Hadis İlmine Dair Birkaç Ayrıntı

Rivayet ve dirayet olarak en güzel hadis olan kadim kelamını tashih eden ve kelamını okuyanlara her harf başına onlarca hasenatı tad’if eden ve bazılarına buna ziyade olarak adalet ve fazilet veren Allah’a hamd olsun. En güzel salat ve selamlar da tevatür eden mucizeleri ve meşhur olan harikulade halleri bizlere merfu-muttasıl hadis sıfatlarıyla nakledilmiş olan Muhammed Mustafa’ya ve O’nun sırlarına yetişmiş ve bize de haberlerini nakletmiş olan aline ve ashabına olsun.

Bundan sonra;

HADİS İLMİ NEDİR?

Hadis ilmi, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ile ilgili rivayetleri senet ve metin yönüyle inceleyen, hadisleri değişik yönleriyle değerlendiren ve bu değerlendirmenin usul ve kaidelerini belirleyen ilim dalıdır. Hadis ilminin amacı, Cevami-ul Kelim olan Efendimiz’in söz, fiil, ahval ve vasıflarını sonraki nesillere aktarmaktır. Nitekim Allah u Teâlâ’nın emir ve yasaklarını bizlere nakleden Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) veda hutbesinde; “Şahid olan ğaib olana nakletsin. Çünkü olabilir ki şahid olan kişi kendisinden daha iyi anlayan birisine nakleder”. Diye buyurmuştur.

HADİS İLMİ KAÇA AYRILIR?

Hadis ilmi, “Rivayetu’l-Hadis” ve “Dirayetu’l Hadis” olmak üzere iki alt disiplinden oluşmaktadır.

Rivayetu’l-Hadis: Hz. Peygamberin söz, fiil ve takrirleriyle ilgili rivayetlerin tespit edilmesini ve sonraki nesillere aktarılmasını konu edinir. Bu rivayetler; musned, sahih, cami, sünen ve mu’cemler gibi hadis kitapları türleri içerisinde toplanmıştır.

Dirayetu’l Hadis: Hadisin sened ve metninin incelenmesi ile ilgili kuralları tespit eder ve hadisin gerçekten Allah Resulü’ne ait olup olmadığının ölçülerini belirler. Dirayetu’l Hadis aynı zamanda Usul-ul Hadi olarak da tanımlanır.

Hadis-i şerifleri ezberleyip nakletmek asr-ı saadetten beri vardır. Lakin bu ilmin tedvini hakkında çeşitli iddialar vardır. Özellikle hadis inkârcıları olan ve kendilerine kuraniyyun-meâlciler denilen bir grup tarafından bu ilim itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor. Bu uğurda hadis tedvininin aslında asr-ı saadet döneminde değil bilakis çok daha sonraki yıllarda yazıldığı ve neredeyse hepsinin uydurma olduğu iddiasındadırlar. Bu iddia, sonradan tedvin edildiği iddia edilen bu ilmin İslam şeriatinde etkisi olmadığı iddiasını da barındırır. Kuran-ı kerimin meâliyle amel eden bu grubun amelî ve itikadî bozukluklarının haddi hesabı yoktur; söyledikleri sözlerin biri diğerini tutmazken dün dedikleri söz bugünkünü de reddeder. Bunun en büyük ve en basit örneği, kendilerini Kuran-ı Kerim ile amel edenler diye tanıtan bu grup aslında Kuran-ı Kerim’in 5 ayet-i kerimesini inkâr etmişlerdir. Allah’a ve Peygamberi’ne itaat ediniz şeklinde toplam 5 tane ayet-i kerime vardır.[1]  Peygamber’e itaat ölçüsünde ayakları kayan bu grubun iddiaları delillerinden daha büyük kalmıştır. İddiası delillerinden büyük olanın aklından şüphe edilir.

HADİS-İ ŞERİFLER İLK OLARAK NE ZAMAN KALEME ALINMIŞTIR? 

