Nisa 64 ayeti ve alimlerin tefsiri(=Tevessül)

İmam, Hafız İmadüddin İbni Kesir şöyle demiştir:

“Bazı ulemanın rivayet ettiği, Şeyh Ebu Mansur Sabbağ’ın da “Şamil” adlı tefsirinde zikrettiği Utbi’den nakledilen meşhur bir kıssa vardır:
“Utbi anlatır: “Bir gün Allah Rasulü’nün kabrinin yanında oturuyorduk. Bir bedevi geldi ve kabre yönelerek şöyle dedi: “Ya rasülallah! Biz işittik ki Allah -celle celâluhu-
“Biz her hangi bir Peygamberi gönderdikse mahzâ Allahın iznile itaat edilmek için gönderdik, eğer onlar nefislerine zulmettikleri zaman sana gelseler de günahlarına mağfiret dileseler, Peygamber de kendileri için istiğfar ediverse idi elbette Allahı tevvab, rahîm bulacaklardı” (Nisa 64) diye buyurmaktadır.
Ben de günahlarımdan istiğfar ettiğim halde ve senden rabbime benim hakkımda şefaatçi olmanı dileyerek hzuruna geldim.”
Bunları dedikten sonra bedevi şu şiiri okumaya başlar:

Ey toprakta yatanların en hayırlısı
Senin naaşın ile tüm ovalar ve dağlar şeref kazandı
Senin metfun bulunduğun kabre benim canım feda olsun
Ki o kabirdedir iffet cömertlik ve şeref

Bunları söyledikten sonra bedevi çekip gitti. O gidince bana birden geçginlik hali geldi ve uykuya dalıverdim. Rüyamda Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’i gördüm. Bana şöyle buyurdular: “Git o bedeviye yetiş ve Allah’ın onu bağışladığını müjdele”

İmam Nevevi “el-İzah”[1] adlı eserinde, Hafız İmadüddin İbni Kesir de meşhur tefsirinde (Nisa 64) ayetini tefsir ederken bu kıssayı aynen nakletmişlerdir.

Bu kıssayı aynı zamanda Şeyh Muhammed İbni Kudame “Mugni”[2] adlı meşhur eserinde, Şeyh Ebu’l-Ferec “Şerhü’l-Kebir”[3] adlı eserinde, Şeyh Mansur bin Yunus el-Behuti’de Hanbelî mezhebinin en meşhur kitaplarından biri olan “Keşşafu’l-Kına”[4] adlı eserinde nakletmişlerdir.

Müfessirlerin en güvenilirlerinden imam Kurtubi “Camiu’l-Ahkâm” adlı meşhur tefsirinde benzeri bir kıssayı şu şekilde rivayet etmiştir:
“Ebu Sadık, Ali’den rivayet etmiştir. Ali şöyle demiştir: “Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in defnettikten üç gün sonra bir bedevi kabrinin başına gelmiş kendini kabrinin üstüne atarak kabrin topraklarını başına serpmeye başlamıştı. Bir taraftan da şöyle diyordu: “Ey Allah’ın Rasulü! Senin sözlerini dinledik. Sen her şeyi Allah’tan, bizde senden aldık. Allah’ın sana nazil ettikleri arasında “Biz her hangi bir Peygamberi gönderdikse mahzâ Allahın iznile itaat edilmek için gönderdik, eğer onlar nefislerine zulmettikleri zaman sana gelseler de günahlarına mağfiret dileseler, Peygamber de kendileri için istiğfar ediverse idi elbette Allahı tevvab, rahîm bulacaklardı”
(Nisa 64) ayeti var. Ben de kendi nefsime zulmettim ve benim için istiğfar etmen için sanan geldim.”
Bedevinin bu konuşmasından sonra kabirden “Allah seni bağışladı” diye bir ses işitilir.”[5]

Önemli olan şudur ki, bu âlimlerin hiçbirisi bu kıssayı, şirk, sapkınlık, kabirlere tapmak ve putperestlik olarak görmemişlerdir. Bu kıssanın muhtevasını onayladıkları için nakletmişlerdir.

Buna rağmen onların sözlerine güvenmeyecek ve delil kabul etmeyecekler varsa şundan başka diyecek bir şeyimiz kalmıyor; Allah’ım bu ne büyük bir iftiradır.

Utbi’nin Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kabri başında okuduğu biraz önce naklettiğimiz şiiri, şu anda Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in hücrei saadetlerinin karşısındaki sütunların üstünde yazılıdır. Yüzyıllardır onu herkes görmektedir. Hatta merhum kral Abdülaziz, kral Suud, kral Faysal ve kral Halid zamanında da oradaydı. Şimdi de Kral Fahd zamanındayız (şimdi kral Abdullah var) ve bu şiirler hala Mescidi Nebevi’deki diğer bütün eski eserleriyle birlikte orada muhafaza edilmektedir.

[1]“El-İzah” s:498
[2] “el-Mugni” 3/556
[3] “Şerhu’l-Kebir” 3/495
[4] “Keşşafü’l-Kına” 5/30
[5]“Camiu’l-Ahkami’l-Kur’an” 5/265

[Mefahim]

Categories: Tevessül, Tevessül-Teberruk-Istiğase-Himmet | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yazı dolaşımı

Yorumlar kapatıldı.

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: