Kuraniyyun Fitnesi

Hanefi Mezhebine Atılan Bir İftira…!

 

Ömürlerini ulemaya, iftiralar atarak geçirmiş zavallılar…!

Hanefi alimlerinin kitaplarında yakaladıkları bir ibareye leş kargası gibi didinen bu cehalet ordusu bu sefer de İmam-ı Azam’ın ve Hanefi mezhebi alimlerinin kitaplarında geçen bir ibareyi yanlış anlayıp bu zatlara iftira atıyorlar.

Hanefi âlimlerinden, Şeyhülislam Muhammed bin Abdullah Et-Timurtaşi zinayı şöyle tanımlar:

“İslâmî hükümlerle yükümlü bulunan bir erkeğin, kendisine cinsel istek duyulacak yaştaki diri bir kadına, İslâm ülkesinde nikâh akdine veya cariyelik gibi haklı bir nedene dayanmaksızın önden cinsel temasda bulunmasıdır.”

Bu ibarede İslam ülkesinde diye bir kayıt bulunduğu için kalkıp: “İmam-ı Azam’a göre dar-ul harpte zina serbesttir” diyorlar. Sonra kendini beğenmiş bir müslüman da çıkıyor: “Bu mezhepler dini bu kadar mı bozacaklardı” gibi saçma sapan sözler sarfediyorlar.

Bu konuyu anlamayanlar nasıl olur da böylesi şerefli büzürgana dil uzatabiliyor anlamış değilim.

İmam-ı Azam’a her defasında saldırıp onun gibi zatları itibarsızlaştırmak istiyorlar. Amaçları o koltuğa kendilerini oturtmaktır. Fakat bu, kafalarından çok kasıkları çalışan reziller o makama layık olmadıkları gibi o makama geçmeye çalışırken leş kargaları gibi o makamdan makamın sahibine saldırıp dururlar.

Konuya Kısaca Açıklık Getirip Bitirmek İstiyorum

Bu tür durumlar sinirlerimizin gerildiği ve damarlarımızın kabardığı zor anlardır. Çünkü bize bu dini ter temiz getiren ve bize bu kadar çok iyiliği dokunan, Allah Teâlâ’nın dinine en çok yarar ve faydası olan zatlara yapılan bir hakaret bizi rahatsız etmiyorsa o zaman bizler nankör ve vefasızlık etmiş oluruz. O yüzden kısaca bir açıklama yapıp konuyu bitirelim.

Zina’nın tarifi yapılırken aslında zina haddinin uygulanmasına yönelik yapılmış bir tariftir. Dar-ul İslam’da yapılırsa o zaman İslam devleti halifesi o kişiye had uygulayabilir fakat dar-ul harpte zina yapmış ise o zaman İslâm Devleti Halifesinin dârul harp veya dârul baği (âsiler ülkesi) üzerinde velâyet yetkisi yoktur. Yani orada hadleri uygulamaya gücü yetmez.

Yoksa dar-ul harpte zina işlemek caizdir anlamına gelmiyor.!!!

Bir başka açıklama da değerli âlim, Nakşibendi Şeyhlerinden Mevlana Halid-i Bağdadi’nin (kuddise sirruh) halifesi İbn-i Abidin’in “Redd-ul Muhtar” adlı eserinden ve Haskefi’den (rahimehullah) getirelim. İkisinin ortak söyledikleri sözlerin mefhumu şöyledir.

“Hükümlerle mükellef olmak, onlar hakkında bilgi sahibi olmanın feridir. Bilgisizliğindne ötürü had uygulanmayanın bilgisizliği kendisinde cehalet alameti zahir olunca belli olur. O da kendisi gibi cahil zinanın haramlığını bilmeyen cuhela bir kavim arasında büyümüş ise ve ya zinanın mubahlığına inanan bir kavim arasında yetişmiş olmasıyla bilinir. Dar-ul İslam’da yetişen bir kişi böyle değildir. Bu kişi bilmemekle özürlü kabul edilmez.! ve ya zinanın haramlığına inanan fakat başka bir dine mensup olan bir dar-ul harpta yaşayan sonra dar-ul İslam’a gelip zina yapan kişi de mazur kabul edilmez.”

İbn-i Abidin’de geçen ibarelerAdsız.pngAdsız.png

Alimlerin söylediklerini alıp üzerinden rant yapanlar o zatların hakkına girdiklerini ve geri dönüşü neredeyse mümkün olmayan haramlara bulaşmış oluyorlar.

Alimlerden birisi varsayalım böyle bir söz söyledi açıklamasını okumadan kitap ve sünnete muhalif konuştu mu diyeceksin ?

Aslında böyle yapmak kitap ve sünnete muhalefet etmek demektir. Çünkü kitap ve sünnet zan ile hareket etmekten bizi alıkoyar.

Belki biraz sert bir yazı oldu ama kızmak diye bir nimet de boşa verilmedi bize yeri geldi mi kullanmak lazım.