Hadis ilminin önemini anlatan birçok yazı vardır ve her biri ayrı bir pencereden konuya bakar, biz de bu çalışmamızda nefyu ispat yöntemi kullanacağız. İlk önce bu ilme karşı çıkarılan bazı şüpheleri izale etmeliyiz ki o şüphelerin yerini yaqini bilgiler ile dolduralım. Bu ilmin tedvini ne zaman başladı? Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) hadis yazımına müsaade etmesi üzerine birçok sahabî gerek Peygamber zamanında gerek Peygamber sonrası dönemde hadis yazımına büyük önem vermiştir. Önceden de zikrettiğimiz hadis-i şerifte görüldüğü üzere hadis-i şeriflerin nakledilmesi teşvik edilmiştir.

 

Bu mübarek kuşağın gayretleri ve yazdığı sahifeler, sünnetin tedvini konusundaki ilk esası ve hicri ikinci ve üçüncü asırda tasnif edilen cami’, musned, sunen ve diğer sünnet mecmularının ilk merhalesini oluşturmuştur. Bu sahifelerden bazıları şunlardır.

Ebu Hureyre (radiyallahu anh)şöyle der: “İbn-i Amr hariç Allah Resulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) ashabından hiç kimse benim kadar hadis toplamış değildir. Zira o yazıyor, ben ise yazmıyordum.” [2]

Burada apaçık görüyoruz ki sahabe efendilerimiz, Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatta iken hadis- i şerifleri hem ezberliyor hem de yazıyorlardı. Bir başka nakilde şunu görüyoruz.

Hz Ali (radiyallahu anh) hakkında bizlere gelen haberleri incelediğimizde görüyoruz ki Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatta iken onun yazdığı bazı konular vardı, bu konuların muhtevası nebevi nurların cilası ile cilalanmıştı. Hz Hasan’ın babası hakkındaki zikredeceğimiz sözler de buna delalet ediyor.

Hz. Ali’nin fıkhî görüşlerini içeren bir mecmua da oğlu Hasan’ın yanında bulunuyordu. Abdurrahman b. Ebi Leyla şöyle der: “Hasan b. Ali’ye Hz. Ali’nin muhayyerlik hakkındaki görüşlerini sordum. O da parçalar halinde bir kitap istetti. Geti­rilen bu parçalardan bir sahife çıkardı. Bu sahifede Hz. Ali’nin muhayyerlik hakkındaki görüşleri yazılıydı.[3] İbn-i Adiy b. Cebele’nin yanında üçüncü bir mecmuanın olduğu da bilinmektedir.[4]

Enes (r.a.) Hz. Ebubekir (r.a.)’in kendisini Bahreyn’e gönderdiğinde şöyle bir mektup yazdığını belirtir: “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, Bu mektup, Allah Resulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) Müslümanlara farz kıldığı zekat farizasına dairdir.[5] Burada gördüğümüz gibi Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) döneminde yazılmış olan hadis metinleri vardı. Bu rivayette geçen konunun neredeyse aynısını Taberani’nin Mucem’u-l Kebir’inde geçen şu nakilde müşahede ediyoruz. Taberani’nin rivayetine göre Hz. Ebubekir, içinde hadisi şeriflerin zikredildiği bir mektubu (kitap) Amr b. As’a yazmıştır.[6]

Bir başka rivayette şöyle bir ibare görüyoruz: “Abdullah b. Ömer (r.a.), risalelerinde Peygamber (SAV)’in hadislerini yazmaktaydı.”[7]

