, başkasına günah işlemesinii emretmez.

şüphesiz İslam şeriatı’nden önceki şeriatlarda aziz ve yüce Allah’tan başkasına tazım ve teşrif için secde edilmesi caizdi. Ancak bu İslam şeriatı’nda haram kılınmıştır. Rububiyyetine ITIKAD ETMIYEREK yüceltmek için , birisi Allah’tan başkasına secde etse, yaptığı secdeden dolayı günahkardır. Onda( secdede bulunduğu şeyde) rububiyyet vasfı olduğuna ITIKAD ETMEDIKCE KAFIR OLMAZ. Aziz ve yüce Allah’ın, Peygamberi olan Yakub ile zevcesi ve oğulları, Yusuf aleyhisselamın yanına gittiklerinde << (Yusuf) anasını,babasını tahta çıkardı,onlar da ona secde ettiler(eğilip hürmet ettiler)>> (yusuf süresi ayet 100) diye buyurduğu ayet-i celilesi de, bu dediğimize delalet eder.

İbn Kesir bu ayetin tefsirinde şöyle der: Yani, Yusuf aleyhisselam’ın yanında kalan kardeşinden başka, annesi, babası ve diğer onbir kardeşleri kendisine secde ettiler. Bu, onların şeriatında caiz idi. Onlar, büyük bir zata selam verirken ona secdeye kapanırlardı. Adem aleyhisselam’ın şeriatında İsa aleyhisselam’ın şeriatı zamanına kadar bu cevaz devam etti. Bu, İslam dininde haram kılındı. Maksadımıza ait İbn Kesir’in ibaresi sona erdi. Aziz ve yüce Allah’ın meleklere Adem’e secde etmeleri için emri de, sana bu dediğimizi beyan eder. Adem aleyhisselam’a yaptıkları secdenin hakikati, emreden Allah’a bir ibadet ve Adem aleyhisselama bir ikramdır.

Yukarıda geçen izahtan, Kabe’nin etrafını dolaşmak, haceru’l-Esved’e el sürmek, onu öpmek ve üzerine baş koymak, onları tazım etmektir. Ne kabe’ye ne de hacerü’l-Esved’e yapılan şer’i bir ibadettir. Belki onları ziyaret edip tavaf eden kimsenin yaptığı, rububiyyetine inanıp kendisine bunu yapmaya emreden Aziz ve yüce Allah’a bir ibadettir. 

Şeriat’ta bir şeye yapılan bütün tazimler, ibadet etmek değildir ki, sirk olsun. Belki yapılması emir olunan ve yapılmasına teşvik edilen bazı tazimler, vacıb veya mendubtur. Bazısı mekruh veya haram, diğer bazısı mübahtır. Beraberinde rububiyyete ait hususlarından bir hususiyyet itikadi olmayan herhangi bir şeye tazımı ŞIRK değildir.

Bir şeyi tazım eden kimse, o şeyde rububiyyet hususlarından birisinin mevcut olduğunu itikat etmedikçe Şeriat’ta o kimse mezkur şeyin ibadetçisidir, diye iddia etmenin önemi yoktur. Şüphesiz ademoğlu, sağlam düşünce sahibi olduğu müddetçe, ancak rububiyyet vasfı kendisinde sabit olan zat, ibadete(tapınılmaya) müstehak olduğu, rububiyyet vasfı kendisinde bulunmayanın ibadete müstehak olmadığı akıllarında yerleşmiştir. Demek ki, Allah’ın kurduğu şeriatlarda ve insanların akıllarında yerleşen fikirde, rububiyyetin sübütü ile ibadet istihkaki, birbirlerinden ayrılmayan iki vasiftir!

Müşriklerin(Allah’a ortak koşanların), Allah’dan başka haklarında rububiyyet itikad ettikleri şeylerin ibadete müstahak olduklarına dair itikadları, rububiyyette ortaklık taslama temeli üzerine kurulmuştur. Bu itikadın temeli,düşünceden sıyrılıp yıkıldığı zaman, üzerine kurulduğu Allah’tan başkasına ibadete istihkak düşüncesi de yıkılır.

Müşrik kimse, Aziz ve yüce Allah’ın, rububiyyet vasfiyle münferi olduğunu teslim(Kabul) etmiyor ki, yalnız Allahü Teala’nın ibadete müstahak olduğunu Kabul etsin. Kendisinde Aziz ve yüce Allah’tan başkasının rububiyyet vasfiyle mutassif olduğu inancı bulunduğu müddetçe, o şeyin ibadete müstahak olduğuna da tabi olacaktır(inanacaktır).

İşte akıllı kimseler nezdinde, (bu nedenle) rububiyyet tevhidi ile uluhiyyet tevhidi, sübüt ve itikad bakımından mütelazım(birbirinden ayrılmıyan) iki vasıf oldukları açık bir gerçektir. Öyle ise Allah’tan başka bir Rab olmadığını ikrar eden kimse, O’ndan başkasının ibadete müstahak olmadığını itiraf etmiş ve anlamış demektir. İşte bu ikinci sık bütün Müslümanların kalbinde olan << LA İLAHE İLLALLAH( Allah’tan başka ilah yoktur!)>> kelime-İ tevhidin manasıdır!!

[Ebu hamid bin Merzuk, Bera’atu’l-Eş’ariyyîn, s.125-127]

Categories: Müşrik-Mümin farkı, Tevessül-Teberruk-Istiğase-Himmet, Vehhabi Fitnesi | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

WordPress.com'da Blog Oluşturun.