Rabbim bize hakkı hak gösterip intisap etmek ile batılı da batıl gösterip ictinap etmek ile rızıklandırsın.

وصلى اللهم على سيدنا محمد وعلى آله وصحبه وسلم

Muhammed Emin El-Hakkari

Reklamlar
Categories: güncel, Kuraniyyun Fitnesi, Mezhep imamımız Ebu Hanife(ra), Tahrifler

Ka’b El Ahbar (radiyallahu anh)

Ka’b El- Ahbar (radiyallahu anh) Yemen’den Medine’ye gelen ve cahiliye dönemine de yetişmiş olan bir Yahudi idi. Hz Ömer (radiyallahu anh) döneminde Müslüman oldu. Müslüman olduğunda ehl-i kitap hakkında ilmi vardı. Bazı sahabeler onun sözlerini dinler ve naklederlerdi.  Muhakkak ki Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ehl-i kitaptan rivayette bulunmamıza izin vermiştir. Buhari, Abdullah bin Ömer’den (radiyallahu anh) rivayet etmiştir ki; Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “İsrailoğullarından rivayette bulunun serbestsiniz.” Bu izne rağmen sahabeler o zattan her duyduklarını rivayet etmiyorlardı.

İbn-i Kesir (Rahimehullah) demiştir ki:

“Ka’b El-Ahbar müslüman olduğu zaman Hz Ömer’in huzurunda ehl-i kitabın ilimlerinden bazı şeyler anlatırdı. Hz Ömer (radiyalahu anh) onun kalbi yumuşasın diye ve anlattıklarından birçoğunun bize gelen tertemiz şeriatte geçenler ile uyuşmasından  duyduğu sevinç için onu dinlerdi. Çoğu âlim, Ka’b El-Ahbar’dan duyduklarını rivayet etmeyi serbest gördüler…” (El-Bidaye ve’n Nihaye, 1/34-35)

İbn-i Kesir bazı alimlerden de onun hakkında imtihan namına kezib demeliyiz gibi şeyler de naklediyor fakat usule terstir.

Bir zat sırf İsrailiyat nakletti diye cerh etmek, her taşın altında İsrail oyunu aramak gibidir. İsrailiyat demek doğal olarak illa ki bir oyun ve ya fitne olarak algılansa bile ki normalde öyledir. Lakin Hadis ilmindeki israiliyat böyle değildir. Eski İsrailoğullarının tarihini onların hallerini anlatmak israili kitaplardan rivayetlerde bulunmak demektir. İsrailiyat;

  • Yahudilerin tevratını kabul etmek değildir.
  • Yahudilerde bulunan tevratın doğru olduğunu da kabul etmek değildir.
  • İsrailoğullarından hikayeler anlatmak her zaman için yanlış değildir.
  • Bütün bunlara rağmen İsrailiyat rivayet edip de ulema ve tabiinin büyükleri sayılan zatlar da çoktur.

Ka’b El-Ahbar hakkında daha detaylı konuşmak isterdim ama çok kısa birkaç alimden siyerini dinleyip konuyu kavramak yeterli olacaktır.

Ka’b El- Ahbar (radiyallahu anh) hakkında ulemanın görüşleri
İbn-i Hacer El-Askalani (rahimehullah):
“Cahiliye dönemine yetişmiş ve Hz Ebubekir (ra) döneminde İslama girdi. Bazıları Hz Ömer döneminde Müslüman oldu dediler. Hz Ömer, Hz Suhayb ve Hz Aişe annemizden hadis rivayet etti. Sahabelerden bazısı da ondan rivayette bulundular; Muaviye (ra), İbn-i Abbas (ra), Ebu Hureyre (ra), Malik bin Ebi Amir El-Asbahi (ra).
İbn-i Sad onu tabakatında, il tabakadan Şam tabiinleri arasında zikretmiştir. ve şöyle demiştir: “Yahudi dini üzereydi ve sonra Müslüman oldu Medine’ye vardı sonra da Şam’a gitti ve Humus’ta ikamet etti. Hz Osman (ra) hilafetinde 32 yaşında vefat etti.”
(Tehzib-ut Tehzib\ 8\393)
İmam-ı Zehebi (rahimehullah) da Ka’b el-Ahbar hakkında şöyle demiştir:
“O Ka’b Bin Matı El-Himyeri el-Yemani’dir. Mürekkep yalamış, allamedir. O ki, Yahudiydi ve Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) vefatından sonra müslüman oldu. Hz Ömer’in hilafetinde Yemen’den Medine’ye vardı. Muhammedin (sallallahu aleyhi ve sellem) ashabıyla oturur onlara İsraili kitaplardan rivayetlerde bulunur çok acayip şeyler ezberlerdi. Sahabelerden de sunenler (rivayetler) alırdı. Dini bütün çok güzel bir Müslümandı. Sahabelerin asillerindendi.”
(Siyeru A’lam En-Nubela, 4/472)

Muhammed Emin El-Hakkari

Categories: güncel, Kuraniyyun Fitnesi

WordPress.com'da Blog Oluşturun.