Hadis-i şeriflerin, tedvininin Asr-ı Saadetten başladığına dair daha birçok delil vardır. Bu delillerden bir kısmı o kadar nettir ki bir kısmı da az teemmüle ihtiyaç duyar. Seyda Molla Salih Ekinci hocanın bu konuda güzel bir araştırması vardır, bu konuya vakıf olmak isteyen bütün kardeşlerimiz internetten bulabilirler. Seyda Molla Salih araştırmasında şunu söyler:  “Hadisleri inceleyenlerin bildiği gibi Peygamber (S.A.V.)’in hadis yazımını emreden, kısmen de buna müsaade eden pek çok hadisi vardır. Bu hadisler toplamı itibariyle manevî tevatür derecesine varmaktadır. Bununla beraber Peygamber’den (sallallahu aleyhi ve sellem) hadis yazımını nehyeden birkaç hadis de varid olmuştur. Ancak günümüz bazı Müslüman yazarları ve oryantalistler nezdinde sadece nehiy hadisleri yaygınlık kazanmış görünmektedir”. Der. Devamında da bunun nedeninin latif bir dil ile delillendirip konuyu açıklığa kavuşturmuştur.

Nihayetinde ufak bir istikra ile hadis tedvininin çok kapsamlı olmasa bile en azından birkaç konu hakkındaki hadislerin sahifelere yazıldığını görüyoruz. Asr-ı Saadetten bugüne kadar güvenilir ravi zincirleri ile bize nakledile gelen hadis-i şerifleri hadis ilmine borçluyuz. Çünkü hadis ilmi bu alandaki kriterleri belirler ve bu kriterlere haiz olmayan bir rivayetin kabul görmeyeceğini beyan eder.

HADİS İLMİNİN FAZİLETİ

İbn-i Mesud’tan (radiyallahu anh) rivayet edilmiştir: Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) duydum şöyle buyurdular: “Bizden bir söz işitip başkalarına nakledenlerin Allah yüzünü nurlandırsın, çünkü niceleri vardır kendilerinden daha iyi anlayana naklederler.” Bu hadis-i şerifi İmam-ı Tirmizi nakletmiştir ve derecesi hakkında da Hasen-Sahih demiştir.

İdrakına varamayacağımız kadar büyük bir duadır ki hadis ilmi ile uğraşan ve hadis nakledenlere yapılan duada ümmetten kimseyi ortak etmemiştir. Buradan hadis ilminin ve ehlinin Allah katında ne kadar kıymetli olduğunu anlıyoruz.

İbn-i Abbas’tan (radiyallahu anhuma) rivayet edildiğine göre, Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Ya Rabbi halifelerime rahmetinle muamele et.” Ya Resulellah! Halifelerin kimlerdir? Dedik, şöyle buyurdu: “Benim hadislerimi rivayet edip insanlara öğretenlerdir” diye buyurdu.[8] Taberani’nin naklettiği rivayette de görüyoruz ki hadis ilminin hakkını veren Peygamber varisi sayılıyor, bundan daha büyük bir şeref var mıdır?

HADİS ÂLİMLERİNDEN EN MEŞHUR OLANLARI VE KİTAPLARI

Hadis alanında konuşmadan evvel, rivayet ve dirayet yönlerinden biri seçilmelidir ve belirtilmelidir. Rivayet yönüyle hadis alanında meşhur olan bazı âlimler şunlardır:

İbn-i Şihab ez-Zuhri ilk hadis cem eden zat olarak bilinir. İlklerden ziyade kitapları bize ulaşmış ve istifade edebileceklerimizi saymalıyız. Bunlar Kutubu’s Sitte yazarlarından olan altı imam, İmam-ı Buharî, İmam-ı Muslim, Ebu Davud es-Sicistanî, Ahmed bin Şuayb el-Horasanî en-Nesaî, Muhammed bin İsa et-Tirmizi ve İbn-i Mace (rahimehullah). Kitapları ümmet-i Muhammed indinde kabul görmüş kitaplardır. Belli aşamalardan geçtikten sonra eleştirilere tabi tutulan ve ya kabul gören hadisler vardır. İmam-ı Buhari ve İmam-ı Muslim’in sahih diye bilinen kitapları dışındaki bütün hadis mecmuaları neredeyse aynı mertebededir. Hadis kitaplarının neredeyse hepsinde sahih ve zayıf hadisler nakledilmiştir. Yalnızca Buhari ve Müslim’de zayıf hadisler yoktur. Kutubu’s Sitte’de bulunan diğer dört kitabı da diğerlerinden ayırt eden en büyük özelliği de mevzu hadisler nerdeyse yok denebilecek kadar azdır. İbn-i Mace’de mevzu olduğu söylenen birkaç hadis vardır.

Kutubu’s Sitte hakkında ciltlerce kitaplar yazılmıştır.

Kutubu’s Sitte dışındaki kitaplara göz attığımız zaman; İmam-ı Malik, İmam Ahmed bin Hanbel, İmam İbn-i Hibban, Abdullah bin Abdurrahman ed-Daremi, İmam Darekutnî, İbn-i Ebi Şeybe vs.

Hadis-i şerifleri toplamak adına tedvin edilmiş eserler sayılamayacak kadar çoktur. Bunları vasıflarına göre ayırırsak en azından icmalen bir bilgi edinmiş oluruz.

Hadis kitapları;

  1. Mucemler: Hece harflerine göre yazılmış olan eserlerdir. Örnek; Keşf-ul Hafa (İmam Acluni) ve Mekasid-ul Hasene (İmam Sahavi). Bu iki eser de dillerde meşhur olan hadislerin sıhhat derecelerini anlatmak için yazılmışlardır.
  2. Musnedler: Belli bir sahabenin rivayetlerinin bir arada toplandığı kitaplardır. Örnek; Musnedu İmam-ı Ahmed.
  3. Cami’ler: Bütün itikadî, amelî ve ahlakî meseleleri konularına göre düzenleyen kitaplardır. Örnek; Sahih el-Buhari, Sahih Muslim. Bu iki eserde de itikadî, amelî ve ahlakî bütün konulara yer verilmiştir.
  4. Sunenler: Müellifleri belli konularda olan hadis-i şerifleri toplamak adına yazmışlardır. Sahih ve ya zayıflık şartı yoktur. Zayıf hadisler de nakletmişlerdir. Örnek; Sunen-i Daremi.
  5. Musannefler; Bu tür kitaplar da sunenler gibi fıkhî bablara göre yazılmıştır fakat aralarındaki fark şudur; Musanneflerde selef âlimlerinin sözlerine de yer verilmiştir. Örnek; Musannefu İbn-i Ebi Şeybe.

Hadis kitapları bu gruplara ayrıldıktan sonra incelenirse hasredilebilecektir.

Hadis ilminin fazileti ve ehemmiyeti bir yana muhtevası ve İslam şeriatindeki yerinin bilinmesi gerekir. Biz de kısaca bu ilmin fazileti, ehemmiyeti ve muhtevasından bahsettik. Fıkıh, akide ve tasavvuf açısından değerlendirilmesi ise başlı başına bir konu ve munferid bir araştırma ister. Muvaffakiyet Allahtandır.

Rabbim bu ilmi hakkıyla itkan edip hayatımızın her alanına yerleştirenlerden eylesin. Bu ilmin halaveti ve bereketiyle bereketlendirsin.

Ve sallallahumme ale seyyidina Muhammedin ve ale alihi ve sahbihi ve sellem.

Muhammed Emin el-Hakkari

————————————————————–

[1] Ali İmran:32, Nisa:59, Enfal:20, Nur:54, Muhammed:33

[2] Buharı, İlm, 39, hadis nr: 113; Ahmed, el-Müsned, 2/249; Tirmizî, Ihn, 12, hadis nr: 2805. Tirmizî, hadisin hasen ve sahîh olduğunu kaydeder.

[3] Ahmed b. Hanbel, 1/104

[4] Tabakat-ı İbni Sa’d, 6/154

[5] Buharî, Zekat, 38, hadis nr: 1454

[6] Taberanî. Mucemu’l Kebir.

[7] Bu konudaki misaller için İmam-ı Ahmed’in Musned’ine bakılabilir.

[8] Taberani, Mucemu’l Evsat.

Reklamlar
Categories: Dinimizin kaynakları

Yazı dolaşımı

Yorumlar kapatıldı.

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: